Irak’taki iç karışıklıktan dolayı ailesiyle Türkiye’ye sığınan Muhammed Fadıl Jasim Algburi, ahşap oyma sanatını Karabük’te sürdürüyor.
Irak’ın Bağdat şehrinde yaşayan 30 yaşındaki Muhammed Algburi, ülkedeki karışıklık ve baskılar nedeniyle bir yıl önce Türkiye’ye geldi. Karabük’e yerleşen Algburi, Türkiye’de dünya evine girerken uzun bir süre çeşitli işlerde çalıştı. Ahşap oyma zanaatkarı olan Algburi, en sonunda Safranbolu ilçesinde bulunan Karıt küçük sanayi sitesinde bir mobilya dükkanında işe başladı. Kendi mesleğini yapmanın mutluluğunu yaşayan Algburi, bir gün yine ülkesine dönmenin hayalini kuruyor.
Algburi, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de geldikten sonra birçok işte çalıştığını söyledi.
Kedi mesleğini yapmak istediğini, kısa süre önce de bu işi bulduğunu ifade eden Algburi, “Türkiye güvenli ülke olduğu için ben ve ailem buraya geldik. Patlamalar ve partilerin yaptığı korku ve sıkıntılarından kurtulmak için buraya gelip yerleştik. Şimdi burada çalışıyorum. Allah’a şükürler olsun işler, durum iyi ve rahat. Allah’tan dileğimiz Irak’taki güven geri gelir, bizde ülkemize döneriz” diye konuştu.
İşyeri sahibi Marangoz ustası Serkan Sevingen de Muhammed Algburi ile bir arkadaşının vasıtasıyla tanıştığını ve işe aldığını belirtti.
Algburi’nin el oymacılığında usta olduğunu aktaran Sevigen, şunları kaydetti:
“Hem o para kazansın biz de bu işi yapacak eleman kazanalım diye işe aldık. Genelde ahşap işi yaptığımız için oyma işleri geliyordu. Bize en yakın Kastamonu vardı, oradan tedarik ediyorduk. Bu arkadaşımız burada olduğu sürece bunları da burada yapma şansımız olacak. Müşteri ne isterse çizim getiriyor, onları da Muhammed’e yaptırıyoruz. Genelde ceviz ağacı kullanıyoruz. Ceviz ağacı çok güzel bir ağaç ama değerini bilmiyoruz, oyma işinde kullanınca ağacın değeri ortaya çıkıyor. Artık malzemelerle de uğraşıyoruz. Arkadaşımız iyi memnunuz, zanaatkar zaten. Bir sene olmuş Türkiye’ye geleli, yeni evlenmiş. Onunda işe ihtiyacı var bizim de zanaatkara ihtiyacımız vardı, ağabey kardeş geçiniyoruz.”
Eleman bulmakta zorlandıklarını da vurgulayan Sevigen, “Yetişen yok, arkadan gelen yok. Bizim marangozluk sanatı da ölecek böyle giderse” dedi.


Ağaç parçalarına yaptığı oymacılıkla hayat veriyor
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


