Bayram ziyaretine giden aile kaza yaptı: 1’i ağır 8 yaralı
Düzce’den Trabzon’a bayram ziyaretine giden ailenin içinde bulunduğu otomobil Samsun’da su kanalına devrildi. Meydana gelen trafik kazasında 1’i ağır 8 kişi yaralandı.
Kaza, Samsun’un Kavak ilçesi Çakallı mevkisinde sabah meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Yusuf Zor idaresindeki 34 ZK6406 plakalı otomobil, direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesi sonucu yoldan çıkarak su kanalına devrildi. Kazada, araç sürücüsü Yusuf Zor (23) ile Süheyla Zor (58), Vami Zor (69), Derya Zor (40), Gülbahar Akdoğan (39), 14 aylık Sare Leyla Akdoğan, Ceylin Ekiz (12) ve Ecrin Ekiz (15) yaralandı. Yaralılar ambulanslarla Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gazi Devlet Hastanesi, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ile 2 ayrı özel hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındılar. Ecrin Ekiz’in hayati tehlikesinin bulunduğu belirtildi. Kazada yaralananların araç sürücüsünün anne ve babası ile kardeşleri ve yeğenleri olduğu, Düzce’den Trabzon’da bulunan diğer kardeşlerine bayram ziyaretine gitmek için yola çıktıkları öğrenildi.
Kazayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.