Reklam
Reklam
atakum devlet hastanesi icin ilk kazma vuruldu qLOOQIDf
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
12 Mart, 2025 12:00 tarihinde yayınlandı
0

Atakum Devlet Hastanesi için ilk kazma vuruldu

Sıhhat Bakanlığı’nın Samsun Kent Hastanesi’nden sonra Samsun’daki en kıymetli sıhhat yatırımlarından biri olan Atakum Devlet Hastanesi için birinci kazma vuruldu. Vilayet Sıhhat Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, hastanenin 3 yıldan daha kısa müddet içinde tamamlanacağını açıkladı.

350 yataklı Atakum Devlet Hastanesi’nde inşaat çalışmaları başladı. 2,4 milyar TL’ye mal olması öngörülen hastane, 253 bin nüfuslu Atakum ilçesi ve etrafına hizmet verecek.

İl Sıhhat Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, hastanenin yapılacağı alanı ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Hastanenin 3 yıldan daha kısa müddet içinde biteceğini belirten Uras, “Samsun’da Sıhhat Bakanlığı’nın Kent Hastanesi’nden sonra ikinci en büyük yatırımı Atakum Devlet Hastanesi’dir. Atakum Devlet Hastanesi 350 yatak, 76 bin metrekare kapalı alan sahip olacak. 350 yatak diyoruz fakat bu rahatlıkla 450 -500 yatak kapasitesine ulaşabilecek büyüklükte bir hastane olacak. Yer tesliminde sonra şantiye alanı oluşturuldu ve şu anda firma tarafında yer düzgünleştirme, fore kazık uygulamaları yapılıyor” dedi.

Atakum Devlet Hastanesi’nin uzun yıllardır Samsun ve Atakum halkı tarafından beklenen bir yatırım olduğunu söyleyen Uras,

“Hastanenin içinde bir hastanede olması gerek tüm donanımlar olacak. Yaklaşık 82 adet poliklinik alanı, 15 tane ameliyat masasının olduğu büyük bir ameliyathane, doğum salonu, görüntüleme merkezleri üzere tüm donanımsal yapısı olacak. Atakum ve bölge halkına çok daha kaliteli sıhhat hizmeti sunacağız. Hastane zelzele izolatörleri ile donatılacak. İhalede imal mühleti 900 gündür. 3 yıldan daha kısa müddette bitecek” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay