Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
11 Kasım, 2024 12:45 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çeyrek asırlık acı: Düzce depremi unutmadı, dirençli şehir oldu

Düzce, acı dolu 12 Kasım 1999 depreminin üzerinden geçen 25 yılda yaralarını sardı ve depreme dirençli bir şehir haline geldi. Belediye Başkanı Faruk Özlü, "Deprem yönetmeliklerine harfiyen uyan bir şehiriz. Yüksek katlı yapılaşmaya son verdik. Kentsel dönüşümü de hızlandırıyoruz" dedi.
Düzce’de 12 Kasım 1999’da meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki deprem, kentte büyük bir yıkıma neden oldu. 845 kişinin hayatını kaybettiği ve binlerce kişinin yaralandığı bu acı olay, Düzcelilerin hafızasından silinmedi. Aradan geçen çeyrek asırda, Düzce büyük bir değişim gösterdi.

"Deprem yönetmeliklerine harfiyen uyan bir şehiriz"
Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü, depremin kentte bıraktığı izlerin hala taze olduğunu belirterek, Düzce’nin bu süreçte ciddi dersler çıkardığını ifade etti. Özlü, "Depremin üzerinden çeyrek asır geçti. Düzce, son 25 yıl içinde depremlerden ciddi dersler çıkardı. Biz deprem yönetmeliklerine harfiyen uyan bir şehiriz. Yüksek katlı yapılaşmaya son verdik. Kentsel dönüşümü de hızlandırıyoruz. Bu çerçevede baktığımızda Düzce, 23 Kasım 2022’de meydana gelen depremde şiddeti 12 Kasım kadar olmasa da bir tek can kaybı olmadan afeti atlattı. Bu bizim aldığımız tedbirlerin neticesidir" dedi.

"Türkiye’nin birinci önceliği depremlere dirençli şehirler üretmek"
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra, Türkiye’nin birinci önceliğinin depreme dirençli şehirler inşa etmek olduğunu vurgulayan Özlü, "Bir savunma sanayi uzmanı olarak şunu söylemeliyim ki, Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin son derece önemli olduğunu, savunma sanayi faaliyetlerinin önemli olduğunu söylerdim. Ancak 6 Şubat depremlerinden sonra Türkiye’nin birinci önceliğinin depremlere dirençli şehirler üretmek olduğu kanaatine vardım. Deprem bir kaç dakika veya saniye sürüyor. Yaşlı, genç, çocuk, kadın, kedi, köpek demeden herkesi etkiliyor. Savaşlarda böyle bir durum yok. Savaşlarda iki ordu çarpışır ve tedbir alır. Neticede asker, asker ile savaşır. Depremlere ve doğal afetlere karşı dirençli şehirler üretmek Türkiye için en önemli konudur. Tüm belediyelerimizin de Düzce örneğinde olduğu gibi depremlere, doğal afetlere dirençli şehirler üretme, oluşturma konusunda dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Fevzi Aydın tarafından
13 Ocak, 2026 13:31 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

GELİR DAĞILIMINDA ADALET…

DÜŞÜNCE VE GÖRÜŞ

Fevzi Aydın

Geçmişten günümüze gelir dağılımında siyasetin, siyasi iktidarların başarılı olamadığı bir konu, gelir dağılım…

Zamanla çalışanlar, sendikalarının gücü oranında ücret artışlarında, önemli kazanımla sağlamışlar…

Geçmişte kamu kurumları sayısının fazla olması nedeniyle sendikalı çalışanlar, ücret artışı konusunda daha avantajlıydı…

Sendikasız kesimin ücret artışları ise devamlı sendikalı çalışanların altında seyrederdi…

Kamu, ücret artışlarında sendikal alana daha fazla pay ayırırken, sendikasız alan ise ücret artışlarından daha az pay alabilmiş…

Doksanlı yıllardan sonra hızlanan özelleştirme furyası, kamu alanını daraltırken, özel sektör alanını oldukça genişletti…

Kamu kurumlarının özelleştirilmesi nedeniyle, kamu ve özel sektörde çalışanlar arasında makas oldukça açıldı…

Özel sektör alanının genişlemesiyle birlikte, asgari ücret ağırlıklı, bir çalışma hayatı oluştu…

Siyasetin son döneminde sendikalar, üyelerine ücret artışı ve sosyal haklar sağlamaktan ziyade, siyasi iktidarın yörüngesinden çıkamadığı için işlevsiz hale geldi…

Kamu kesimi ile emekli kesimin bir kısmı sendikalı olmasına rağmen, sendikaların toplu sözleşmelerde etkisizliği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ana nedeni…

Ücret artışlarını enflasyona bağlayan ekonomi ve siyaset, TÜİK’in açıkladığı gerçekten uzak enflasyon rakamlarını kabul ederken, açıklanan enflasyon rakamları, gelir dağılımındaki adaletsizliği artıran ana faktör…

TÜİK’in baskılayarak açıkladığı enflasyon rakamları, çalışma hayatı ve emekli kesimin ücret artışlarının, kısaca ekonomik değerlerin temel göstergesi…

Ekonomi politikasını değiştiren siyaset, seçim dönemlerinde aldığı ekonomik kararlarla çalışma hayatı biraz iyileşse de rahatlık, uzun süreli olmakta çok uzak kaldı…

Türkiye’de ekonomi, seçim öncesi iktidarın her alanda yaptığı ücret artışlarıyla rahatlarken, seçim sonrası ise, seçim öncesi yapılan artışlar katlanarak, sosyo-ekonomiye zam olarak geri dönmekte…

Son yıllarda, asgari ücretin genel ücret haline getirilmesinde önemli rol oynayan ekonomi yönetimi ve sendikalar, çalışma hayatında çalışanlar adına büyük bir kayba ve adaletsiz gelir dağılımına yol açtı…

Aynı enflasyon rakamları olmasına rağmen, çalışma hayatıyla birlikte emekli kesimine yapılan dengesiz artışlar, bir kesime fazla, diğer kesime az yapılan artışlar, sosyo-ekonominin dengesini bozdu…

Bugün TÜİK rakamlarına göre net asgari ücret, 28.075.TL; ekonomisini Türkiye’nin desteklediği, Kıbrıs Türk Kesiminde ise net 52.738.TL…

Türkiye ile Kıbrıs Türk Kesimi arasında fark neredeyse iki katı…

Türk ekonomi yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomi yönetiminden, ders almalı demek yanlış olmaz herhalde…

Son yapılan seçimlerden sonra iktidar, kendine has ekonomi politikasından istediği sonucu alamayınca, ABD, IMF ve Dünya Bankası destekli, Ortodoks ekonomi sistemine döndü…

Çalışma hayatına ve emekli kesime zam vermeme konusunda deneyimli olan yeni ekonomi politikasıyla, sosyo ekonomi daralarak adaletsiz gelir dağılımı daha da arttı…

Halka sırtını dönen iktidar, piyasalardaki fahiş fiyat artışına engel olamazken, başka alanlara dağıttığı finans ve garanti ödemeleri ile meydana gelen açıklarını, ekonomik reçetelerle, vergilerle halkın sırtına yüklemeye devam ediyor…

Halk, kendisine refah getirecek iktidar ve iktidarları seçebilecek iradeye sahip olduğunda, sorunu kendisi çözecektir…

Düşünce ve görüşlerin ışık olması dileğiyle…

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.