Bolu’daki o hastanenin mimarından çarpıcı iddialar: "Bu yapı insanları öldürür" - Karabük Haber Postası
boludaki o hastanenin mimarindan carpici iddialar bu yapi insanlari oldurur rBTmKsLp
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
09 Mart, 2025 20:07 tarihinde yayınlandı
0
0

Bolu’daki o hastanenin mimarından çarpıcı iddialar: “Bu yapı insanları öldürür”

Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin mimarı Uğur Tunçok, hastane ile ilgili tezlerde bulunarak, “Hastane geceleri hayallerime giriyor, beni uykusuz bırakıyor. Bu yapı insanları öldürür” dedi.

Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda Kent Kurulu birleşenleri tarafından Abant İzzet Baysal Üniversitesi ile ilgili oturum gerçekleştirildi. Programda konuşan Bolu Abant İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin mimarı Uğur Tunçok, hastaneyle ilgili korkutucu tezlerde bulundu. 2002 yılında hizmete 250 yataklı olarak giren hastanenin şu anda 450 yatağa kadar çıkarıldığını tabir eden Tunçok, yapının zelzeleye dayanıksız hale getirildiğini öne sürdü. Tunçok, hastanede yöntemsiz kapasite artışından ötürü yangın merdivenlerinin kullanımının engellendiğini ve yangın dedektör sensörlerinin çalışmadığını da argüman etti.

“İzzet Baysal görseydi çok üzülürdü”

Merhume İzzet Baysal’ın hastanenin şu anki durumunu görse çok üzüleceğini belirten Mimar Uğur Tunçok, “1996 yılında İzzet Baysal, ‘Ben Bolu’ya tıp fakültesi yapacağım. Benim hastalarım İstanbul’a, Ankara’ya gitmeyecek, Bolu’da profesöre muayene olacak, ameliyat olacaklar’ dedi. İzzet Bey’in vizyonu, niyeti, gayesi buydu. Lakin bugünleri görse herhalde çok üzülürdü. Bu hastane Bolu’nun çocuğudur. Lakin şu anda ağır bakımda, bitmiş durumda, ölüyor. Bu durumu göz önünde bulundurmalıyız” dedi.

“En acil formda bu binayı nasıl kurtarabiliriz”

Hastanenin kanun ve yönetmeliklere karşıt halde ek tadilata uğradığını söyleyen Tunçok, “İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin inşaatına 1998 yılında başladık ve 2002 yılında tamamlayarak teslim ettik. Yani biz, 1998 yılının yönetmeliklerine nazaran binayı yaptık. Şu anda ise çok aciz bir durumdayız. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kısa müddette zelzele yönetmeliğinin değiştiğini görmedim. Bir hastanenin ömrü en az 50 yıldır. 20-25 yılda bir hastane yıkıp tekrar yapamayız, biz bu kadar güçlü değiliz. En acil formda bu binayı nasıl kurtarabiliriz, insan vefatına sebep olmayacak halde nasıl tutabiliriz, bunu düşünmeliyiz. Zira ben korkuyorum. Şu anda hastanede kanun ve yönetmeliklere alışılmamış bir durum var” tabirlerini kullandı.

“Bu yapı insanları öldürür”

Usulsüz olarak yatak kapasitesinin arttırıldığını ve bu durumun insan canına mal olacağını söz eden Tunçok, “Duyduğuma nazaran 2 kişilik odalar 4 kişilik hale getirilmiş. Bu, insan tabiatına da ters bir durumdur. Fiziki olarak hastanenin tasarımı bozulmuştur. Bu binayı 250 yataklıdan 450 yataklıya çıkardılar. Ameliyathane sayısının da 8’den 12’ye çıkarıldığını duydum. Bunun manası, fiziki olarak insan yükünün ve hareketli yükün artmış olmasıdır. Bu nedenle hemen bu binanın 250 yataklı hale dönmesi mecburidir. Biz hiçbir formda bu sorumluluğu kabul etmeyiz. Zira bu durum geceleri düşlerime giriyor, beni uykusuz bırakıyor. Yatak artışı, koridorlar, genel merdivenler ve yangın merdivenlerinin yetersiz kalmasına sebep olabilir. Bu yapı insanları öldürür. Ondan sonra dünya basınına manşet oluruz” diye konuştu.

“Odalarda sigara içildiği için yangın sistemi kapatılmış”

Hastane odalarında sigara içildiği için yangın sensörlerinin kapatıldığını tez eden Tunçok, “Farz edelim ki yangın çıktı, pekala yangın ihbar sistemi çalışıyor mu? Biz bu sistemi 250 yatak için ve o dönemki odalar için yapmıştık. Lakin duyduğuma nazaran sistem çabucak hemen hiç çalışmıyor. Zira odalarda sigara içildiği için yangın sistemi kapatılmış. Bu mevzuyu rektörle konuştuğumda, ‘Cihaz bozuk’ dedi. ‘Tamam, verin, yaptıralım’ dedik ancak şu anda yeniden çalışmadığını iddia ediyorum” dedi.

