17. Uluslararası Altın Safran Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı
Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali kapsamında “Kültürel Miras ve Korumacılık” temasıyla düzenlenen “Medeniyetimizin Manevi Dinamikleri” yan temalı fotoğraf yarışması sonuçlandı. Yarışmada, 535 katılımcının 1926 eseri jüri tarafından değerlendirildi.
Yapılan değerlendirme sonucu Türkiye'den Semih Soycan birinci, İran'dan Amir Hossein Kamalı ikinci,Türkiye'den İsa Cıda üçüncü olurken, Mesut Çelenk Safranbolu Özel Ödülüne layık görüldü.
Amir Hossein Kamalı, Vietnam'dan Hòa Tran BAO, Türkiye'den Zeliha Begöz, Hakan Yaralı,İspanya'dan Luis Maria Barrio, Sri Lanka'dan Yamuni Rashmika Perera da mansiyon ödülü aldı.
Safranbolu Belediye Başkanı Necdet Aksoy yaptığı açıklamada, yarışmaya rekor katılımın olduğunu belirterek, Jürinin fotoğraf seçiminde zorlandığını söyledi.
Aksoy, "Gerçekten önemli sayıda katılımcı oldu. 535 katılımcı 1926 eserle katıldı. Bu yıl yarışmamıza 100 yabancı fotoğrafçı da iştirak etti. Jüri üyeliğini Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği onur üyesi Prof. Dr. Adnan Ataç, Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP) fotoğraf sanatçıları Fikret Özkaplan ile Firdevs Sayılan yaptı” dedi.
Aksoy, ayrıca ödüllerin düzenlenen törenle sahiplerine takdim edileceğini ifade etti.
Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.
Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.
Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.
Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.
Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.
Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.
Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.