Aort damarı kalp büyüklüğünde şişen hastayı aynı anda 2 ameliyatla hayatta tuttular - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
07 Ocak, 2024 16:48 tarihinde yayınlandı
0
0

Aort damarı kalp büyüklüğünde şişen hastayı aynı anda 2 ameliyatla hayatta tuttular

Samsun’da tüm vücuda kan pompalayan ana damarı normalin 3 katı oranında genişleyen ve kanayan 82 yaşındaki hasta, ani müdahale ile aynı anda anjiyo ve bypass yapılarak hayata döndürüldü.

Cemal Barlak, böbreğinin üzerindeki ağrı şikayeti ile Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne getirildi. Vücuda kan pompalayan aort damarının normalin 3 katı oranında büyüyen ve kalp büyüklüğüne erişen hastanın iç kanaması olduğu belirlendi. Bilinci kaybolmaya yakın olan ve genel sağlık durumu kötüye giden hasta ani müdahale ile ameliyata alındı.

Kalp ve Damar Cerrahları Dr. Öğretim Üyesi Emrah Ereren ve Dr. Öğretim Üyesi İlker Hasan Karal, genel durumu kötüye giden hastaya kapalı yöntemle anjiyo ameliyathanesinde anjiyo ve bypass yaptı. 82 yaşındaki Cemal Barlak isimli hasta, uygulanan müdahale ile ölüm oranı çok yüksek olan ameliyattan sağlığına kavuşarak kurtuldu. Doktorlar, aynı anda yapılan ameliyatların hibrit ameliyathaneler dışında çok zor bir ortamda gerçekleştiğine değinerek aort anevrizması (balonlaşma) ameliyatının detaylarını paylaştılar.

“Ölü gibi geldiğim hastanede sağlığıma kavuştum”

Hastaneye aort damarı 11 santimi geçmiş ve kanaması başlamış olarak getirilen Cemal Barlak, “Damarlarım patlamış. Böbreklerimden bir sancı vurdu ve göğsüme doğru vurmaya başladı. İç kanama yapınca da ölü gibi hastaneye geldik. Uygulanan işlem sayesinde hayatta kaldık. Allah doktorlardan razı olsun, beni şu anki sağlığıma kavuşturdular. Çok zor bir ameliyat geçirdim. En büyük damarlarımın ikisinde de işlem yapıldı. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum” dedi.

“Bu hastaların büyük bir kısmı daha hastaneye ulaşmadan hayatını kaybediyor”

Yapılan operasyonun önemine değinen Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Emrah Ereren, “Hastamızdaki aort anevrizması (balonlaşma) 11 santimi aşmıştı. Bu bir damar genişlemesi adına çok büyük bir rakam. Balonlaşmanın yanı sıra yırtık ve kanama da vardı. Bu sebepten seri müdahale yapılması gerekiyordu. Bu operasyonu anjiyo ameliyathanesinde anjiyo alında yaptık. Eş zamanlı olarak hastanın her 2 atar damar arasına da bir bypass yaptık. Bu hastaların büyük kısmı daha hastaneye ulaşamadan hayatını kaybediyor. Bir kısmı da hastaneye ulaşsa da ameliyathaneye ulaşamadan hayatını kaybediyor. Hem damarın çok büyümesi hem yırtığa bağlı aktif kanama olması hem de o esnada ekipmanların ve ameliyathanenin hazır olması müdahale süresini çok kısalttı. Hibrit ameliyathane bu tarz hastalar için olmazsa olmaz bir konudur. Hijyen, müdahale ve eş zamanlı ameliyat açısından hibrit ameliyathanenin olması çok önemli. Biz cerrahlar da yeni açılacak Şehir Hastanesi’nde hibrit ameliyathanelerde bu tarz zorlu operasyonlara kolayca müdahale etmeyi dört gözle bekliyoruz” diye konuştu.

