Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
29 Temmuz, 2017 14:19 tarihinde yayınlandı
0

Çelik-İş’ten Rekor Büyüme

5 Bine Yakın İşçi Çelik-İş Ailesine Katıldı

Metal işkolunda faaliyet gösteren HAK-İŞ’e bağlı Çelik-İş Sendikası, açıklanan Temmuz ayı üye istatistiklerine göre üye sayısında rekor bir büyüme sağlarken,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından işkollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2017 Temmuz ayı istatistikleri yayımlandı.
Resmi Gazete’de yayımlanan istatistiklere göre 2017 Ocak ayında 36 bin 848 üyesi bulunan Çelik-İş Sendikası’nın bu sayıyı Temmuz ayında 41 bin 491’e ulaştırdığı belirlendi.
Böylelikle aradan geçen 6 aylık sürede, 4 bin 643 işçi Çelik-İş Sendikası’na katılım sağlarken, Çelik-İş’in üye bazında büyüme oranı ise yüzde 12,6’yı buldu.
6 aylık dönemde Türkiye genelinde işçilerin sendikalaşma oranındaki artışın yüzde 5 civarında olduğu göz önüne alındığında, Çelik-İş’in, ülke genelindeki işçi sendikalaşma oranının 2 katından fazla bir büyüme gerçekleştirmesi yine dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı.
“ONLARIN EMEĞİ ARTIK EMANETİMİZDİR”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci, ‘4 bin 643 işçi, Çelik-İş ailesine katılarak örgütlü mücadeleyi tercih etmiş oldu. Emeğinden başka sermayesi olmayan 4 bin 643 işçi daha, emek ve alınteri mücadelesini bizlerle yürüteceğini belirtti. Onların emekleri, artık bizlerin emanetidir” diye konuştu.
“Üye sayımızdaki bu ciddi artış, Çelik-İş’e duyulan bir güvenin göstergesidir” diyen Değirmenci, “Özellikle son 1 yılda ortaya koymuş olduğumuz projeler, örgütlü olduğumuz işyerlerinde altına imza attığımız Toplu İş Sözleşmeleri, çalışma hayatında oldukça dikkat çekti. Milli ve manevi değerleri önceleyen politikamız ve üyelerimizin refah ve mutluluğunu sağlayan çalışmalarımız ile Çelik-İş’in farkını ortaya koymuş olduk. Sendikamızda birlik ve beraberlik içinde kavgacı bir üslup yerine uzlaşmacı bir yönetim anlayışının hakim olmasını sağladık. Sendikasız birçok işçi ise işçiyi merkeze alan uygulamalarımıza şahit olunca, Çelik-İş ailesine katıldı” diyerek artışın nasıl yakalandığını açıkladı.
“YÜZ BİNLER BİZİ BEKLİYOR”
Metal sektörünün çalışma hayatı içerisinde en zor şartlara sahip işkollarından biri olduğunun altını çizen Değirmenci, “Metal iş kolunda zor şartlar altında çalışan yüz binlerce sendikasız işçi olduğunu biliyoruz. Yağın kirin pasın içinde, kulakları sağır eden gürültüde çalışan ve artık daha iyi koşullarda çalışmak isteyen yüzbinlerce işçinin bizleri beklediğinin de farkındayız. Öncelikli ve gerçekçi ilk hedefimiz, üye sayımızı önce 50 binlere ardından 100 binlere ulaştırmaktır” dedi.

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay