Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli" - Karabük Haber Postası
su uzmani profesor su krizi buyuyor kadinlar su alaninda degisime onculuk etmeli PteUsJth
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
21 Mart, 2026 16:00 tarihinde yayınlandı
0
0

Su uzmanı profesör: “Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, “Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır” dedi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.

“Su ve cinsiyet teması öne çıkıyor”

Kadınlar su alanında değişime öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Demir,” Suyun aktığı yerde medeniyet vardır, adalet vardır, eşitlik vardır, güzellik vardır. Küresel iklim değişimi ve buna bağlı olarak etkisini her geçen gün artıran su krizi herkesi etkilemektedir. Bu etki, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya canlı türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu etkiye dikkat çekmek için Birleşmiş Milletlerin 1993 yılında 22 Mart’ı Su Günü ilan etmesi ve her yıl dünyada farklı etkinliklerle kutlanması yaygınlaşmış, her yıl farklı temalar ile kutlanır hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılı için ortaya konan Su Günü teması ‘Su ve Cinsiyet’tir. Toplum içerisinde sudan en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ne yazık ki suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakmakta, bu durum su krizini bir kadın krizi haline dönüştürmektedir. Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarının sağlanması 2026 Su Yılı’nın temel temasını oluşturacaktır. Kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir” diye konuştu.

“Kuraklık riski kapıda”

Suyu yönetmede toplumun görevine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, “İklim değişikliğinin oluşturduğu yaşam döngüsü, suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan riskleri ortaya çıkarmakta, bu sürecin yönetilebilmesi için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca toplumların görevi suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için dirençli bir yaşam döngüsü oluşturabilmektir. Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede, kadınları ve çocukları geride bırakan normlara ve davranışlara karşı duyarlı ve koruyucu olmaya hazırlamakla mümkündür. Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir, suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir. Bunun için bireylerin, okulların, kuruluşların, şirketlerin ve hükümetlerin, suyun aktığı yerlerde eşitliğin yeşermesini sağlamak için alacakları tedbir ve üstlenecekleri sorumluluklar etkili ve önemlidir” şeklinde konuştu.

“Kadınlar suyun geleceğini şekillendirmelidir”

Su krizini çözmek için kadınların liderliğine ihtiyaçlarını olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, ” Su hizmetleri iklim değişikliğine dayanmalı ve herkesin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Su aktığı yerde eşitlik yeşerir. Kadınlar ve kız çocukları suyla ilgili kararlarda eşit söz hakkına sahip olduğunda, hizmetler daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve etkili hale gelir. Suyu, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha müreffeh ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir geleceğin itici gücü haline getirmek için kadın liderliğini ön plana çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Hazıra dağlar dayanmaz”

Yaz aylarında kuraklık riskiyle ilgili Demir, “Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmekte, özellikle su sıkıntısı içerisinde olan ve su fakirliğine girmek üzere olan ülkemiz su kaynakları üzerine etkisi giderek artmaktadır. Son yıllarda yaşanan olaylar 2026 yılı ve sonrası için de bizleri endişeye sevk etmektedir. 2025 yılı son ayları ve 2026 yılının ilk aylarında alınan yağışlar ülkemizdeki su kaynaklarını biraz rahatlatsa da, ilkbahar yağışları ve yaz ayları bu sürecin yaşanmasında önemli etkiye sahip olacaktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Yaz ayları için uzmanların kuraklık riski ile ilgili önemli uyarıları bulunmaktadır. Bu süreçten ülkemizin de etkilenme ihtimali yüksektir. Yaz aylarında pek çok şehrimizde ve tarımsal sulamada geçen sene yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için mevcut suyumuzu bugünden doğru ve planlı kullanmalıyız” açıklamasında bulundu.

