Selçuklu mirası tarihi kale turizme kazandırılıyor - Karabük Haber Postası
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
30 Temmuz, 2024 16:07 tarihinde yayınlandı
0
0

Selçuklu mirası tarihi kale turizme kazandırılıyor

Tarihi Çorum Kalesi’nde restorasyon çalışmaları devam ediyor. Çalışmalarla ilgili bilgi veren Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, “Çorum Belediyesi, Selçuklu mirası olan bin 100 yıllık tarihi kaleyi turizme kazandırıyor. Restorasyon çalışmaları kapsamında kalenin bedenlerinin restorasyonu, aydınlatması ve etrafının drenaj hattı yapılacak. Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, bir taraftan şehrin modern yüzünü ortaya çıkarırken diğer taraftan da kentin tarihini ayağa kaldırmanın heyecanı içerisinde olduklarını söyledi.

“Çorum Kalesi önemli bir değer”

Son 5 yılda birçok farklı noktada kadim, tarihi Çorum’u ayağa kaldırmak, kente gelen ziyaretçilere Anadolu’nun merkezinde 8 bin yıllık geçmişe sahip bu şehri göstermek adına bir çok çalışma yaptıklarını belirten Başkan Halil İbrahim Aşgın, “Bunların en önemlilerinden bir tanesi kalenin restorasyonu işimiz. Çorum Kalesi önemli bir değer. Kaleye bir taş gözüyle bakarsanız taş görürsünüz, kaleye bizim gözümüzle bakarsanız kale bizim için aşktır. Muhabbettir, sevdadır, tarihtir, geçmiş ve gelecektir. Ayrıca bu toprakların nasıl vatan olduğunun göstergelerinden bir tanesi” dedi.

“Kaleyi gecekondu görüntüsünden kurtardık”

Çorum Kalesi’nin bin 100 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirten Başkan Aşgın, “Bu kaleden nice kumandanlar, nice askerler geldi geçti, nice fetihler yapıldı, nice şahitler ve gaziler verildi. Kalenin bedenlerindeki taşlar o şehitliklere, gaziliklere, kahramanlıklara şahitlik etti. Göreve geldiğimizde kalede yaptığımız incelemelerde içi gecekondu doluydu. Duvarlarındaki taşlar düşme noktasındaydı. Bir taraftan etrafa tehlike saçarken, görüntü olarak da kirlilik oluşturuyordu. Kale adeta yok oluyordu ve buna gönlümüz razı değildi. Kısa sürede tarihi kalenin içi ve çevresiyle ilgili birçok projelendirme yaptık. Kurul onaylarını aldık. Şu anda kalenin kurtulması, tarihi görünümüne tekrar kavuşması, kalenin adeta Müslüman Türk’ün mührü olduğunu göstermesi açısından önemli bir mesafe kat ettik. Geçtiğimiz 2-3 yıl içerisinde tüm kamulaştırmalar tamamlandı. Kale içerisinde bağımsız birim parça vardı. Tarihi tescili bulunan üç yapı haricinde kale içerisindeki gecekonduların hepsinin yıkımını gerçekleştirdik. Kalemizi gece kondu görüntüsünden kurtardık. İkinci aşamada kalenin bedenlerinin kurtarılmasıydı. Proje safhalarını tamamladık. Uygulama projesi ihalesine çıktık. Cumhuriyetin 100’üncü yılında yer teslimini firmaya yaptık. Artık kalenin tarihi görünümü yenilenmiş ve restore edilmiş bir şekilde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı” diye konuştu.

Selçuklu mirası tarihi kalede restorasyon çalışmalarının üç aşamadan oluştuğunu anlatan Aşgın, “Mevcut proje üç aşamadan oluşuyor. İlk aşamada kale etrafındaki drenaj sistemlerinin yenilenmesini kapsıyor. İkinci aşamada kalenin bedenlerinin tekrar tarihi görünüme uygun şekilde ayağa kaldırılması, üçüncü aşama ise aydınlatma. Drenajla ilgili firma sorunu çözdü. Kalenin drenajla ilgili bir sorunu kalmadı. Bedenlerde restorasyon çalışmaları devam ediyor. Bedenlerde de mümkün olduğunca orijinal taşlar kullanılıyor. Önce derzler açılıyor, derzler kontrol ediliyor. Eriyen, kırılan, dökülen taşlar kontrol ediliyor. Derzler temizlendikten sonra da sıkıntılı taşlar yerinden alınarak yerine konuluyor. Seyir terası denilen kısımda da suyun kalenin bedenlerine girmemesi için özel bir işlem var. Burçlarıyla, kale duvarları muazzam bir eser artık ortak çıkmaya, şehrimize ilham vermeye devam edecek” şeklinde konuştu.

