Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan 2024 yılı yaş çay rekoltesinin 1 milyon 438 bin ton olduğunu açıklayarak bu sayının yüzde 45,47’sinin özel bölüm tarafından işlendiğini vurguladı.
Rize Ticaret Borsası istatistiklerine nazaran; 2024 yılında 1 milyon 438 Bin Ton yaş çay işlendi. Üretilen yaş çayın yüzde 54.53’ü yani 783 bin 483 tonu Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından işlenirken, yüzde 45.47’si yani 654 bin 999 tonu ise özel kesim temsilcileri tarafından işlendi. Mevzu hakkında açıklama yapan Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, dünyada son 5 yılda çay üretiminin yüzde 10 arttığını lisana getirerek, “Üretimde birinci sırada 14,5 milyon ton ile Çin yer almaktadır. Ülkemiz beş yıllık ortalama olan 1.250 -1.400 bin ton ortasında ki üretimle dünya çay üretici ülkeleri ortasında beşinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 791 bin 287 dekar alanda yaklaşık 205 bin 118 üretici çay tarımı yapmaktadır. Bu üretimin yüzde 70’i Rize’de gerçekleşmektedir. Yaş çay eser rekoltesi son dört yılda ortalama 1.250 -1.400 bin ton ortasında değişirken 2024 yılında rekolte 1 milyon 438 bin tonun üzerine çıkmıştır. Bir evvelki yıla nazaran yaş çay rekoltesi yüzde 5.74 oranında artış göstermiştir” sözlerini kullandı.
Hükümetin çay üreticisini desteklemesinin kesimi canlı tuttuğunu kaydeden Erdoğan, “2024 yılında dünya ve Türkiye genelinde yaşanan ekonomik zahmet, vilayetimizde de hissedilmiştir. Artan maliyetler ve yüksek enflasyon, çay kesimini de olumsuz etkilemiştir. Ancak her şeye karşın dalımızın güçlü duruşu sayesinde bu sıkıntı periyotta ülkemizin gereksinimi olan kuru çayı üretmeyi başardık. Ayrıyeten hükümetimizin yaş çaya uygun fiyat vererek müstahsili enflasyona ezdirmemesi, kuru çaya da istenilen artırımı vermesi, KGF’den Çay Dalına Özel Selektif Kredi vermesi, Tarım ve Orman Bakanlığı aracılığıyla makine ekipman takviyesi vermesi çay sanayicisini desteklemiştir. Devletimize çay sanayicisine verdiği bu takviyelerden ötürü teşekkür ediyorum. Ülkemizin bulunduğu bu sıkıntı durumdan çıkabilmek emeliyle devletimizin uyguladığı sıkı ekonomik politikayı destekliyoruz. Bizler endüstrici olarak elimizden ne gelirse bundan sonrada yapmaya hazırız” dedi.


2024 yılında yaş çay rekoltesi 1 milyon 438 bin ton oldu
ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLEYEN BÜYÜK İHANET!
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, pazarda, dün, yaşlı bir üretici ile sohbet ettim. Davutlar yoluna cepheli 8 dönüm arazisinde; şeftali, mandalina, portakal ve limon üretiyor. Binbir zahmetle ürettiği meyveleri pazarda satarak geçimini sağlıyor.
“Yakın bir gelecekte, sebzeyi ve meyveyi para ile de alamayacağız. Bizden sonrakiler nasıl beslenecekler merak ediyorum” dedi. “Neden?” dedim. Örnekler vererek uzun uzun anlattı. Arkadaşları, komşuları; sebze ve meyve tarımı yaptıkları arazilerini villa karşılığı inşaat şirketlerine satmışlar. Aldıkları villaları satarak yada kiralayarak tarımdan kazandıklarından kat kat fazla gelir elde ediyorlarmış. Buna direnen bir kaç kişi kalmışlar. Arazisine müteahhitler 16 villa teklif etmişler. Bu yüzden çocuklarıyla arası açılmış. “Ben öleyim, bir gün beklemez satarlar bahçeleri” diyor. Arkadaşına bir kaç yıl önce, 10 dönüm arazisine karşılık 20 villa vermişler. “Zengin olunca ne oldum delisi oldu. Elindeki varlık bitmeyecek zannetti, har vurup harman savurdu. Şimdi elinde 2 villası kaldı. Yakındır onlarıda satması” dedi. Toprak geleceğimizdir, candır, hayattır hiç satılır mı? diye de ekledi.
