Karabük Postası tarafından
01 Aralık, 2015 15:33 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

DÇ Enstitüsü’ne ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi

Türkiye’nin ilk ve tek Demir Çelik Enstitüsü olma özelliği taşıyan Karabük Üniversitesi Demir Çelik Enstitüsü ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi sahibi oldu. KBÜ Demir Çelik Enstitüsü almış olduğu Kalite Yönetim Sistemi Belgesi ile yaptığı çalışmaları da tescilledi. Demir Çelik Enstitüsü Müdürü Yrd. Doç. Dr. Memiş Işık yaptığı açıklamada, “Enstitümüzde kalite ilgili çalışmalar kurulduğu günden bugüne kurgulanmış bir süreç. Süreç devam ederken kalite ile ilgili yaptığımız işlerin başka kişilerce doğrulanması gerekiyordu. Biz Enstitümüzde yaptığımız işleri standartlara ve uluslararası düzeye uygun şekilde yapıyoruz. Bu işleri doğru yaptığımızı kişilerin veya kurumların doğrulaması gerekir. Bunların çıktıları da kalite ve akreditasyon belgeleridir. Kalite sistemi üst yönetimden en alt çalışana kadar bir ekip işidir. Üst yönetimde çalışmalarımıza çok büyük destek verilmektedir. Sürekli gelişim, sürekli değişim, sürekli büyüme gerekiyor. Bunları nasıl sağlayacağız? Bu sistemin çıktıları ile doğrulamamız lazım. Biz geçmişte eksik yönlerimiz nelerdi ve şimdi o yönlerimizi tamamladık mı? İşte bunların en önemli çıktıları kalite belgeleridir. Dolayısı ile biz bu belge ile Uluslararası standartları sağlamış olduk ve bunu belgeledik. Bu belge ile enstitümüzde yaptığımız işleri belirli standartlara veya belirli normlara göre doğru yaptığımızın bir belgesi oldu. İçeride bir sisteminiz yoksa bu belgeyi doğrulama şansınız yoktur. Biz uyguladığımız sistem gereği bu belgenin istemiş olduğu şartların tamamını sağlamış bulunmaktayız.” dedi. 4 laboratuvar ve 8 deneyde akredite olduklarını da kaydeden Işık, “ Bunlar; sertlik, kalıntı, gerilme,statik ve Dinamik laboratuarımız. Diğer laboratuvarlarımız da bazı deneylerimiz şuan devam ediyor. Çalışmalarımız devam ederken kamu ya da özel birçok kuruma numune gönderiyoruz. 4 testte daha akredite olacağız. Bazı deneylerin süresi de 17-20 gün arasında değişmektedir. Deneylerin süreleri tamamlandığı zaman kapsam genişletmiş olacağız. Yorulma ile ilgili bir deneyimiz var ve bunu yurt dışında yapan tek kurum biz olacağız. Biz bu testleri yapınca hem sanayi ile ilgili uygulamalara, hem de bilimsel ve akademik çalışmalara destek olacağız. Bunun en önemli yanı kendimizi geliştiriyoruz ve Demir Çelik Sektörünün ihtiyacı olan katma değeri yüksek ürünlerle burada çalışma yapabileceğiz. Hatta daha büyük çaplarda yapabildiğimizi gözlemlemiş olacağız ve özel ürünlere sektör yoğunlaşmış olacak. Burada ARGE çalışmalarını yapacak ve destek vereceğiz. Ülkemiz, Bölgemiz, üniversite ve enstitü olarak güzel çalışmalara imza atacağımıza inanıyorum.” Diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.