Türkiye’nin üç büyük limanından biri olan Filyos Limanı’nda sona doğru yaklaşılıyor. Karabük Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Mehmet Mescier, “KARDEMİR’in olmadığı bir Filyos Limanını düşünmek mümkün değil. 100 kilometre uzağımıza böyle bir limanın olması bizim ihracatımızı çok rahatlatacak” dedi.
Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid döneminden itibaren hayata geçirilmesi planlanan Filyos Projesi kapsamındaki 25 milyon ton kapasiteli Filyos Liman Projesi’nde sona yaklaşılıyor. Yüzde 90’ı tamamlanan ve Karadeniz’in en nitelikli limanı olacak olan Filyos Limanı ile kuzey-güney aksı birbirine bağlanmış olacak.
Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos beldesinde Sultan 2. Abdülhamid Han tarafından “Anadolu’da Genel Üretim Raporu” doğrultusunda planlanan Filyos Projesi ile ilgili çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. 23 bin dekarlık ve Endüstri Bölgesi ilan edilen alanın önünde bulunan 25 milyon ton kapasiteli Filyos Limanı, kuzey-güney aksını da birbirine bağlamış olacak. Alt yapı liman inşaatının yüzde 90’a geldiği bölgede, üst yapı ve limanın işletilmesinde en büyük talipli KARDEMİR.
Karabük, Zonguldak ve Bartın’ın ortasında bulunan bölgenin üç iline önemli katkılar sağlaması beklenen Filyos limanı, Karadeniz’in en niteliklisi ve en donanımlısı 25 milyon ton kapasite ile Türkiye’nin üçüncü büyük limanı olacak.
MESCİER: “KARABÜK’ÜN YILLARDIR BEKLEDİĞİ LİMAN”
Karabük Ticaret ve Sanayi Odası (KTSO) Başkanı Mehmet Mescier, Filyos Limanı’nın Karabük’ün yıllardır beklediği bir proje ve beklediği bir liman olduğunu ifade ederek, “Karabük’ün dünyaya olan bağının perçinleneceği bir nokta” dedi.
Karabük sanayicisi ve TSO olarak limanı yakından takip ettiklerini kaydeden Mescier, “Liman şuan yüzde 85-90 seviyesine ulaşmış durumda. Alt yapıyı devlet yapıyor gelecek yıl Mayıs veya Haziran gibi tamamlanması bekleniyor. Bizde yakinen takipteyiz. Bütün detayları takip ediyoruz” diye konuştu.
“KARDEMİR’İN OLMADIĞI BİR FİLYOS LİMANINI DÜŞÜNMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından limanın üst yapısını yap, işlet ve devret modeliyle ihale edileceğini de kaydeden Mehmet Mescier, “KARDEMİR yap işlet ve devret modelini yapabileceğini daha önce bakanlığa bildirdi. Bizde KARDEMİR’i destekliyoruz. Karabük Ticaret ve Sanayi Odası olarak limanın mutlaka KARDEMİR’in yada KARDEMİR’in içinde bulunduğu konsorsiyumun orada yönetici olması, o limanı iyi yönetmesi, idare etmesi gerektiğini destekliyoruz. KARDEMİR bu konuda çok istekli. Bu sayede KARDEMİR’in lojistik maliyetinin düşüp karlılığının artması sağlanacak. İçinde bulunduğumuz dönemde çelik sektörü zor dönemden geçiyor. Karlılığı arttırmak tabi ki amacımız ama belki bir süre için bu avantaj piyasadaki KARDEMİR’in varlığını devam ettirmesi için ihtiyacı olan bir bütçe olacak. Şuanda bu bölgede bu kapasitede bir liman yok. KARDEMİR farklı özel limanları kullanarak bu taşımacılığı yapıyor. Çok ciddi lojistik maliyetlerine katlanıyor. KARDEMİR’in yıllık 9 milyon ton hareketi var. KARDEMİR ve Karabük olmasa Filyos Limanına belki şuanda yük getirebilecek kimse