Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde (BEUN) “Âşık Veysel’den Gönül Dünyamıza Akanlar” adlı programda, büyük halk ozanı Âşık Veysel’in sazı, sözü ve irfanı ele alındı. Âşık Veysel’in şiirleri, düşünce dünyası ve kültürel mirası konuşulurken program sonunda seslendirilen türküler salonda duygusal anlar yaşattı.
Farabi Kampüsü Doç. Dr. Ali Arslan Konferans Salonu’nda yoğun bir katılımla gerçekleştirilen etkinliğe; BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, senato üyeleri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Program, aziz şehitlerin anısına yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından açılış konuşmasını yapmak üzere BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer kürsüye çıktı. Rektör Özölçer konuşmasında, Anadolu irfanının bilge sesi Âşık Veysel’i anmak ve anlamak için bir araya gelmenin önemine vurgu yaparak şu ifadeleri dile getirdi:
“Bugün, gönül ve kültür dünyamızda derin izler bırakmış Anadolu irfanının mütevazı ve bilge kişiliği Âşık Veysel’i anmak için burada toplandık. O yalnızca bir saz âşığı ya da söz ustası değildir; gönül gözüyle gören, gönülden söyleyen, gönüllere hitap eden bir yolcudur. Yaşadıklarıyla efsaneleşmiş, eserleriyle ölümsüzleşmiştir. Onun dizelerinde vatan sevdası, hasret, vuslat, doğa, ana sevgisi, sabır ve şükür vardır. ‘İki kapılı bir handa gündüz gece yürüyen bir yolcu’ olarak kendi yolculuğunu tamamlamış olsa da türküleriyle Dedem Korkut’un dediği gibi ‘ölümlü gidimli’ dünyada bize yoldaş olmaya devam etmektedir. Gönül kelamının usta nefesi, âşıklık geleneğimizin güçlü temsilcisi adına bu anlamlı programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”
Açılış konuşmasının ardından program, BEUN İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Seyfullah Kara ve Teoman Duralı İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Muhittin Turan tarafından gerçekleştirilen sunumlarla devam etti.
Doç. Dr. Muhittin Turan, sunumunda Türk halk ozanı Âşık Veysel’in eserlerini derinlemesine ele alarak, şiirlerinin muhteva ve mana açısından taşıdığı değeri anlattı. Veysel’in mezhepsel bir ayrım gözetmediğini, Allah’a yönelttiği sitemlerin hakka duyduğu aşktan kaynaklandığını dile getirdi. Ayrıca zıtlıkların Veysel’in yansımalarını ele alarak Mehmet Âkif Ersoy ve Mehmet Âkif İnan’dan yaptığı alıntılarla ozanın şiir evrenini zengin bir perspektifle değerlendirdi.
Doç. Dr. Turan’ın ardından söz alan Prof. Dr. Seyfullah Kara ise Âşık Veysel’i anlama çabasının kültürel süreklilik açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek, ozanın zengin kültürel dünyasının kapsamlı şekilde analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Konuşmaların ardından Prof. Dr. Seyfullah Kara, Âşık Veysel’in iki türküsünü saz eşliğinde icra ederek salona duygu dolu anlar yaşattı. Türkülerin ardından BEUN Rektörü Prof. Dr. Özölçer, programda sunum yapan akademisyenlere teşekkür belgelerini takdim etti. Program toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.


BEUN’da Âşık Veysel anıldı
Gördük işittik söylüyoruz 25 mayıs 2026
Bayramlar bayram ola
Yarın arife Çarşamba Kurban Bayramı.
Bayramlar birlik-beraberlik ve dayanışma ruhunun sevgi ile yoğrularak vücut bulduğu özel günlerdir.
Şimdikiler de pek tat ve heyecan kalmasa bile bizim çocukluğumuzun bayramları bir başka idi.
Günler öncesinden saran alışveriş heyecanı, yastık alına konulan ayakkabı ve giyişiler, sonra kankalar ile kapı-kapı şeker ve harçlık toplama.
Nerede o bayramlar?
Nerede o bayramlarda bizleri gülümseme ile karşılayan gözler?
Nerede o bayramlardaki muhabbet, samimiyet ve gerçek yüzler?
Takvimlerde yine bayramlar var.
Bu hayat cenderesinde tatil günü.
Olsun var ya yine;
Merhum Ozan arif bayram şiirinde;
“Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir
Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir
Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.
Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.
Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.”
Diyerek gönlündekini dile getiriyordu.
Yine kelimelerin sultanı gönül adamı, “Sarı saçları deli gönüle bağlatan”, “Lambada titreyen alevi üşüten” şair Abdurrahim Karakoç da ;
“Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?
Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?
Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?
Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?
Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?
Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?”
Diye yaşadığı bayramların akıbetini soruyordu.
Olsun yine bayramlar var.
Bayramlar bayram olsun.
Kutlu olsun, mübarek olsun.
İstenince oluyormuş demek ki
Yenice eski devlet hastanesi arası satışından sarfı nazar edildi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı aralarında Yenice’nin de bulunduğu bazı hazine arsalarının satışına karar verdi ve satış tarihi ilan etti.
Yenice sivil toplum kuruluşları ve halkı bu karar üzerine itiraz sesler yükseltti.
Birlik içerisinde geçekleşen bu itirazlar duyuldu ve karar şimdilik geri çekildi.
Uğraş verenler sağ olsunlar.
Akıl hırsların önünde olduğu müddetçe yanlışlar düzeltilir.
