Reklam
Reklam
afrikali universite ogrencileri harcliklarini findik bahcesinden cikartiyor DdR576KP jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
04 Eylül, 2024 12:22 tarihinde yayınlandı
0

Afrikalı üniversite öğrencileri harçlıklarını fındık bahçesinden çıkartıyor

Giresun’da üniversitede eğitim gören Afrikalı öğrenciler harçlıklarını fındık bahçesinden çıkartıyor.

Dünyanın tescilli en kaliteli fındığının üretildiği Giresun’da fındık hasadı devam ediyor. Yerli işçilerin artan maliyetleri ve herkesin kendi fındık hasadına yoğunlaşması, fındık toplamak için üreticileri alternatif çözümler aramaya yönlendiriyor. Rize’deki çay bahçelerinde çalışan Afrikalı işçilerinden esinlenen Giresunlu fındık üreticileri de çareyi benzer bir çözümde buldu. Bu çerçevede Giresun Üniversitesi’nde eğitim gören Gine, Kamerun ve Zambiyalı öğrencilerle irtibata geçen Giresunlu fındık üreticisi hem kendi sorununa çözüm buldu, hem de öğrencilerin harçlıklarını çıkarmalarına yardımcı oldu.

Fındık üreticisi Bekir Bayram, Giresun’da fındık hasadında çalışan Afrikalı öğrencilerin, üreticilerin iş gücü ihtiyacını karşılayarak önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Bayram “Yerli fındık işçisi bulmak oldukça zor. Ya günlük çok yüksek yevmiye istiyorlar ya da kendi işlerinin yoğunluğundan başkasına yardım edemiyorlar. Bu durum bizi başka arayışlara yöneltti. Ben de Giresun Üniversitesi’nde okuyan oğlumun Afrikalı arkadaşlarına teklif ettim ve birlikte fındık toplamaya başladık. Zorlu arazilerde dahi yabancılık çekmeden çalışabiliyorlar ve yerli işçileri aratmıyorlar. Onların performansından ve uyum sağlamalarından son derece memnunum. Gelecek yıllarda da onlarla çalışmayı düşünüyorum” dedi.

“Aileme yük olmadan masraflarımı karşılıyorum”

Giresun Üniversitesi’nde öğrenci olan Zambiyalı Gift Muyenga ise fındık toplayarak okul masraflarını çıkardığını belirtti. Muyenga, “Giresun’a gelmeden önce fındığın ne olduğunu bilmiyordum. Burada öğrenip topluyorum. En çok zorlandığım ise arazi şartları, çünkü bizim coğrafyamız düzlük, burası ise yamaç. Arazilerde inip çıkmak yorucu fakat başka bir zorluk yok. 4 yıldır Giresun’da öğrenciyim, bazen ülkeme dönüyorum ama iş bulduğumda çalışıyorum. Bu sene de fındık toplama işi buldum. Buradan giderken biraz fındık alıp aileme götüreceğim ve belki Giresun’daki anılarımla ilgili bir şeyler yazmayı da düşünüyorum” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
ilyaserbayyeni
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
06 Mayıs, 2026 09:40 tarihinde yayınlandı
0

ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!

Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.

Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.

Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.

Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:

1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.

2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.

3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.

4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.

5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.

6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.

Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.

İlyas Erbay