“Boş buldukları her yere bir yatak koymuşlar”

Muhtemel bir sarsıntı durumunda binanın ağır riskli olduğunu söyleyen Uğur Tunçok, “Deprem olursa ne olur biliyor musunuz? Bina sancak üzere sallanır. Artık burada kimin cürmü var? Müsaade alınmadan yapılan tadilat kabahattir. Ben de kendimi bu işin içine atıyorum. Beni arayıp ‘Neden bu türlü konuştun?’ diye soracaklar, lakin bunu söylemek zorundayım. İçeride ufak bir gaz patlaması bile olsa panikle beşerler birbirini ezer. Koridorları kapatmışlar, pencereleri kapatmışlar, dinlenme odalarını kapatmışlar. Duyduklarımı söylüyorum. Boş buldukları her yere bir yatak koymuşlar. Benim anladığım bu, bu yapı bu yatak kapasitesini kaldırmaz” tabirlerini kullandı.

“Yapılan ek tadilatlar ruhsata işlenmemiştir”

Yapılan ek tadilatların ruhsata işlenmediğini tez eden Mimar Uğur Tunçok, “Yapılan ek tadilatlar ruhsata işlenmemiştir. Bu durum kullanıcıların sorumluluğundadır. O yöneticilere benden selam söyleyin, hepsi zan altındadır. Ruhsatsız bir yapıya binlerce insanı sokarsanız hatalı olursunuz” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ahsabin cazibesi belgesel filmi ilk kez izleyiciyle bulustu 3jYNRpOQ
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
30 Mart, 2026 20:52 tarihinde yayınlandı
0
0

“Ahşabın Cazibesi” belgesel filmi, ilk kez izleyiciyle buluştu

Kastamonu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü destekleriyle hazırlanan “Ahşabın Cazibesi” belgesel filminin ilk gösterimi izleyiciyle buluştu.

Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda Kastamonu Üniversitesi’nin 20. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında gerçekleşen programa Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Atalan ve Prof. Dr. Ömer Küçük, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, Kastamonu Belediye Başkan Vekili Hasan Fehmi Taş’ın yanı sıra çok sayıda akademisyen, öğrenci ve sanatsever katıldı.

Program öncesinde Vali Meftun Dallı, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı ve katılımcılar, Kastamonu Üniversitesi Güzel Sanatlar Galerisi’nde belgeselin yapım aşamasını anlatan resim sergisini ziyaret etti. Serginin ardından sanatseverler, belgesel gösteriminin yapılacağı salona geçti.

Yapım ve yönetmenliğini Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ersoy Soydan’ın üstlendiği belgeselin yardımcı yönetmenliğini Araştırma Görevlisi Salih Ertosun ve Araştırma Görevlisi Mehmet Oğuz Yıldırım yaptı. Görüntü yönetmenliğini Araştırma Görevlisi Salih Ertosun’un üstlendiği yapımın senaryosu Doç. Dr. Ersoy Soydan, Araştırma Görevlisi Abdullah Güray Basakcıoğlu, Araştırma Görevlisi Güzide Kayıtmazbatır ve Araştırma Görevlisi Mehmet Erol tarafından hazırlandı.

Yapımı iki yıl süren belgeselin seslendirmesini tiyatro sanatçısı ve yönetmen Rıza Sönmez gerçekleştirirken; Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi ile Orman Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan geniş bir danışman kadrosu projeye katkı sundu.

İki yıl süren çekim sürecinde Kastamonu’nun kent merkezi, ilçeleri ve köyleri ziyaret edilerek tarihi konaklar, camiler, bağ evleri ve yayla yaşamı kayıt altına alındı. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii başta olmak üzere aşı boyalı İnebolu evleri, Tosya gümeleleri ve geleneksel mimari örnekleri belgeselin ana temasını oluşturdu.

Belgesel; ahşabın sivil mimariden dini yapılara, günlük yaşamdan el sanatlarına kadar uzanan kullanım alanlarını ele alırken, aynı zamanda tarihi yapıların korunması, işlevlendirilmesi ve turizme kazandırılması gerekliliğine dikkat çekiyor.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programın açılışında konuşan belgeselin yönetmeni Doç. Dr. Ersoy Soydan, projenin yalnızca bir belgesel/film çalışması değil, aynı zamanda kültürel sorumluluk taşıyan bir belgeleme süreci olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Soydan, ekip olarak Kastamonu’nun farklı noktalarında binlerce kilometre yol kat ederek çekimler yaptıklarını belirtti. “İçinde yaşadığımız ve doyduğumuz kente borcumuz olduğunu düşünüyoruz” diyen Soydan, Kastamonu’nun ahşap mimarisini, doğal zenginliklerini ve kültürel belleğini kayıt altına almayı hedeflediklerini söyledi. Soydan, projeyle hem kültürel miras bilincini artırmayı hem de kentin uluslararası tanıtımına katkı sunmayı amaçladıklarını ifade etti.

Şehir genelinde bin 433 adet tescilli sivil mimari örneği bulunduğunu ve bunların korunarak geleceğe taşınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Soydan, ahşap mimariyi ve tabiat varlıklarını belgeleme, bölgesel kalkınmaya katkı sağlama ve kültürel miras bilincini artırma amacıyla bu projeye başladıklarının altını çizdi.

Kastamonu’nun doğal ve kültürel mirasına dikkati çeken Soydan, “Bu değerlerin bir yandan korunması ve bir yandan da yeniden ahşap yapılan özendirilmesi ve Kastamonu’nun UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesine alınmasının hedeflenmesi gerektiği için bu belgeselin ana fikrini oluşturuyor” dedi.

Program, açılış konuşmasının ardından gerçekleştirilen film gösterimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Bizi sosyal medyadan takip edin