Karabük Haber Postası Karabük Haber Postası

SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYULUR ÇOÇUKLARIN, YÜREKLERİMİZİ DELİP DE GEÇEN…

Köşe Yazıları Yayın: 28.08.2017 07:42

”………………………Yalnız gecelerin karanlık, ıpıssız sessizliği düştüğünde o küçücük yüreklere… Hasret sözcükleri duyulur;  içinde ‘canım babam’, ‘canım anam’ feryatları olan. Ve deler geçer yüreğimizi…” ”………………………Yalnız gecelerin karanlık, ıpıssız sessizliği düştüğünde o küçücük yüreklere… Hasret sözcükleri duyulur;  içinde ‘canım babam’, ‘canım anam’ feryatları olan. Ve deler geçer yüreğimizi…” Onlar; Mohaç’ta, Malazgirt’te, Viyana önlerinde, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Kocatepe’de, Sakarya’da, İzmir’de tarihimize şan, canımıza can katanların,     Onlar; 1984 yılından bugüne, vatanımızın bölünmez bütünlüğü için ülkemizin her yöresinde ama özellikle güneydoğuda P.K.K terör örgütünün her türlü hainliklerine karşı görev yaparken hayatlarını feda eden nice koç yiğitlerin,  Onlar; 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşanan nice alçaklıklara karşı koyarak vatan, millet, bayrak devlet sevdası uğruna evlatlarının yaşam gelecekleri için gözlerini kırpmadan şahadet şerbetini içen kahramanlarımızın,  Onlar, 4000 yıllık tarihimiz boyunca vatanımız uğruna hiç tereddüt etmeden hayatlarını feda eyleyen aziz şehitlerimizin, Onlar; 2010 yılında başlatılan, alçakça kurgulanmış ‘Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Casusluk v.b kumpas davalarıyla özgürlükleri ellerinden alınan; vatanına, milletine sadakatle bağlı komutanların, bilim insanlarının, yazarların, gazetecilerin, Evlatlarıdırlar… Onların her birisi adı ‘canım babam’ olan hasret kasırgasını yaşadılar, yaşıyorlar…  Yüreklerini delip de geçen o büyük acının izlerini ömürleri boyunca taşıyacaklar… Kimisi, babası şehit olduğunda birkaç günlüktü hiçbir şeyden habersiz o süt kokulu kundağıyla uğurladı onu, Kimisi, küçücük yürekleri baba acısıyla kavrulurken analarına omuz verdi, destek oldu.  Kimisi, al bayrağa sarılı babasını son kez selamladı, hayata karşı dimdik durdu. Kimisi hem babasız, hem anasız kaldı. Gecenin ıssızında oyuncak bebeklerine sarıldı. Kedileriyle, köpekleriyle, kuşlarıyla dertleşti, gözyaşlarını o küçücük kalplerine gömdü.  Kimisi, babası şahadet şerbetini içtiğinde gelinlik kız, aslan gibi delikanlıydı… Kimlerinin babaları hayattaydı ama özgürlükleri ellerinden alınmış, dört duvar arasına kapatılmışlardı… Onların her birisi evlatlarının ayrı bir kahramanı, ayrı bir sevdasıydı; ama şimdi yoklar.  Kimileri de demir parmakların ardında, evlat hasretinin rüyasıyla avunuyorlar! Ne çok acılar yaşandı canımızdan da aziz bellediğimiz Türkiye’mizde.  Ne çok acıların izi kaldı o küçücük yüreklerde… İşte yine bir bayram öncesinin hazırlıkları var ülkemizde.  Bu bayram günleri, uzun tatil günlerine dönüşse de; adı üzerinde bayram, Kurban Bayramımız. Sevinciyle gelecek, mutluluğuyla gidecek.  Nice bayramlara diyerek… Ya o boynu bükük kalan çocuklarımız?  Şahadet mertebesine ulaşan nice yiğitlerimizin ardında kalanlar, kalanlarımız…  Onların yüreklerinde bir kor alev gibi yanan babasızlık, anasızlık acıları, acılarımız… İşte tam da bu bayram günlerinde onların yanında olmamızın;  O küçücük yaşlarında ama koskocaman yüreklerinde kalan babasızlık, anasızlık acısını paylaşmamızın zamanıdır şimdi. Hiç tanımasak da, hiç görmesek de; vatan topraklarımız uğruna, yaşam geleceğimiz için hiç tereddüt etmeden hayatlarını feda eden şehitlerimizin geride kalanlarını ama ne önemlisi de evlatlarını sevgiyle kucaklamamızın zamanıdır şimdi. Evet, biz büyük bir milletiz, Bu aziz topraklarımızı, şehitlerimizin kan ve can bedelinin hamuruyla yoğurduk, vatan belledik. Acılarımızı da ortak yaşadık, sevinçlerimizi de ortak kutladık. Bu bayramımızı da coşkuyla, birlik ve beraberlik içinde kutlayacağımız bu günlerde:  Böylesine coşkulu günleri huzur içinde geçirmemizi sağlayan şehitlerimizi hatırlamanın, Şehitliklerimizi ziyaret etmenin,  Onların ardında kalan emanetlerini sevgiyle kucaklamamızın, minnet borcumuzu ödememizin zamanıdır şimdi… Ve tam da böylesine özel günlerde hiçbir zaman değişmeyecek bir gerçek düşer yaşam sayfalarına; Yalnız gecelerin karanlık, ıpıssız sessizliği düştüğünde o küçücük yüreklere… Hasret sözcükleri duyulur;  içinde ‘canım babam’, ‘canım anam’ feryatları olan. Ve deler geçer yüreğimizi…Atilla Çilingirwww.atillacilingir.comwww.biyografi.info/kisi-atillacilingir

Paylaş:

Mesajınızı gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçsiz sulama, flamingoların durağı Kamış Gölü’nün kurumasına neden oldu

Dünya Yayın: 23.07.2024 20:52
İhlas Haber Ajansı
Bilinçsiz sulama, flamingoların durağı Kamış Gölü’nün kurumasına neden oldu

Bir zamanlar onlarca çeşit kuş türüne ev sahipliği yapan Kamış Gölü kuraklık ve bilinçsiz sulama nedeniyle tamamen kurudu. Flamingolar başta olmak üzere birçok kuş türüne ev sahipliği yapan gölde şimdi köylüler traktörle geziyor.

Tokat’ın Sulusaray ilçesine yaklaşık 15 kilometre uzaklıkta bulunan Uylubağı köyü eteklerindeki Kamış Gölü, bir zamanlar onlarca çeşit kuş türüne ev sahipliği yaparken, kuraklık ve bilinçsiz sulama nedeniyle tamamen kurudu. Kuşların göç yolundaki önemli duraklarından biri olan gölün kuruması hem vatandaşları hem de kuşları olumsuz etkiledi. Kuruyan göl nedeniyle köyde sivrisinek popülasyonunda da artış görüldü. Bir zamanlar kuşların dans ettiği gölette şimdi köylüler traktörle geziyor.

“Eskiden burası hiç kurumazdı”

Son 20 yılda göldeki suyun yavaş yavaş kuruduğunu söyleyen Uylubağı Köyü Muhtarı Mustafa Bozkurt, “Bu köy çocukluğumuzda kendimizin girdiği, hayvanları otlattığımız yer olduğundan burada hiç su eksik olmazdı. Kendimiz de sıcakladıkça suyun içerisinde girerdik. Ama son 20 yıldır su kuruduğu için kuşlar gidiyor. Burada çok çeşitli kuşlar oluyordu. Ördek, toy, angut, turna, karabatak ve baharın ilk başlarında sürüyle flamingo geliyordu. Hepsinin ayrı ayrı ses tonları olurdu. Haziran 18 deyince su kalmıyor. Yavruların da kimisi yumurtadan çıkmamış oluyor kimisi de uçmamış oluyor. Her biri bir yerde telef oluyor. Su gidince kuşlar geri gidiyor. Bu içler acısı bir durumdur. Köyden kuşların seslerini dinliyoruz. Her biri bir otun dibinde ölüyor. Eskiden su hiç kurumazdı. Genelde arazilerden gelen sularla besleniyor. Tabandan çıkan herhangi bir su yoktur. Çevreden gelen sular da baraj, gölet ve vatandaşın vurduğu sondajdan dolayı burası kurudu. Su boşa akıyor yine de komşu köylerimiz buraya vermiyorlar. Aşağıda iki tane büyük çeşme var. Eski tabirle bir değirmenlik su var. Boşa akıtıyorlar yine de bize vermiyorlar. Bu suyu kışın 11’inci ayda verseler 5’inci aya kadar hiçbir sorun olmaz. Boş akıyor yine de vermiyorlar” dedi.

“Su kuruduğu için köylü de kuşlar da barınmıyor”

Suyunun da uyuz hastalığına iyi geldiğini iddia eden köy sakinlerinden Halil Bozkurt ise, “Şu anda Uyuz Gölü’ndeyiz. Burası daha önceleri su dolu olurdu. Kuş çeşitleri çok olurdu. Yaban kazları ördekler, flamingolar, toylar hatta ismini bilmediğimiz kuş çeşitleri çok oluyordu. O zamanlar bu göl hiç kurumazdı. Şu anda köyümüz kuruyor. Ne bir kuş ne de insan kalıyor. Ayrıca kuruduğu için köylü vatandaşımız da sivrisinekten duramıyor. Buraya su bağlanarak hem kuş hem de çiftçi için arazi sulamasında kullanılması gerekiyor. Geçmiş zamanlarda buraya uyuz hastalığı olan insanlar gelerek batağı ve suyundan şifa görürlerdi. Şu anda gelen de yok. Köylü de barınamıyor, kuşlar da barınamıyor. Tamamen bataklık oldu. Hiçbir bakan da yok” diye konuştu.