Karabük Postası tarafından
07 Şubat, 2021 10:27 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

360 yıllık ‘Yemeniciler Arastası’ hizmet kültürünü sürdürüyor

Ordunun ayakkabı ihtiyaçları için kuruldu, geleneksel el sanatlarının merkezi oldu UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan ve "En iyi korunan 20 kent" arasında bulunan  Safranbolu ilçesinde 48 dükkandan oluşan 360 yıllık ‘Yemeniciler Arastası’ aradan geçen yıllara rağmen işlevselliğini sürdürmeye devam ediyor. Köprülü Mehmet Paşa Camisi'ne bitişik şekilde 1661'de kurulan Yemeniciler Arastası tarihe tanıklık etmeyi sürdürüyor. 48 ahşap dükkandan oluşan 360 yıllık tarihi arastada yemenicilik 1950’li yılların sonuna kadar önemli bir zanaat kolu olarak görüldü. Osmanlı geleneğinde bir dini yapının yanına kurulan arastada caminin zorunlu giderleri, buradaki gelirlerle karşılanıyordu. Geleneksel el sanatlarının merkezi haline getirilen ve hizmet kültürünü sürdüren Yemeniciler Arastası, Milli Mücadele sırasında imkanlar dahilinde ordunun ayakkabı ihtiyacını karşılamıştı. Araştırmacı Yazar Aytekin Aytekin, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, Safranbolu’nun yaşam dersleri veren, yaşamın işlevselliği ve geleceğe taşınması bağlamında çok özel bir örnek olduğunu söyledi. Yemeniciler Arastası ile ilgili bilgi veren Aytekin, “Bunlar Osmanlı geleneğinde mutlaka bir dini yapının yanında yer alır. O dini yapı dediğimiz caminin zorunlu giderleri bu arastadaki gelirlerin bir bölümü ile karşılanıyor. Cennetmekan Köprülü Mehmet Paşa Safranbolu’da bir müddet görevde kalmış. 1661 yılında yaptırdığı cami avlusu, şadırvanı, muvakkithanesi, kütüphanesi ile bir yerleşim şeklinde arastada Safranbolu’nun tabakhanesinde üretilen ürünlerin ayakkabıya dönüştüğü bir çarşı. Köprülü Mehmet Paşa Camii’nin yanındaki bu arasta yemenicilere ilişkin. Ondan 100 sene sonra Safranbolu’da sadrazam olan İzzet Mehmet Paşa’nın yaptırdığı caminin yanında Demirciler Çarşısı vardır. Yani Safranbolu’nun her sokağında o sokağa uygun esnaf topluca çalışırlar” diye konuştu. “TÖRENLERİN YAPILDIĞI ÖZEL BİR YER” Arastanın çıraklık, kalfalık törenlerinin yapılması açısından önemli bir konuma sahip olduğunu ifade eden Aytekin, “Bu bir eski zaman tanığı, geleneksel yaşamında çok işlevsel sürdürmesine, planı ile özel bir tat verir. Lonca mesleki kuralların konduğu piyasa koşullarının belirlendiği ve esnafın göreve kabulü, yani kalfalık çıraklık törenlerinin yapıldığı özel bir yer. Şu anda önünde bulunduğumuz yerde dua meydanı, yiğitbaşı dediğimiz buradaki esnafların yöneticisi konumunda olan kişinin buradaki esnafa yemin ve dua ettiği yerdir. Buraya gelen 4 yıl çalıştıktan sonra çıraklıktan kalfalığa geçer. Bu kahvede onun duası yapılır. Daha sonra usta olur. Usta olduktan sonra şed töreni var” dedi. “DAYANIŞMA İÇERİSİNDE HİZMET KÜLTÜRÜ SERGİLENİYOR” Yemeniciler Arastası’nın metruk bir vaziyetteyken eski Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı tarafından kamulaştırılarak geleneksel el sanatlarının merkezi haline geldiğini dile getiren Aytekin şunları söyledi: “Safranbolu’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmesi turizmde ünlenmesi ile burası yeni yaşama göre işlevlendirildi. Şimdi burada geleneksel el sanatları pazarlama ve üretim noktası. Her dükkanda becerilerini yansıtan ustalarımız var. Arastanın ruhunda birlik ve beraberlik dayanışma içerisinde hizmet kültürü sergileniyor. Bugün de eski bir zaman tanığının çok işlevsel konumunu görüyoruz.”

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.