Kastamonu Üniversitesi’nin paydaşlığı ile şeker pancarındaki hastalıkları araştırmak için hazırlanan proje desteklenmeye hak kazandı.
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Kısmı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Songül Gürel’in liderliğindeki proje TÜBİTAK-TAGEM 1003 Programı çerçevesinde kıymetlendirilerek kabul edildi. “Şeker Pancarında Hastalıklara ve Nematoda Karşı Çoklu-Dayanıklı Ebeveyn Çizgilerin Geliştirilmesi, Güçlü Yabani Pancar Çeşitlerinin Seçimi ve Transkriptom Düzeyinde Dayanıklılıkla Alakalı Genlerin Belirlenmesi” başlıklı proje, ulusal araştırma ve geliştirme projelerini destekleyen TÜBİTAK-TAGEM 1003 Programı’nın bir modülü olarak desteklenmeye layık görüldü. Toplamda üç alt projeden oluşan çalışmada Kastamonu Üniversitesi, Türkiye Şeker Fabrikaları ile Tarım ve Orman Bakanlığı üzere kurumlar iş birliği içinde olacak. Bu çerçevede, Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Cengiz Baloğlu, alt proje yürütücülüğünü üstlenecek. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Çelik Altunoğlu ile Merkezi Araştırma Laboratuvarı’nın Uzman Biyolog Pınar Baloğlu ise araştırmacı olarak misyon alacak.
Proje ile daha evvel geliştirilen “TÜRKŞEKER 2023” ve “TÜRKŞEKER 2053” isimli, Rhizomania hastalığına güçlü yerli şeker pancarı çeşitlerine yeni ıslah özellikleri kazandırılarak Türkiye’nin ziraî gelişimine katkı sağlanması hedefleniyor.
Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Üniversitesi’nin TÜBİTAK-TAGEM 1003 Programı çerçevesinde birinci sefer desteklenen bir proje ile bu alanda değerli bir muvaffakiyete imza attığını belirterek, “Projede misyon alan tüm proje grubunu tebrik ediyor, çalışmalarında muvaffakiyetler diliyoruz. Ayrıyeten, üniversitelerde araştırma ve proje kültürünün geliştirilmesine kıymetli katkılarda bulunan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’na ve TÜBİTAK-TAGEM 1003 Programı çerçevesinde desteklenen projeye sağladıkları takviye için Tarım ve Orman Bakanlığı – Ziraî Araştırmalar ve Siyasetler Genel Müdürlüğü’ne teşekkür ediyoruz” dedi.


Bu proje ile şeker pancarındaki hastalıklar önlenecek
MÜJDE, ULTRA ZENGİN SAYIMIZ 4208 OLMUŞ !
Türkiye’de gelir dağılımı adaletsizliği, son yıllarda belirgin bir şekilde derinleşmiş durumda. Güncel verilere göre Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. En yüksek gelire sahip %20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık %48’ini alırken; en düşük gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirden yalnızca %6,4 pay alabilmekte. En zengin %10’luk kesimin geliri, en yoksul %10’luk kesimin gelirinden yaklaşık 15 kat daha fazla. Gelir dağılımı eşitliğini ölçen Gini katsayısı Türkiye’de 0,461 seviyesinde. Avrupa Birliği ortalaması 0,29
ULTRA ZENGİN SAYIMIZ SON 5 YILDA %93.5 ARTMIŞ
İngiliz gayrimenkul danışmanlık şirketi Knight Frank’ın The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı son 5 yılda %93.5 artmış.2174 ten 4208’e çıkmış. Milyarder sayımızın aynı dönemde 35 ten 46 ya çıkacağı öngörülüyor.
Milyonlarca insan açlık ve yoksulluk mücadele ederken, milyarderlerimizin sayısı hızla artıyor.
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİNİ ÖNLEME ÇABALARI YETERSİZ
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliği bakımından 130 ülke arasında 28. sırada yer alarak birçok gelişmekte olan ülkeden daha kötü bir tablo sergiliyor. Bu adaletsizlik, orta sınıfın zayıflamasına ve halkın büyük bir kesiminin ( yaklaşık her 10 kişiden 6’sı ) borçlu bir şekilde yaşamını sürdürmesine neden olan sosyoekonomik bir krizin temel taşlarından biridir.
Gelir dağılımdaki adaletsizliği önlemek için devletler tarafından uygulanan en temel yöntem, maliye politikası araçlarını kullanarak geliri piyasada oluştuğu halinden (birincil dağılım) daha adil bir seviyeye (ikincil dağılım) taşımaktır.
Bu adaletsizliği önlemek için kullanılan başlıca stratejiler şunlardır:
– Yüksek gelir gruplarından daha yüksek oranda vergi alınarak, toplanan kaynağın alt gelir gruplarına aktarılmasıdır.
– Düşük gelirliler üzerindeki vergi yükünü azaltmak amacıyla asgari ücretten vergi alınmaması veya temel gıdada vergi indirimleri yapılmasıdır.
– Gelirin ötesinde, birikmiş servet üzerinden alınan vergilerle servet yoğunlaşmasının önlenmesi hedeflenir.
– Yoksulluk sınırı altındaki ailelere yönelik doğrudan nakdi transferler ve sosyal güvenlik ödemeleridir.
– Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz veya sübvansiyonlu sunulması, alt gelir gruplarının harcamalarını azaltarak dolaylı gelir artışı sağlar.
– Asgari ücretin yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi, Gini katsayısını (eşitsizlik ölçütü) düşüren doğrudan bir araçtır.
– Eğitim ve mesleki eğitim politikalarıyla düşük nitelikli işgücünün verimliliği artırılarak daha yüksek ücret alabilmeleri sağlanır.
– İşsizliğin azaltılması, hanehalkı gelirlerini doğrudan artırarak eşitsizliği azaltan en kritik faktörlerden biridir.
– Vergi kaçakçılığının önlenmesi ve çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması gelir dağılımını iyileştirir.
– Eğitim ve sağlığa erişimde adaletin sağlanması, bireylerin ekonomik basamakları tırmanma şansını (sosyal mobilite) artırır.
Bu konularda bir takım çalışmalar olsa da gelir dağılımı adaletsizliğini önlemede son derece yeteresiz.
Ne yazık ki, yoksulla zengin arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
24 yılın sonunda geldiğimiz durumun özeti budur.
İlyas Erbay