“Açık ameliyatın riski yüksek”

Anevrizma ameliyatının çok zor ve riskli olduğunun altını çizen Dr. Öğretim Üyesi Emrah Ereren, “Aort anevrizması ileri yaştaki erkeklerin hastalığı. Damar duvarı yaklaşık 3 santime ulaşır. Aort damarı vücudu besleyen ana damardır. Tüm organlara kanı taşır. Bu damarın 2 katından fazla genişlemesine anevrizma diyoruz. Balonlaşma 5 santimi geçiyorsa bunun ameliyatla ya da bir şekilde kapatılması ya da açık ameliyat ile suni bir damarın oraya yerleştirilmesi gerekiyor. Açık ameliyatın riski yüksek. Hastanın durumuna göre kapalı ya da açık ameliyata karar veriliyor. Bu hastaların büyük kısmı damarda yırtılma ile hastaneye başvuruyorlar. O zaman da hastanın önemi artıyor. Aort anevrizması en çok genetik faktörler ile ilişkili. Hastanın kalp atımlarını karında çok güçlü hissetmesi, ele gelen kitle olması tanı koymayı kolaylaştırabiliyor. O yüzden ileri yaşlı hastalarda karın muayenesini çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Erken tanı koymanın tedaviye olumlu etkileri vardır. Aort anevrizması gibi büyük ameliyatlarda açık operasyonlar 4-5 saat sürerken, biz anestezinin hızlı olması ve ameliyathanenin erken hazırlanması ile 2 saat gibi bir sürede zorlu ameliyatı tamamladık” şeklinde konuştu.

“Şehir Hastanesine hibrit ameliyathane kurulursa bu operasyonlar daha iyi yapılabilir”

Operasyonu anjiyo ameliyathanesinde yaptıklarını, hibrit ameliyathanelerde bu tip ameliyatın çok rahat bir şekilde yapılabildiğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi İlker Hasan Karal, “Bu ameliyat, ölüm riski yüksek olan hastalara uyguladığımız bir ameliyat. Daha önceleri açık yapıyorduk ve ölüm oranları yüksek oluyordu. Anjiyo ünitesinde kapalı yöntemle yaptığımız teknikle hastalıktaki ölüm riski son yıllarda oldukça düştü. Hastamıza acil şartlarından ameliyat ünitesine aldık ve kapalı yöntemle başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Yoğun bakımı atlatan hatamızı yakın zamanda taburcu edeceğiz. Kalp, damar ve diğer cerrahların anjiyo ünitesine sahip olması, özellikle diğer ameliyathaneler ile entegre hibrit ameliyathanelere sahip olması bu hataların tedavilerinin çok daha hızlı ve başarılı yapılmasına imkan veriyor. Biz de yeni açılacak Samsun Şehir Hastanesi’nde bu hibrit ameliyathaneyi kurup, hastaların ve bölgenin hizmetine sunacağız” ifadelerini kullandı.

Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Kliniğinden Uzm. Dr. Ebru Polat ise operasyonun zorluğu hakkında şunları söyledi:

“Cemal Barlak nöbetimizde genel durumu kötü, bilinci uykuya meyilli, bilinci zayıflamış olarak acil servise başvurmuştu. İşlem yapıp, hayati tehlikesini ortadan kaldırmak için gerekli ön hazırlıkları yaptık. Sonrasında kalp-damar cerrahisi uzmanı arkadaşlarımızın uygun tedaviyi yapmaları için hastaya genel anestezi verdik. Sonrasında da işlemi yapmalarını sağladık. Gerekli tecrübe ve işlem kabiliyeti ile hastanın hayatta kalmasını sağladılar.”

Bizi sosyal medyadan takip edin
swwsws
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
23 Nisan, 2026 10:40 tarihinde yayınlandı
0
0

RTÜK GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR MU ?

Televizyon kanallarında yayınlanan bazı diziler ve gündüz kuşağı programları; çarpık ilişkiler, şiddet ve ahlaki erozyona yol açan sahnelerle toplumsal yapıyı tehdit ediyor.
Bu içeriklerin meşrulaştırılması, özellikle çocukların ve gençlerin değerlerinden kopmasına sebep oluyor.
Sanırım toplum olarak bu konuda hemfikiriz.

Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak işe buradan başlayabiliriz. Zira TV ler ve telefonlar yoluyla ulaştığımız kontrolsüz ve denetimsiz yayınlar, toplum sağlığını ve ahlaki yapıyı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Tehlikenin farkında olan sağduyulu vatandaşlardan RTÜK’e yoğun şikâyetler gittiğini biliyoruz. Buna rağmen bu tür yayınlar devam ediyor.