“Kale Çorum’un marka değerini arttıracak”

Kalenin Çorum’a sağlayacağı katkı ile ilgili konuşan Aşgın, “Kale projesinin diğer önemli bir yönü de kaleden Saat Kulesi’ni kapsayan Kültür yolu projesinin başlangıcı. Kaleyi sadece kale olarak düşünmüyoruz. Etrafıyla birlikte yapacağımız kentsel dönüşüm şehrimizin marka değeri artıracak. Şehrimize büyük katkı verecek ve turizm potansiyelini artıracak. Bir çalışma olarak görüyoruz. Bizim hayalimiz bütün şairler gelsin kalemizi gezsin. Tarihi meydanımızı gezsin. Tarihi kültür yolumuzda yürüsün. Ressamlar yürüsün resim yapsınlar, şairler yürüsün şiir yazsınlar. Fotoğraf sanatçıları gelsinler en güzel fotoğrafları çeksinler. Çünkü şiir gibi bir şehir imar etmek en büyük hayalimiz. Kalemizde bu şiirin en önemli mısralarından birisi. Çünkü hikayenin başladığı yer, kahramanlık hikayesinin başladığı yer. Bu toprakların vatan yapılmasının başlangıç noktası. Bu anlamda kalenin bizim gönlümüzdeki yeri farklı. Geçmişimizi gelecek nesillere miras olarak sunmuş olacağız” ifadelerini kullandı.

“Kalemizi tüm ihtişamıyla gün yüzüne çıkaracağız”

Kültür ve Turizm Bakanlığının restorasyon çalışmalarına çok büyük katkısının olduğunu dile getiren Aşgın, “Kültür ve Turizm Bakanımızın kalemizde incelemelerde bulundu. Güzel düşünceleri ve tavsiyeleri oldu. Onları da dikkate alacağız. Bakanlığımız ilk etapta 10 milyon destek vereceğini açıklamıştı, bunu 30 milyon liraya çıkardı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, teknik ekibimizin katkılarıyla dünyanın merkezinde kalemizi tüm ihtişamıyla gün yüzüne çıkaracağız” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
fikret
Fikret Gökçe Avatarı
Fikret Gökçe
02 Nisan, 2026 10:23 tarihinde yayınlandı
0
0

ÇİLLER’İN KAPATMA KARARI THORNBURG’UN RAPORUNUN TIPKISININ AYNISIYDI (!)

(Bu hem bir 3 Nisan Kutlama hem de 5 Nisan Kapatma yazısıdır) 02 Nisan 2026

Almanya’nın “çılgın” Hitler liderliğinde Polonya, Hollanda ve Fransa’yı işgal ettiği günlerden kısa bir süre önce ülkemizin ilk yüksek fırını “Fatma” Karabük’te ilk doğumunu yapıyordu. Dünyanın diken üstünde bulunduğu bu süreçten önce Atatürk Türkiyesi büyük önderimizin açtığı yolda devrimlerin öngördüğü atılımları yapmış, kapitülasyonları kaldırmış, Montrö Boğazlar Sözleşmesini kabul ettirmiş, demiryollarını, tekeli emperyalistlerden geri almış, dokuma, şeker, kağıt, uçak fabrikalarını kurmuş, başta kömür olmak üzere madenlerimizi devletleştirmiş ve sanayileşmeye yönelmiş, dünya devletlerinin birbirini boğazladığı, İkinci Dünya Savaşı günlerinde hayal edilmesi zor, rüyada bile görülmesi güç demir ve çelik üretimini gerçekleştirmeye başlamıştı. 70 milyon dolayında insanın öldüğü bu büyük paylaşım savaşı sırasında Türkiye tarafsızlığını korumuş, her türlü önlemini alarak bir yurttaşının burnunu bile kanatmadan varlığını ve bağımsızlığını devam ettirmişti.

İkinci Dünya Savaşı’nın enkaza dönüştürdüğü ülkelerde yeniden ayağa kalkmak için yoğun çalışmalar başlarken savaşa girmeyen ama etkilenen ülkemizde Cumhuriyetin ilanıyla başlayan kalkınma girişimleri sürdürülüyor, fabrikalarımızın ürettiği ürünler dünya genelinde rekabet ortamı yaratıyordu. Tabii ki ; bu durumdan, özellikle havacılık alanındaki gelişmelerimizden en çok ABD rahatsız oluyor, Türkiye’yi ABD sermayesi için sadece bir pazar olarak görüyordu.