“Ulusal Su Planı yürürlüğe girdi”

Su, bugünün meselesinin değil geleceğin kurtuluşu olduğunun altını çizen Demir şunları söyledi: “İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde, Türkiye’nin su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımına yönelik yol haritasını ortaya koyan Ulusal Su Planı (2026–2035), Cumhurbaşkanımızın onayı ile kapsamlı bir yol haritası olarak yürürlüğe girmiştir. Ulusal Su Planı (2026–2035), suyu tüm sektörleri yönlendiren stratejik bir eksen olarak ele alarak su kaynaklarının kalite ve miktar açısından sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su güvenliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğine uyumu desteklemek amacıyla hazırlanmış; kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve öncelikleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Türkiye’nin su yönetiminde önümüzdeki on yıla yön veren Plan; su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımını destekleyecek şekilde yasal ve kurumsal yapının güçlendirilmesini, suya göre planlamanın esas alınmasını, havza ve bölge önceliklerine dayalı yatırımların önceliklendirilmesini ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarının geliştirilmesini öne çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra modern sulama, geri kazanılmış su ve tasarruf uygulamalarıyla su verimliliğinin artırılması; coğrafi bilgi sistemleri, yapay zekâ, büyük veri ve uzaktan algılama gibi araçlarla dijital ve veri temelli yönetimin yaygınlaştırılması; eğitim ile toplumsal farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi Planın temel bileşenleri arasındadır. Ulusal Su Planı (2026–2035); su yönetimine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunan ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını (STK’lar), özel sektörü ve üniversiteleri kapsamaktadır. Plan çerçevesinde belirlenen eylemler; planlama, yatırım, izleme, denetim, veri üretimi, kapasite geliştirme ve farkındalık faaliyetleri başta olmak üzere çok sayıda alanda ilgili ve sorumlu kurumlar tarafından hayata geçirilecektir. 2026 yılında su verimliliği ve sıfır su kaybı hedefiyle başlatılan çalışmalar hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle toplumsal farkındalık amacıyla yapılacak projeler, eğitim çalışmaları, bilinçlendirme uygulamaları ve bunların gerçekleştirilebilmesinde yerel yönetimlerin rolü çok önemlidir. Ülkemizin farklı bölgelerindeki kalkınma ajansları ve proje destek birimleri yerel yönetimleri teşvik ederek bu konularda öncelik edebilecek proje ve uygulamaları desteklemeli, üniversiteler ve kamu kurum ve kuruluşları, ülkemizin 21. yüzyıl vizyonunda da etkin ve öncelikli rol almalıdır.Su, bugünün meselesi değil geleceğin kurtuluşudur. Geleceğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir.”

Bizi sosyal medyadan takip edin
ILHAN ALPBOGA
İlhan Alpboğa Avatarı
İlhan Alpboğa
12 Nisan, 2026 13:41 tarihinde yayınlandı
0
0

GÖRDÜK, İŞİTTİK SÖYLÜYORUZ. GÖRDÜK, İŞİTTİK SÖYLÜYORUZ

KARDEMİR KONGRESİ SUYUNA TİRİT

Böyle başlamak varmış.

Uzun zamandan bu yana Gördük İşittik Söylüyoruzu yeniden yazmak istiyordum.

Kardemir Karabük Demir Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Olağan Genel Kurulundaki gözlemlerimiz buradan başla dedi.

Salon her zamanki salon.

Katılım çok çok az.

TSO yok, Haddeciler Derneği yok, her şeye limon yöresel dernek başkanları yok, Öz Çelik İş Sendikası yok, yerel siyasetçi yok.

Tabiri caiz ise kendin çal kendin oyna.

Ön sıralar yönetime ayrılmış.

Önlerinde sehpalar, sehpaların üzerinde ikramlıklar.

Hissedarlar yakaya iliştirilmiş ucuz broş gibi duruyor salonda.

Allah kimseye sağlık problemi vermesin ama yönetim kurulu üyelerinden bazılarının yürümekte zorlandığını görüyoruz.

Yönetim kurulu başkanı heyecan yaratmayan, Cumhuriyetin ilk ağır sanayi tesisini yönetiyor olmanın gururundan uzak bir konuşma yapıyor, alkış varla yok arasında.

Toplantı başkanlığı seçimi yapılıyor kıdemli kademeli toplantı başkanı yine Mustafa Aydın.

Ben bu işin kralıyım öz güveninde ama adam, en azından yönetim kurulu üyesi arkadaşlarına ve ortaklarına saygı ifadesi olarak kravat takabilirdi.

Halkbank özgüveni sanırız(!)

Kendi tercihidir. Biz sadece mesela dedik.

Hazirun listesine baktık.

Yönetim kurulu üyelerinin biri hariç ismi yok.

Ayıpladık.

Bu şirketten bu yıl 125 bin lira huzur hakkı alacaksın, bu gelirden doğabilecek gelir vergisini şirket ödeyecek, senin 1 kuruşluk bile hissen olmayacak.

