BEUN ile TP-OTC arasında iş birliği toplantısı gerçekleştirildi
BEUN Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Servet Karasu ile TP-OTC Genel Müdür Yardımcısı Uğur Karakaş’ın katılımıyla Çaycuma Meslek Yüksekokulunda BEUN ile TP-OTC arasında İş Birliği Toplantısı gerçekleştirildi.
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ile TP-OTC arasında düzenlenen iş birliği toplantısında Çaycuma Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Hikmet Yazıcı, Çaycuma Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcıları Dr. Öğr. Üyesi Umut Üzmez, Öğr. Gör. Ayşe Öçal, bölüm öğretim elemanları ile TP-OTC’den Açık Deniz Bakım Merkezi Müdürü Mümin Kasapoğlu, İnsan Kaynakları Müdürü Zafer Demirkul ve İnsan Kaynakları Kıdemli Uzmanı Mustafa Aracı da yer aldı.
Toplantı kapsamında Çaycuma Meslek Yüksekokulu bünyesinde kurulacak atölyeler, sondaj çalışmaları, kuruluşunda son aşamaya gelinen kütüphane vb. konular görüşülerek, Açık Deniz Teknolojileri Merkezi ve laboratuvarları ile Sondaj Kulesi, Çaycuma Meslek Yüksekokulundaki bölüm öğretim elemanları eşliğinde yerinde incelendi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ile TP-OTC arasındaki iş birliğinin daha da güçlendirilmesi konusunda fikir birliğine varıldı.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.