Ahlaksızlığı özendirdiği için şikayet konusu olan yayınları,
* Toplumsal değerlerin yozlaşması, iffetsizliği sıradanlaştıran ve meşrulaştıran, aile yapısını zayıflatan diziler.
* Toplumun manevi yapısını bozan, şiddet ve suç temalarını işleyen programlar.
* İnanç ve ahlak değerleri hedef alarak, İslam’ı sembolize eden kişileri “kötü karakter” olarak gösteren programlar olarak sıralayabiliriz.

Toplumda, bu tür içeriklere karşı RTÜK’ün yetersiz kaldığı, nadiren ceza uyguladığı görüşü hakim.
Şiddet sahneleri içeren dizilerin genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaz bir gerçek.
Bu yapımlara dair eleştiriler, öz değerlerden kopuşu ve aile yapısının dinamitlenmesini gerekçe göstermektedir. En tehlikelisi de, genç kuşakların dizi karakterlerini rol model alarak şiddete özenmesidir.

RTÜK NE İÇİN VAR?
RTÜK ÜYELERİ TV İZLEMİYOR MU?

RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor. RTÜK Türkiye’deki radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini (internet platformları dahil) düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip tarafsız(!) bir kamu kurumudur.

Kurumun temel varlık nedenleri ve görevleri şunlardır:
Yayın Denetimi: Yayınların kanunlara ve toplumsal değerlere uygunluğunu kontrol eder.
Medya kuruluşlarının yayın yapabilmesi için gerekli olan yayın izin ve lisanslarını tahsis eder.
BURAYA DİKKAT !
Çocukların ve gençlerin gelişimini olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı koruyucu tedbirler (akıllı işaretler gibi) alır.
Yayın ilkelerine aykırı hareket eden kuruluşlara uyarı, para cezası veya program durdurma gibi cezalar verir.
Toplumu ve kamu düzenini koruma gerekçesiyle kritik durumlarda yayın yasağı kararları alabilir veya duyurabilir.

RTÜK’ü tek sorumlu olarak göremeyiz. Toplumda şiddetin artması, insanların birbirine olan saygısının azalması, tabiiki tek bir nedene bağlı değil. Bu, toplumsal, teknolojik ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.
* Teknoloji, insanları ekranlara bağlarken gerçek dünyadaki etkileşimlerini kısıtlıyor. Sosyal medyada anonim kimliklerin arkasına sığınan bireyler, daha sabırsız ve saygısız davranışlar sergileyebiliyor.
* Temel nezaket kurallarının ve görgü kurallarının zamanla unutulması, saygısız davranışların artmasına neden olabiliyor.
* Ekonomik zorluklar, bireylerin stres seviyesini artırarak birbirlerine karşı tahammülsüz ve saygısız davranmalarına yol açabiliyor.
* İnsanların birbirine güvenmemesi, iyi niyetin azalması ve empati kurma yeteneğinin zayıflaması saygıyı azaltan önemli faktörlerdendir.
* Kendine saygısı olmayan bireyler, iç dünyalarındaki huzursuzluğu ve öfkeyi çevrelerine yansıtarak başkalarına saygı duymakta zorlanabiliyor.
* Bireysel farklılıkları (inanç, düşünce, yaşam tarzı) kabul etme konusundaki eksiklikler, toplumsal huzuru bozuyor ve çatışmayı artırıyor.

Saygının yok olması, toplumda birlik ve beraberliği sağlayan manevi değerlerin kaybolmasına, nesiller arası çatışmalara ve insanların birbirini ezdikleri, huzursuz bir ortama yol açıyor.

Toplum ahlakını yeniden tesis etmek, bireysel bilinçlenmeden kurumsal yapıların iyileştirilmesine kadar uzanan çok boyutlu bir süreçtir.

Ahlakın temeli ailede atılır. Çocuklara küçük yaşta sorumluluk bilinci, haya ve adalet duygusu aşılanmalıdır.
Kitle iletişim araçlarının yozlaştırıcı etkilerine karşı farkındalık oluşturulmalı ve kamu yayıncılığında ahlaki değerler ön plana çıkarılmalıdır.

Zordur yitirileni yerine koymak.
İşimiz hiç kolay değil.

İlyas Erbay