yok. Onun için KARDEMİR olmazsa Filyos Limanı zaten bir anlam ifade etmeyecek. KARDEMİR’in olmadığı bir Filyos Limanını düşünmek mümkün değil. KARDEMİR mutlaka burada olmalı. Tek başına olabilir, bir konsorsiyum oluşabilir Karabük, Bartın ve Zonguldaklı sanayicilerinde içinde bulunduğu bir yapıda olabilir. Ama KARDEMİR’siz buranın olması düşünülemez. Sadece KARDEMİR değil, Karabük’te ihracat ithalat yapan başta demir çelik sektörü yapan bir çok firmamız var. Bu liman sayesinde bu firmalarımızın lojistik maliyetleri aşağıya düşecek. Dünyada daha rekabetçi bir hal alacağız. Belki ihracatımız artacak. İhracatı arttıracak farklı sektörler olabilir. Bu liman Batı Karadeniz Bölgesini mutlaka hareketlenmesine katkı sağlayacak bir liman. KARDEMİR kömür ve cevheri ithal ediyor. KARDEMİR ihracat da yapmak istiyor. Bu dediğimiz ithalat tonajları. Burada 3.5 milyon tonu üretip işte 2 milyon ton mamül ya da yarı mamül ihracatı olduğunu düşünürsek bu 15 milyon tonlara ulaşabilir. Birde KARDEMİR’den hammadde alıp yarı mamül alıp Karabük’te kullanan haddehanelerin de ihracatı eklendiğinde Karabük’te 15 milyon ton yük potansiyeli oluşacaktır. Buna Bartın ve Zonguldak’taki sanayi kuruluşları eklendiğinde zaten liman neredeyse bu bölgenin ihtiyacı ile talebi ile kendini dolduracak. Ayrıca arkasına yapılacak endüstri bölgesindeki yatırımlarla birlikte bir lojistik ve sanayi üssü haline gelmiş olacak bu bölge” dedi.
“KONTEYNER İLE İHRACAT YAPMAYA ÇALIŞAN BİR İLİZ
Filyos Limanı’nın önemi de dikkat çeken Karabük TSO Başkanı Mehmet Mescier, şunları söyledi:
“Filyos’un öyle bir noktası var ki; Filyos Zonguldak sınırları içerisinde. En yakın olduğu il Bartın. KARDEMİR’in de en yakın olduğu liman. Mecburen bu 3 il birlik ve beraberlik içerisinde olmak zorunda. Buna ilaveten İç Anadolu’daki konteyner yükleri Marmara bölgesi, İstanbul’a yakın olan Gebze Bölgesi Limanlarına hareketi var. Oradaki limanlar zaten yetersiz. Özellikle kara trafiğinde bir yoğunluk var. Buradaki Filyos Limanında konteyner terminalleri yapılıp Gebze Bölgesindeki konteyner hareketinin bir bölümü Filyos’a kaydırıldığında Karabük, Bartın ve Zonguldak’ın haricinde belki Ankara, Bolu, Çankırı, Çorum buralarda imalat, ihracat yada ithalat yapan firmalarda konteyner limanı olarak da Filyos Limanını kullanacaktır. Bu sayede Marmara’daki o yoğunluk karayolu, denizyolu yoğunluğu Batı Karadeniz’e kaymış olacak. Planlama zaten bu şekilde yapılmıştı. Lojistik olmazsa ürettiğiniz ürünün bir anlamı kalmaz. Karabük denize konteyner tarafından baktığınızda 300-400 kilometre uzakta İstanbul’a. Konteyner ile ihracat yapmak Karabük’ten gerçekten çok zor ve çok ciddi konteyner ile ihracat yapmaya çalışan bir iliz. Bu kadar zorluğa rağmen. 100 kilometre uzağımıza böyle bir limanın olması demek bizim ihracatımızı çok rahatlatacak. İhracat yapacak ve yapma ihtimali olan firmalarında yatırım yapmasını, başka bir yere yatırım yapmasındansa Karabük’e yatırım yapma ihtimalini arttıracak. Böylece bölge sanayisinde de mutlaka gelişim olacaktır.”


150 yıllık hayal projenin yüzde 90’ı tamamlandı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