Ayıplamayalım mı?

Adam eski belediye başkanı bizde yönetim kurulu üyesi.

Niye Kahramanmaraş eski belediye başkanı, bizde yok mu?

Hüseyin Erer Karabüklü ve eski belediye başkanı mesela.

Önergelere bakıyorsun hepsinin altında aynı imza Türkiye Varlık Fonu ve Ziraat Portföy yönetimi.

Hisselerinin yüzde yüzü borsada işlen gören şirkette katılım şirketin toplam 1.140.000.000.- TL sermayesine tekabül eden 1.140.000.000 lot hisseden 55.364.801 -TL sermayeye karşılık 55.364.801 lot hissenin asaleten, 354.090.592 – TL sermayeye karşılık 354.090.592 lot hissenin de vekâleten olmak üzere toplam 409.455.393 lot hissenin toplantıda temsil edildi.

Azınlık ama geçerli yasal temsille kongre şıkır-şıkır işledi.

Seçimli genel kurul öyle olur mu?

Değişimin boyutu ne olur?

Kardemir kendinden emin ve neyi temsil ettiğini bilen yöneticilerin elinde olur mu?

Önceki Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in ifadesi ile; “Kendi şirketleri kâr ederken, yönettikleri Kardemir’e zarar ettiren” Ler yerlerinde kalır mı?

Şirkete zarar ettirenler yasalar önünde hesap verir

Son zamanlardaki hisselerdeki değişikliklerin manipülasyon alakası var mıdır?

Varsa bu manipülasyonları yapanlar cezasız mı kalacak?

Gibi-gibi.

Bekleyeceğiz, göreceğiz.

Yılsonuna kalmaz. Yarına kalır. Ama, yapanın yanına da kalmaz.

 

 

 KARABÜK MALİ SUÇLARDA ZİRVEDE

 

Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 2025 verilerine göre Türkiye’de yargı sisteminin ulaştığı boyut dikkat çekti. Ceza, hukuk ve icra dosyalarının toplamının 45 milyona yaklaştı.

2025 yılı boyunca savcılıklar:

13 milyon 295 bin 851 dosya
16 milyon 773 bin 992 şüpheli
22 milyon 900 bin 580 suç
üzerinde işlem yaptı. Suç türlerinde ilk sırayı malvarlığına karşı suçlar aldı.

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin dosyalarda artış yaşandı. 2025 yılında:

332 bin 648 dosya
330 bin 496 çocuk
683 bin 823 suç kayıtlara geçti.

Yıl içinde 207 bin 562 yeni dosya açıldı, 209 bin 22 dosya karara bağlandı, 123 bin 626 dosya ise devretti.

2025’te mahkemelere gelen boşanma davası sayısı 452 bin 627 oldu. En yaygın neden, evlilik birliğinin sarsılması olarak kaydedildi. Bu kapsamda:

171 bin 850 anlaşmalı
126 bin 175 çekişmeli boşanma davası açıldı.
Zina nedeniyle 6 bin 672, hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle bin 904 dava görüldü.

Raporda Karabük Mal Varlığına Karşı işlenen suçlarda Karşılıksız çek ile ön sıralarda yer aldı.

Duymadık.

Enteresan mı dediniz?

 

 

ALDINIZ MI ARABADAN SOĞANI?

 

Ne İttifakmış be?

Karabük’te AKP’lilerin takmadığı, MHP İl Başkanın ise adeta canını verdiği bir yapı.

AKP’nin her şeyinde MHP var, MHP’nin hiçbir şeyinde AKP yık.

Daha yeni İl Genel Meclisi başkanlığını altın tepside sunan MHP Karaağaç köyünde 1 kamyon yol malzemesinin altında kaldı.

Daha önce planlanan malzemeli bakım MHP’li il Genel Meclisi üyesi yılların kurt siyasetçisi Enver Kemik ismi geçti diye patladı.

Aman Allah’ım telefonlar telefonları, açıklamalar açıklamaları kovaladı.

Sonunda Enver Kemik sosyal medyadan patladı;

“Bu nasıl ittifak?” Diye.

Soruyu sorması gereken AKP’nin stepnesi gibi hareket eden Cenk Gedikoğlu olmalı.

Öyle değil mi Sayın Kemik?