Reklam
Reklam
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
28 Ekim, 2024 04:22 tarihinde yayınlandı
0

Bakan Tunç, TUSAŞ saldırısının 8 savcı tarafından soruşturulduğunu bildirdi

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TUSAŞ saldırısının tüm yönleriyle aydınlatılabilmesi için 8 savcı tarafından soruşturulduğunu açıkladı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Bartın’ın Ulus ilçesine gelerek AK Parti’nin 8. Olağan İlçe Kongresi’ne katıldı. Kongrede konuşan Bakan Tunç, 23 Ekim Çarşamba günü, Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş’ye yönelik gerçekleştirilen terör saldırısını hatırlatarak, “Bu terör saldırısında dört TUSAŞ çalışanımız ve bir vatandaşımız olmak üzere 5 vatandaşımızı şehit verdik. 22 vatandaşımız ve TUSAŞ çalışanımız yaralandı. Mekanları cennet olsun. Ailelerine sabır diliyorum. Milletimize başsağlığı diliyorum. 22 yaralı TUSAŞ çalışanının 6’sının hastanede tedavileri devam ediyor. 16’sı taburcu oldu. Yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum” dedi.

“Saldırı, hazmedemeyenlerin göstergesi”

TUSAŞ saldırısının, Türkiye’nin uzay ve havacılık sanayisinde geldiği noktayı hazmedemeyenlerin göstergesi olduğunu vurgulayan Tunç, “Tabii bu saldırı sadece TUSAŞ’a yapılmış bir saldırı değil. Bu saldırı topyekun milletimizin birlik beraberliğine yapılmış bir saldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılmış bir saldırı. Bu saldırı milletimizin huzur ve güvenliğine yapılmış bir saldırı. Bu saldırı Türkiye’nin uzay ve havacılık ve savunma sanayinde öncü kuruluşu olan, çok stratejik bir kuruluşu olan bir merkeze yapılan bir saldırı ve Türkiye’nin gelişmesine, kalkınmasına yönelik bir saldırı. Bu saldırı Türkiye’nin savunma sanayinde geldiği noktayı hazmedemeyenlerin bir göstergesi. Bizler bu saldırıyı gerçekleştirenleri lanetliyoruz. Terörün her türlüsüyle kökü kazınıncaya kadar mücadele edeceğiz. Birlik ve beraberliğimizi bozdurmayacağız. İç cephemizi daha da tahkim ederek terörle mücadeledeki kararlılığımızı sürdüreceğiz. Terör insanlık düşmanıdır. Terör, hukuka saldırıdır. Terör insan haklarına saldırıdır. O terör ve o maşaları tutan ellerle de mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Neredeyse 50 yıla yakın zamandır PKK terör örgütüyle mücadelemizi sürdürüyoruz. Güneyimizde, Suriye’nin güneyinde bir terör devleti kurmak için çabalayan küresel güçlere karşı koyduk. Orada bir terör devleti kurulmaması için mücadelemizi sürdürdük ve bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini bozdurmayacağız” ifadelerini kullandı.

8 savcı soruşturma yürütüyor

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, saldırının tüm yönleriyle ortaya çıkması amacıyla 8 savcının soruşturma için görevlendirildiğini söyledi. Saldırının arka planı ve teröristlerin tüm irtibatlarının ortaya çıkarılması için soruşturma yürütüldüğünü de belirten Tunç, “TUSAŞ’a saldıran, hain teröristlerle ilgili olarak adli soruşturma başlatıldı. Hemen ilk andan itibaren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız, bir başsavcı vekilinin koordinasyonunda 8 Cumhuriyet Savcımız teröristlerin arka planını, irtibatlarını geriye doğru araştırmaya devam ediyorlar. Ve ortaya çıkaracaklar. Adli makamlarımız, güvenlik güçlerimiz, kolluk teşkilatımız el birliğiyle beraber bu hain terör örgütünün arka planını, bu teröristlerin arkasındaki maşaları da ortaya çıkararak, yargının önüne koyacaklar. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Ülkemizin birlik ve beraberliğini bozdurmadan yola devam edeceğiz inşallah. Ülkemizin gelişmesinin, kalkınmasının önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmak için, özellikle bu terör örgütünü taşeron olarak kullananlarla da mücadelemizi sürdüreceğiz ve milletimizin huzurunu bozmaya çaba gösteren bütün şer şebekelerini yok edinceye kadar bu mücadelemiz devam edecek” diye konuştu.

Yeni anayasa çalışmaları

Bakan Tunç, devam eden yeni anayasa çalışmaları hakkında ise, “Anayasamızı daha demokratik hale getirmenin gayreti içerisinde olduk. Bu elbette yeterli değil, hedefimiz Türkiye Yüzyılı’na başlarken, birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendireceğiz. Herkesin, her kesimin, her düşüncenin, içerisinde kendisini bulduğu, temel hak ve özgürlüklerini daha da tahkim eden, demokratik hukuk devleti niteliğini daha da güçlendiren, yeni, demokratik, sivil, katılımcı bir anayasa ile yolumuza devam etmek istiyoruz. Yeni dönemde parlamentomuzda, bu uzlaşma gerçekleştiğinde inşallah Türkiye’nin önü daha aydınlık olacak, daha da açılacak. Ülkenin önünü kesmek isteyenler fırsat bulamayacak. Darbeci, vesayetçi anlayış, bir daha zinhar, fırsat bulamayacak. Hep beraber, birlik ve beraberlik içerisinde, milletimize olan bu borcu, iktidarıyla muhalefetiyle, bütün siyasi partileriyle birlikte yerine getirmenin gayreti içerisinde olmalıyız” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay