Reklam
Reklam
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
02 Kasım, 2021 12:32 tarihinde yayınlandı
0

Belediye Başkanı Rafet Vergili CHP eski İl Başkanı Erdoğan Dinçeli topa tuttu “Ben seni bir kere caminin içinde görmedim”

Belediye Başkanı Rafet Vergili BRTV katıldığı programda CHP eski İl Başkanı Erdoğan Dinçeli’i adeta topa tuttu.

Karabük Merkeze yapılacak cami konusunda bilgi veren ve camiyi yapacaklarını belirten Vergili, cami konusunda yapılan eleştirilere cevap verdi.

Konuşmasında CHP eski İl Başkanı Erdoğan Dinçel’i yerden yere vuran Başkan Vergili  “Gelelim cami karşıtlığına. Camiye karşıtlıkları yalnızca burası olduğu için değil. Bazıları halen kendini Karabük’te siyaset yapıyorum sanıyor. Ama siyasetinde nasıl yapılacağını da bilmiyor. Bugüne kadarda zaten siyasetin nasıl yapılacağını bilmediği için başarılı olamadı. Sen camiye girmiyorsan girmiyorsun. Ben sana bu güne kadar camiye neden girmiyorsun diye hiç sordum mu?  Ben bugüne kadar senin siyasetinle ilgili hiç konuştum mu, siyasetinle ilgili hiç eleştirdim mi? Sen SHP’den başlayarak dönem dönem CHP’nin başkanlığını yapmış bir siyasetçisin. Bugün başkan olmasan bile senin söylediğin her söz CHP’nin görüşünü ortaya koyar. Sen bir söz söylerken çok temkinli davranmalısın. Ben şuanda ne konuşursam konuşayım Milliyetçi Hareket Partisi’ni de bağlar. Sen yıllarca CHP İl Başkanlığı yapmışsın ama halen konuşmasını öğrenememişsin, sen nasıl konuşuyorsun? Yıllarca siyaset yaptın, bu şehirde ne iş yaptın, Karabük’ün kaç mahallesi, kaç köyü olduğunu biliyor musun?  Oturduğun yerden Karabük’ün siyasetini yapmaya çalışıştın ve hiçbir zamanda başarılı olamadın. Bu kadar başarısız bir kimliğinle sen kimsinde beni eleştiriyorsun Erdoğan Dinçel beyefendi. Abdullah Bey eleştirsin sana ne? Sen kendini ne sanıyorsun? Sen bir kere konuşmasını öğreneceksin. Ben bugüne kadar seni eleştirecek tek kelime konuştum mu? Doğru da yapmışsındır yanlışta, beni ilgilendirmez. Ama sen zaten hiçbir şey yapmadın ki. Hiç siyaset yapmayan adam milletvekili oldu, yıllarca CHP’de uğraştın ama hiçbir şey olamadın. Hem camiyi eleştiriyorsun, cami bahanesiyle de beni eleştiriyorsun. Senin camiyle ne işin var, camiyle ilgili camiyle işi olan konuşur. Ben seni bir kere caminin içinde görmedim, Abdullah Beyde il başkanı ama onunla kaç kere aynı safta namaz kıldık. Hem kendilerini küçültüyorlar, hem partilerini küçültüyorlar, geçmişte siyasette başarılı olamamalarının sebebi de bu zaten. Karabük’te her siyasi görüş başarılı olabilir. Çünkü bu şehirde herkes iç içe. Neden başarılı olamadı bu güne kadar? Kimseyle teması olmadığı için, şehirle ilgili bir tane fikir yürütemediği için. Benim CHP ile bir problemim yok ki. Benim burada genel merkez siyaseti yapmam doğru değil ve yapmadım da. Bugüne kadar Sayın Kılıçdaroğlu ya da bir başka parti başkanını eleştirdiğimi duydunuz mu? Benim bu işlerle ne işim var, benim genel başkanım yok mu? Bana verilen görev Karabük’ün işlerini yapmak. Her şeyi doğru yapmamız mümkün mü? Yaptığımız her şeyi herkese beğendirmek mümkün mü? Şu anda Derevler’de, Halim Deresi’nde açtığımız bulvarları bile eleştirecek insan çıkar. O bulvarı açtık ve Karabük Mahallesi üç’e, Aydınlıkevler iki’ye katlandı. Biz eleştirilere açığız, ancak aşağılayıcı cümleleri ben kabul etmem. Hele Erdoğan Dinçel gibi birinin sözlerini hiç kabul etmem. ‘Al maaşını Karabük’ü rahat bırak’ filan. Sen kimsin bu cümleleri kullanacak. Eleştirini yap, fikirlerini sun ama aşağılama. Efendim neymiş, iki caminin arası çok yakınmış. Sen Karabük’ü bilmiyorsun. Karabük’ün merkezi Safranbolu’dur. Bu şehrin tarihi orada yatar. Sen git, Köprülü Mehmet Paşa Camisi ile İzzet Paşa Camisi arası kaç adım bir say ve gel. Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Sen zaten seçimlerden önce söz verdin, büyük ihtimalle Tabipler Lokalinde filan verdin; ‘Rafet Vergili bu seçimi kazanırsa siyaseti bırakırım’ dedin. Sen biraz terbiyeli olsana, siyaseti bıraksana. Sen nesinde beni eleştiriyorsun, sen kimsin? Bir daha ağzından bir şey çıkarsa çok daha ağır konuşurum”

 

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay