Artık ne genç kızların çeyizinde ne de mutfaklarda yer alıyor
Teknolojinin ve mutfak alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte bakır kapların kullanımı büyük ölçüde azalırken, çelik, krom ve alüminyum gibi mutfak eşyalarının yaygınlaşması özellikle kalaycılara darbe vurdu.
Eskiden evlerde bakır kapların yaygın olarak kullanıldığını, hatta çeyizlerde 50-60 parça bakır eşyanın yer aldığını hatırlatan kalaycılar, bugün ise çeyizlerde çelik setlerin tercih edildiğinden işlerinin bitme noktasına geldiğini belirtiyor.
Trabzon’da 54 yıldır kalaycılık mesleğiyle uğraşan 65 yaşındaki Muzaffer Göle, artık evlerde neredeyse sadece kuymak tavalarının kullanıldığını hatırlatarak lokantalar sayesinde ayakta kalmaya çalıştıklarını söylüyor.
Günümüzde bakırdan geriye neredeyse sadece kuymak tavasının kaldığını belirten Göle, bu ürünün evlerde adeta demirbaş hâline geldiğini ifade ederek bakır kaplarda pişen yemeklerin hem daha lezzetli hem de daha sağlıklı olduğunu söyledi.
Şu anda lokantaların getirdiği bakır kapları kalaylayarak ayakta durmaya çalıştıklarını kaydeden Göle, "Mesleğimde 54 yılı doldurdum. İlkokuldan sonra bu çarşıda çalışmaya başladım ve hâlen devam ediyorum. Eskiden buralarda 7-8 kişi vardık, şimdi ise 2 kişi kaldık. Kalaycılık artık bitiş noktasına geldi. Şu anda bizi lokantalar ayakta tutuyor. Çelik, krom ve alüminyum mutfak eşyalarının yaygınlaşması, bakıra büyük darbe vurdu. Eskiden büyüklerimiz bakır kullanırdı ancak yeni nesil bakırı pek tercih etmiyor. Günümüzde bakır olarak kullanılan neredeyse tek ürün kuymak tavası. Evlerde artık demirbaş eşya hâline gelen kuymak tavası kullanılıyor" dedi.
"Eskiden çeyizlik olarak 50-60 parça bakır alınır ve saklanırdı" diyen Göle "Şimdi ise çeyizlerde çelik setler yer alıyor. Bakır kaplarda pişen yemeklerin lezzetini ağız tadı olanlar çok iyi anlar. Bu kaplarda pişen yemeklerin daha sağlıklı olduğunu da söyleyebiliriz. Eskiden mahalle aralarında kalaycı dükkânları bulunur, hatta seyyar kalaycılık yapanlar bile olurdu. Biz artık bu mesleğin son temsilcileriyiz. Mesleğimi severek yapıyorum. Şu an bile bana ’Hangi mesleği yapardın?’ deseler yine kalaycılık derim. Sevmeseydim 54 yıl boyunca bu mesleği yapmazdım" şeklinde konuştu.
Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor
Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi.
Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" ifadelerini kullandı.
"10 kişiden 3-4’ü öksürüyor"
Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" şeklinde konuştu.
"Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti"
Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu.
"Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz"
Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi.