Seraların çökme anı kamerada: Kar altında kaldı, komşularının yardımıyla kurtarıldı
Karabük’ün Eskipazar ilçesi Köyceğiz köyünde yağan karın ağırlığıyla seralar çöktü. Kar yığını altında kalan bir çiftçinin komşularının yardımıyla kurtarıldığı anlar ise saniye saniye kaydedildi.
Eskipazar ilçesinde yoğun kar yağışının kısa sürede oluşturduğu ağır yük nedeniyle yaklaşık 50 dönümlük sera alanı çöktü. Güvenlik kamerası görüntülerinde, karın ağırlığına daha fazla dayanamayan seraların bir anda çöktüğü anlar net bir şekilde görülüyor.
Kar yığını altında can pazarı
Afetin en dramatik anları ise Hıfsı Çelik’in serasında yaşandı. Karın ağırlığına dayanamayan seranın çöktüğü sırada içeride bulunan Çelik, demir yığınları ve karın altında kaldı. O anlara ait görüntülerde, komşuların büyük bir panik ve telaşla yardıma koştuğu, kar ve demir yığınlarını elleriyle kaldırarak Çelik’i enkaz altından çıkardığı görülüyor. Komşularının zamanla yarışan müdahalesiyle kurtarılan Çelik, olaydan yara almadan kurtulurken, yaşananlar köyde büyük korkuya neden oldu.
Bölgede seraları zarar gören üreticiler, enkaz altında kalan mahsullerini kurtarmaya çalıştı. Köy sakinlerinden çiftçi İsmail Örenbaşı (65), maddi zararının çok büyük olduğunu belirterek, "Ömrümde bu kadar ani ve yoğun bir karın seraları bu hale getirdiğini görmedim. Hazırlıksız yakalandık. Tek gelirimiz burasıydı. Devletimizden destek bekliyoruz" dedi.
Köyde hem hayvancılık hem de seracılıkla geçimini sağlayan Emrah Çelik ise seralarını 2025 yılının Ekim ayında devlet desteğiyle (ORKÖY) yaptırdığı belirterek, "Bu sera sıfırdı, içinde mahsul bile yoktu. Geçim kaynağımız bu" dedi.
Köyceğiz Köyü Muhtarı Kemal Aydın, "En az 50 dönüm sera mahvoldu. Bu köylü pazarlara giderek rızkını kazanıyordu. Gerede, Çerkeş ve Karabük pazarları bu seralardan besleniyordu. Şu an üretim sıfıra indi. İl ve İlçe Tarım Müdürlüğümüz, Kaymakamımız sağ olsunlar geldiler, inceleme yaptılar" diyerek yardım eli uzatılması talebinde bulundu.
EYY ABD, SEN DÜNYANIN “ALİ KIRAN BAŞ KESENİ” MİSİN ?
Önce Süveyş Kanalı’nın Akdeniz’e açıldığı noktada kurulması düşünülen Fransız heykeltıraş Frederic Augusto BERTHOLDİ tarafından yapılan heykel Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in olur vermemesi ve Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın “ Müslüman ahali buna tepki gösterir” diyerek vaz geçmesi üzerine Fransa tarafından kuruluşun 100 ncü yılı anısına ABD’ye armağan edilmiş, 10 yıl gecikmeyle 1886 yılında Newyork’un hemen önündeki Liberty adasına dikilmişti. Dünyayı Aydınlatan Aydınlık, (Statue of Liberty) adı verilen bu heykelin dikildiği adanın burnunun dibindeki Ellis (Gözyaşı) adası Amerika’ya göç etmeye çalışan milyonlarca Avrupalı ve diğer yerlerden gelen insanların ölümlerinin ve dramatik öykülerinin merkezi olmuştu. 1900 ve 1920 yıllarında milyonlarca göçmenin açlık ve hastalıklar yüzünden can verdiği bu adaya Türkiye’den de 291 bin 435 kişinin gittiği, bunların çoğunun Samsun ve Trabzon’a fındık almaya gelen Fransız gemileriyle buraya ulaştıkları ve en fazla da Harput’tan gidenler olduğu belirtiliyor. Göçmenlerin sözde özgürlük anıtı önünde Amerika’ya kabul edilmeyi bekledikleri bu transit merkezi ada 1954 yılına kadar bu amaçla kullanıldı, daha sonra müzeye dönüştürüldü.
MEŞALE YERİNE FÜZE Bu yazıya başlarken amacım bu heykeli anlatmak değildi. Özgürlük ve demokrasi havariliğini kimselere bırakmayan ABD’nin gerçekte ne kadar insanlık karşıtı olduğunu ve iki gün önce yaşanan Venezuela saldırısının benzerlerini hatırlatmak, bu sahte ve sözde iddiayla yüz binlerce insanın kanına girerek yaptıklarını örneklemekti amacım., Bu yüzden özgürlüğün, barışın ve demokrasinin simgesi olarak düşünülen heykelin sağ elindeki meşale yerine bir füze görseli yerleştirdim.
Aslında Maduro’yı hiç sevmem. Çünkü; dünyanın en zengin petrol varlığına sahip bir ülke halkının büyük çoğunluğunun yoksulluk içinde yaşaması, sosyal yardımlarla ayakta kalması hiç akla uygun gelmiyor. Ülke gelirlerinin büyük bir kısmını çevresindeki bir azınlık gruba peşkeş çeken, mağdur kesimleri yoksulluğa alıştırıp, sosyal yardımlarla kendisine bağlayan bir diktatördü Nicolas Maduro., Dünyanın sayılı uyuşturucu baronlarıyla ilişkisi ve bize kadar uzanan uyuşturucu trafiğinin önemli merkezlerinden biri olarak tüm dünyayı zehirleyen bir ülke olan Venezuela ve liderine de hiç acımadım.
Ama, demokrasiden uzaklaşmış, hukuk ve adalet kurallarını unutmuş bir ülkenin başkanını eşiyle birlikte yatağından kaçırıp, sokaklarda gezdirerek teşhir etmek gücü ne olursa olsun hiçbir ülkenin ve devletin güç gösterisi olmamalı., Doğrusu, diktatöre karşı mücadele vermesi gerekenler o ülkenin halkıdır. ABD’nin yaptığı bu korsanlıktır. Hele, Trump’ın “ Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi o ülkenin egemenliğine bir tecavüzdür ve haydutluktur.
ABD BUNU İLK KEZ YAPMIYOR. İran’da 1953 ve günümüzde, Vietnam’da 1955-1975’te, Küba’da 1961’de, Grenada’da 1983’te, Panama’da 1989-1990 ve 2021’de, Somali’de 1992-1995 ve 2007’de, Afganistan’da 2001-2011’de, Yemen’de 2002’de, Irak’ta 1991 ve 2003-2011’de, Libya’da 2011’de, Suriye’de 2024’te, Nijerya’da 2025’te yaptıkları tüm dünyada Amerika’ya karşı nefreti artırıyor.
1776’da kurulmuş bulunan ABD’nin insanlık tarihinde öyle fazla bir geçmişi yok. Üzerinde yaşadığı, yerli halkın kan ve canlarını alarak ele geçirdiği topraklarda bir göçmenler topluluğu olarak varlığını sürdüren kökleri olmayan bir emperyalist ülke.
Rockefeller ve Rothschild gibi Yahudi zenginlerin siyonist emellerinin etkisinde kalan ABD bugün de 9.5 milyonluk İsrail’le büyük bir dayanışma içerisinde, 2 milyarlık İslam alemini birbirine düşürüyor, yarattığı kan denizinde göz diktiği enerji kaynakları ve değerli madenleri vampir gibi emiyor.
Unutulmamalıdır ki, iki büyük dünya savaşında, Aralık 1941’de Japonların Pearl Harbour baskını hariç toprakları üzerinde tüfek bile patlamayan ABD, bu yaptıklarının, akıttığı kanların hesabını er geç verecektir. Sağlık, barınma, eğitim, ırkçılık, uyarıcı ve uyuşturucu bağımlılığı, sosyal ve ekonomik sorunlar şimdiden emperyalist amaçlarının önünde bir engel olarak büyümektedir.
ABD’nin bu yaptıklarını sazı ve sözüyle dile getiren, 2002 yılında kaybettiğimiz büyük ozanımız Mahzuni ŞERİF, “Amerika katil, katil Amerika” türküsünü söylerken ne kadar haklıymış…