Karabük Postası tarafından
15 Ocak, 2018 14:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

200 Yıllık Rum tarihi değirmen hem un hem elektrik üretiyor 

Safranbolu ilçesinde Düzce kanyonu içinde bulunan 200 yıllık tarihi değirmen ilk günkü gibi hizmet veriyor. Safranbolu ilçesine bağlı Yazıköy’de bulunan tarihi Rum su değirmeni ilk günkü gibi yeniden un öğütmenin yanı sıra elektrik de üretiyor. Tarihi su değirmenini dedelerinin 1820 yılında Rumlardan satın aldığı aktaran Mustafa Irmak, “Aslen Rum değirmeni. Rumlardan satın alınmış bir değirmen. Bize 1820 yılında geçmiş ama önce ne kadar bunu bilmiyoruz. Günümüze kadar değirmen olarak faaliyet göstermesine rağmen 1980’li yılında elektrikli değirmenlerin çoğalmasıyla birlikte su değirmenleri rağbet görmez oldu. Şimdi artık tekrar geriye dönüş gibi rağbet görmeye başladı. 2010 yılında 1.5 yıl süren tadilat ile hem restoran kısmı hem de değirmeni restore ederek yeniden hizmet vermeye başladık. Hemen yanımızdan geçen bir dere var. 500 metre yukarıda oluşan bentle dereden gelen suyla çalışan tarihi değirmende un ve salep öğütmenin yanında elektrik de üretiyoruz. Ayrıca köylünün mahsullerini de üretiyoruz. Bu değirmenin bir özelliği ark taşına alttan sürekli su çarpıyor ve ürünü soğuk olarak üretiyor. Taşlar döküm değil 200 yıllık orijinal taşlar. Buğdayı yakmadan geri verir. Buğday, mısır, arpa ve yulafın yanı sıra Tosya’dan pirinç bile getirip çekiliyormuş dedelerimizin zamanında” dedi. Restoranda gelen müşterilerinin değirmende üretilen una ayrı bir ilgi gösterdiğini de belirten Irmak, daha sonra telefonla arayarak siparişlerin verildiğini de kaydetti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.