23 senelik aşçısı EYT'den emekli olunca altın ve plaket verdi - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
14 Nisan, 2023 12:52 tarihinde yayınlandı
0
0

23 senelik aşçısı EYT’den emekli olunca altın ve plaket verdi

Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde 24 senedir esnaflık yapan Coşkun Sarıel, işe beraber başladığı aşçısına EYT’den emekli olunca reşat altın ve plaket hediye etti. llçede 1999 yılından beri yemekler üzerine işletme açan Coşkun Sarıel, işe beraber başladığı aşçısı Muharrem Yaprak’ın EYT’den emekli oluşunu kutladı. Aşçısıyla beraber 23 senenin hatırını, her gün çeşit çeşit yemeği hazırladıktan sonra müşterilerine sunduklarını söyleyen Arzun Lokantası sahibi Coşkun Sarıel, “ Önceden abimle bu işi yapıyorduk. 1999 yılında kendi işletmemi açmak için abimin yanından ayrıldım. Lokantamı açtıktan sonra Muharrem ustamızı işe aldım. O gün bu gündür 23 senedir beraber çalışıyoruz. Tabii kötü günlerimiz de oldu, iyi günlerimiz de oldu. Mücadele ettik. En sonunda EYT’den emekli oldu. Kendisi tebrik ediyorum. Ailesiyle hayırlar diliyorum” dedi.

“Biz bu yola beraber başladık, beraber ayrılırız”
Çıktığı yola aşçısıyla beraber başladığını ve beraber ayrılacaklarını söyleyen işletmeci Coşkun Sarıel, “Bir aşçı kolay yetişmiyor. Ustamız emekli olsa bile yanımızda çalışacak. Biz bu yola beraber çıktık, artık beraber ayrılırız. 23 yıldır büyük bir başarı elde ettik. Yani çocuğumuz kadar değer verdik. Tabii gecemizi gündüzümüze kattık. Yani her aşamada beraber çalıştık. Her kötü günümüzde, iyi günümüzde beraber olduk. Yani bunlar unutulmayacak şeyler. Sonuçta bunları yapmak büyük bir başarı. Çoluk çocuğumuzu 23 senedir biz geçindiriyoruz. Gerçekten ustamı seviyorum ve kendisine başarılar diliyorum. Biz ona her zaman değer verdik İnşallah oda bizi değer verir” diye konuştu. Lokantanın aşçısı Muharrem Yaprak ise emekli olduğuna çok sevindiğini söyleyerek, “1999 yılında Çaycuma’ya geldim ve yolum Coşkun abimle kesişti. Nasip oldu o günden bu yana beraber çalışıyoruz. EYT’den emekli olduk. Coşkun abime bu jestten dolayı tekrar çok teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Çalışma hayatımız devam ediyor. Allah sağlık sıhhat verdiği sürece devam ve gayret edeceğiz ama bir yandan da ustada yetiştiriyorum” ifadelerine yer verdi.
Lokantası çalışanları, Muharrem Yaprak’ı tebrik ederek günün anısına hatıra fotoğrafı çektirdi. (İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay