Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı Zekerya köyünde sonbahar her yıl erken başlıyor. Türkiye’nin doğusunda sıcaklıklar 40 dereceye kadar yükselirken, Karadeniz’de sonbaharın ilk kareleri bu köyde çekiliyor. 2 bin 400 ile 3 bin rakım arasında bulunan köyde, ağaç yapraklarının sararmasıyla birlikte doğanın renk cümbüşü başlıyor.
Artvin’in Ardanuç ilçesi ahşap mimarisi, tarihi eserleri, yaylaları ve yaban hayatı çeşitliliğiyle dört mevsim boyunca ziyaretçilerine farklı güzellikler sunuyor. Özellikle Zekerya köyü, sonbaharın ilk yaşandığı yerlerden biri olarak son yıllarda tanınırlığını artırıyor.
Köy sakinlerinden Erhan Altuntaş, Zekerya köyünün yüksek rakımlı olması nedeniyle sonbaharın daha erken başladığını belirterek “Köyümüz yüksekte olduğu için birçok yere göre yapraklar daha erken sararıyor. Bu nedenle renk cümbüşü de daha erken yaşanıyor. Geçen yıl köyümüz haberlere konu oldu. O zamandan beri sonbahar fotoğrafları çekmek için çok sayıda insan köyümüze geliyor” dedi.
Bir başka köy sakini Ahmet Pehlevan ise “Bulunduğumuz yer 2 bin 400 rakımda, dağ platosu ise 3 bin rakıma kadar uzanıyor. Bu köyde sonbahar mevsimi, diğer yerlere göre daha erken yaşanıyor. Sosyal medyada köyümüzü görüp, fotoğraf çekmek için buraya gelenler çok fazla. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz, ama köyümüzün güzelliği bu zorlukları unutturuyor,” diye konuştu.


Artvin’de sonbahar ilk bu köye uğruyor
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.