İnat ve ısrar toplumla gerginlik yaratır.
Bu hadise istenirse olabiliyormuş demek ki?
8 Kasım birlikteliği geldi aklımıza nedense?
Bu ruhlar yaşamalı, yaşatılmalı.
Büyüklere masallar ve gerçekler
Terör örgütü ile “süreç ” tartışmaları Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Öcalan’ın Meclis’e gelerek, PKK’nin lağvedildiğini açıklamasını önermesiyle başladı.
Daha önce 2013-2015 tarihleri arasında denenmiş, iş hendek çatışmalarına kadar gitmişti.
2013-2015 tarihleri arasındaki süreci ihanet süreci diye adlandıran MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin şimdiki iştahını anlamak mümkün değil.
Türk Milletinin evlatlarına kuşun sıktırmış, bombalarla parçalatmış, pusular ile toprağa düşürtmüş, çoluk çocuk demeden katlettirmiş ve bu suçlarının karşılığında TCK hükümlerine göre vatana ihanetten ömür boyu hapis cezasına (İdam kaldırıldığı için) çarptırılmış bir müsvedde için milliyetçi bir partinin genel başkanının yaklaşımı terörü önlemeyi istemekten öte bir şeydir.
Bahçeli koltuğunda oturduğu MHP’nin banisi Alpaslan Türkeş’in ve partinin tabanını oluşturan ülkücülerin bu cani ve örgütü hakkındaki görüşlerini bilmiyor olamaz.
Öyle ise burada başka bir şey var diye kafa patlatırken, bu vatan hainleri gibi, 15 Temmuz hainlerinin şehit ettirdiği Muhsin Başkan ve yaşadığı bir hadise geldi aklımıza.
“Büyük Birlik Partisi (BBP) merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu‘nun kendisinden yardım isteyen bir vatandaş için Ahmet Türk‘e verdiği ayar hala hafızalardaki yerini koruyor.
İşte tüyleri diken diken eden o olay
Tunceli‘de terör örgütü PKK tarafından kaçırılan gencin babasına, “oğlunu bulursa Muhsin Başkan bulur” telkini verilir. Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi’ne gelen acılı baba Muhsin Yazıcıoğlu’na oğlunun “terör örgütü tarafından kaçırıldığını” söyleyip yardım ister. Yazıcıoğlu babaya oğlunun bulunacağına dair söz verir.
“Kameraları kapatın”
Yazıcıoğlu görüşmenin ardından Meclis’te koruma amirlerine 5 dakika kameraları kapatın talimatı verir ve o zamanki adıyla HADEP’in Meclis odasının kapısında korumalarının yanında Ahmet Türk’e elinde kaçırılan gencin ismi yazılı notu uzatır ve Türk’e, “Bir kaç saat içinde bu genç teslim edilmez ise Ahmet Bey seni alırım” ifadelerini kullanır.
Olayın üzerinden bir saat geçmeden Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis lokantasında yemek yediği esnada Tunceli valisinden telefon gelir. Vali, “Başkan genci teslim ettiler” der.
Ona bak bir de buna.
Birisi masal diğeri gerçek.
Bilmek, yine bilmek
AKP Genel Sekreter Yardımcısı ve Karabük Milletvekili Cem Şahin,
“Parti içerisinde “eski” kavramının olmadığını, milletvekilinden il başkanına, ilçe başkanından belediye başkanına, mahalle başkanına kadar görev yapmış herkesin aynı davanın mensubu olduğunu, parti’nin büyük bir aile olduğunu, davada ayrılık değil birlik, kırgınlık değil, kardeşlik bulunduğunu, görevlerin değişebileceğini ama dava bilinci ve vefa duygusu değişmeyeceğini parti’de sadece bayrak yarışı olabileceğini.” Söylemiş.
İlk bakışta parti içerisine yönelik toplumcu bir mesaj.
Cem Şahin’in gönlünden belki böyle geçiyor ve böle olmasını istiyor.
Bilmemesi mümkün değil.
Bilmiyor, kendisine söylenmedi ise siyaset yapması zor.
Şahin bu sözleri söylerken salonda oturanların birçoğu “Ben varken neden o?” diyerek partilerini ve arkadaşlarını satmış adamlar.
İtiraz edebilirlerse isim-isim sayarız.
Cem Şahin genç ve gelecek vaat eden, alışılagelmiş siyasetçi profilinden uzak, dinleyen, ilgilenen bir siyasetçi.
Genel Sekreter Yardımcısı olarak bunları söylemesi normal.
Ama biliyordur mutlaka kim, kim?
Babasına yalakalık yapıp, kendi arkasından da dönme dolaba binenleri bilmemesi mümkün mü canım?
Afet deyi geçmemek lazım
Metrekareye bilmem ne kadar yağış düştü ondan oldu.
Bilmem kaç yılda bir olur.
Doğrudur.
Yağması da, yağmamasıda mesele.
Güzel güzel bulvarlarımız oldu afilli mi afilli.
Altyapı düşünüldü mü?
Bilmiyoruz.
Eskilerinden tutun yenilerine kadar çoğu yer patladı.
Demek ki sadece makyaj yetmiyormuş.
En kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerekiyormuş.
Karayolları bulvarları, belediye kendi yollarını gözden geçirmeli alt yapı noktasında.
Allah’tan can kaybı yok.
Sadece yarım saatlik yağış.
Afet bu kırk yılda bir oluyor deyip geçmemek lazım.
Tedbir alıp takdire bırakmak gerekir.
Öyle değil mi?