Çok değil, 15-20 yıl önce Kuşadasından Güzelçamlı ya kadar yolun iki tarafı uçsuz bucaksız meyve ve sebze bahçeleri ile kapliydı. Şimdi gidin bakın, beton tarlaları göreceksiniz.
Davutlar ve Güzelçamlı bölgesinde, özellikle ana yol kenarlarındaki tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması, bölgedeki ekolojik denge ve tarımsal üretim için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Son gelişmeler, bu alanların geri dönülmez bir şekilde betonlaştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarmaktadır.
Tarım arazilerinin inşaata açılması, sadece “yeşil alan kaybı” değil, bir ülkenin geleceğini tehdit eden çok boyutlu bir krizdir. Bu durumun yol açtığı başlıca büyük tehlikeler şunlardır:
1. Gıda Güvenliğinin Yok Olması; en temel tehlike, beslenme kaynağımızın kurumasıdır. Birinci sınıf tarım arazilerinin betonlaşması, tarımsal üretimi düşürür. Bu da gıda arzında azalmaya, dışa bağımlılığın artmasına ve mutfak enflasyonunun kontrol edilemez hale gelmesine neden olur.
2. Geri Dönüşü İmkansız Toprak Kaybı; 1 santimetre kalınlığında verimli toprağın oluşması için doğada yaklaşık 100 ila 1000 yıl gerekir. Üzerine beton dökülen toprak “ölü toprak” haline gelir. İnşaat yapıldıktan sonra o arazinin tekrar tarıma kazandırılması binlerce yıl sürer; yani bu kayıp kalıcıdır.
3. Yeraltı Su Kaynaklarının Kuruması; tarım arazileri, yağmur sularını emerek yeraltı su depolarını (akiferleri) besleyen doğal süngerlerdir. Betonlaşma bu emilimi engeller; su yer altına sızamaz, yüzey akışına geçer ve sele dönüşür. Bu da hem su kıtlığına hem de afetlere davetiye çıkarır.
4. Ekosistemin ve Biyoçeşitliliğin Bozulması; tarım alanları birçok canlı türüne ev sahipliği yapar. Betonlaşma; tozlaşmayı sağlayan arılardan faydalı mikroorganizmalara kadar tüm ekosistemi yok eder. Bu dengenin bozulması, tarımsal zararlıların artmasına ve doğal döngünün kopmasına neden olur.
5. Mikroklima Değişikliği ve Isı Adaları; beton ve asfalt ısıyı hapseder. Geniş tarım arazilerinin yerini binaların alması, o bölgenin yerel iklimini (mikroklima) değiştirerek sıcaklığı artırır. Bu durum hem enerji tüketimini artırır hem de kalan tarım alanlarındaki verimliliği düşürür.
6. Ekonomik Kırılganlık; kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, küresel gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kalır. Çiftçinin topraktan kopup kente göç etmesi, işsizlik ve çarpık kentleşme gibi sosyal sorunları da beraberinde getirir.Özetle: Tarım arazisine yapılan her bina, gelecek nesillerin ekmeğinden ve suyundan çalınan bir bedeldir.
Yaşam kaynaklarımızı yok ediyoruz, can damarlarımızı kesiyoruz. Dünyanın en cahil toplumlarında bile böylesi bir ihanet göremezsiniz.
İlyas Erbay

