Bozuk Orman Alanları Ekonomiye Kazandırılıyor - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
27 Temmuz, 2017 13:56 tarihinde yayınlandı
0
0

Bozuk Orman Alanları Ekonomiye Kazandırılıyor

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bozuk orman alanlarını yeniden tabiata kazandırmak ve orman köylüsünü kalkındırmak maksadıyla bütün yurtta çalışmalarını sürdürüyor.

Bu çerçevede Karabük ve Zonguldak Ereğli’de 3 bin 800 dekarlık sahada gelir getirici tür fidan dikimi için çalışmalar tamamlandı.

YÖRE HALKINA EKONOMİK DESTEK SAĞLANACAK

OGM, 2017 yılı gelir getirici tür ağaçlandırmaları kapsamında 600 dekar sahada defne ve kızılcık, 1.500 dekar sahada kestane ve ıhlamur, 1.070 dekar sahada fıstıkçamı ve ıhlamur ile 630 dekar sahada diğer gelir getirici türler olmak üzere toplam 3 bin 800 dekar sahada ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışmalarını tamamladı. Dikilecek meyveli fidanlar sayesinde hem yöre halkına ekonomik gelir sağlanacak hem de yaban hayatı desteklenecek.

ORMAN KÖYLÜSÜNÜ DESTEKLEME ÇALIŞMALARI SÜRECEK

Orman köylüsünü destekleme çalışmalarını sürdüreceklerini ifade eden Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu “3 bin 800 dekarlık bozuk orman alanının rehabilitasyonunu yaparak, yöre halkının faydalanabileceği gelir getirici ağaç türlerini toprakla buluşturacağız. Bu alanların bakımını 3 yıl boyunca orman teşkilatımız üstlenecek. Daha sonra bu fidanları kura usulü ile köydeki hanelere dağıtacağız. Orman köylümüz fidanların bakımını yapacak aynı zamanda meyvesinden tarife bedeli ile yararlanacak” değerlendirmesinde bulundu.

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay