blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
19 Kasım, 2025 20:15 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

BARÜ 8. Uluslararası Ar-Ge Proje Pazarı kapılarını açmaya hazırlanıyor

Bartın Üniversitesinde (BARÜ) 20-21 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleştirilecek "8. Milletlerarası Ar-Ge Proje Pazarı"na 6 ülkeden ve Türkiye’nin 32 vilayetinden yüzlerce müracaat yapıldı.
Bartın Üniversitesinin (BARÜ) klâsik hâle getirdiği yenilikçi fikirlerin buluşma noktası olan "8. Memleketler arası Ar-Ge Proje Pazarı" ziyaretçilerine kapılarını açmak için gün sayıyor. Araştırmacıların geleceğin teknolojilerine taraf verecek projelerini sergilediği bölgenin en uzun soluklu bilim şenliğine bu yıl rekor müracaat yapıldı. Ar-Ge Proje Pazarı’na 6 farklı ülkeden, Türkiye’nin 32 ilinin 94 kurumundan 539 projeyle ağır ilgi gösterildi.
BARÜ’nün "Akıllı Lojistik ve Bütünleşik Bölge Uygulamaları" ihtisaslaşma alanı odağında düzenlenen proje pazarında 89 farklı temada lise kategorisi ve ilkokul kategorisinden de müracaatlar alındı. Ön kıymetlendirme sürecinde Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerden gelen proje fikirleri değerlendirildi. TÜBİTAK Proje Pazarları Destekleme Programı (1503) kapsamında da desteklenen aktifliğe en fazla müracaat Bartın’dan yapıldı. Bartın’ı sırasıyla Bolu, Bursa, İstanbul, Kayseri, Kütahya, Ankara ve Sakarya takip etti.
BARÜ ile Almanya’dan Saarland Üniversitesi, Azerbaycan’dan Hazar Üniversitesi, Bosna Hersek’ten Memleketler arası Saraybosna Üniversitesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Memleketler arası Final Üniversitesi, Malezya’dan Putra Üniversitesi, Özbekistan’dan Mamun Üniversitesinin paydaşlığında gerçekleştirilecek bilim şenliği 20-21 Kasım 2025 tarihinde kapılarını açacak.
Bilim ve teknoloji odaklı kalkınmaya katkı sağlamayı amaçlayan tertipte projeler, iki gün boyunca ziyaretçilere sunulacak. Farklı yaş kümelerinden iştirakçiler, projeler hakkında bilgi edinme fırsatı bulurken proje sahipleri ile dal temsilcileri de bir ortaya gelecek. Bu sayede fikirden esere uzanan süreçte projelerin iş dünyasından takviye görmesi ve yüksek katma kıymetli eserlere dönüşmesi için kıymetli bir buluşma noktası olacak.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.