Yukarıda söz ettiğimiz havacılık alanında 1926-1950 yılları arasında önemli gelişmeler yaşanıyordu. Kayseri, Etimesgut ve Eskişehir’de kurulan fabrikalarımız ile Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ’ın ürettiği çok sayıda uçak, planör ve motorlarla bu alanda rekabete girmiştik.

FATMA’DA PATLAMA ABD’Yİ SEVİNDİRMİŞTİ.,
Bu uçak ve fabrikaların ihtiyacı olan çelik ve saclar Karabük’te üretilmeye başlanmıştı. 3 Kasım 1944’te yüksek fırın gaz borularında kaynak işlemi yapılırken bir patlama olmuş ve üretim durmuştu. Bu duruma sevinen ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi Laurence A. Steinhardt hemen Washington’a çektiği telgrafla “ Yüksek Fırında meydana gelen patlama nedeniyle üretimin durduğunu bildirmekten onur duyuyorum “ müjdesini (!) iletmişti.

Bu sırada Truman Doktrini ile savaştan etkilenen ülkelere yardım amacıyla uygulanmaya başlanan Marshall Planı çerçevesinde hükümetimiz 1947 yılında makine ve teçhizat için ABD’den 615 milyon dolar tutarında bir yardım talebinde bulunmuştu. Ayrıca 110 lokomotif üretecek bir fabrika için de ABD’den 24 milyon dolar kredi istenmişti.

ABD bunu bir fırsat olarak gördü ve Yirminci Yüzyıl Vakfı aracılığıyla araştırma yapması ve bir rapor hazırlaması için Bahreyn’de petrol arama çalışmaları yapmakta olan Max Weston Thornburg’u Ankara’ya gönderdi. Yahudi asıllı milyarder Rockefeller’in Standart Oil petrol şirketinin yöneticilerinden biri olan ve beraberinde Graham Spry ve George Soule ile ülkemize gelen Thornburg, iki ayda bitirdiği çalışmasından sonra 1949 yılında TURKEY: AN ECONOMIC APPRAİSAL” başlıklı 356 sayfalık raporunu hükümete sundu. Bu raporda :

“ Liberal ekonomiye geçilmeli. Hızlı ve planlı sanayileşme anlayışından vaz geçilmelidir. Türkiye’nin ağır sanayi kurması gerekli değildir.
Karabük Demir-Çelik Fabrikaları derhal tasfiye edilmelidir.
Uçak, makine, kimya, motor projeleri iptal edilmelidir. Sanayi bırakılmalı, sadece basit tarım alet ve gereçleri üretilmeli, tarımsal kalkınmaya yönelinmelidir.
Demiryolları yerine karayolları yapılmalıdır deniliyor ayrıca, ihtiyacınız olan traktörleri biz vereceğiz “ ifadesi yer alıyordu.

ABD ülkemizin kalkınma ve sanayileşme çabalarını önlemek için bu raporla yetinmedi. DORR ve BARKER gibi başka raporlar da gündeme getirdi. Dorr isimli Amerikalı bir uzmanın hazırladığı 1800 sayfalık rapor Atatürk’e sunuldu. Atamızın beğenmeyerek çöpe attığı bu raporun sahibi DP iktidarı sırasında tekrar ülkemize davet edildi ve önerileri alındı. Barker raporunda ise Dünya Bankası’nın ekonomik reçete ve tavsiyeleri dikte ediliyordu.

ÇİLLER THURNBURG’UN YAPAMADIĞINI YAPMAYA KALKTI…
50. Koalisyon Hükümetinin Başbakanı Tansu ÇİLLER 5 Nisan 1994 tarihinde yayınlanan kararname ile Karabük Demir-Çelik Fabrikalarının kapatılacağını ilan etmişti.
Aslında o günlerde bir takım radikal kararların alınması bekleniyordu. Ekonomide yaşanan sorunlar, enflasyon baskısı ve döviz sıkıntısı bazı önlemlerin alınmasını zorunlu kılıyordu.

O dönemde Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Teşkilat Sekreteriydim ve iki gün önce Ankara’daki toplantı sonrası Karabük’e dönmüştüm. Sonradan Başbakanlık Müşavirliği de yapan Genel Başkanımız Rahmetli A. Faruk ÖZTİMUR Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Tansu ÇİLLER tarafından çok seviliyor ve gerektiğinde onlarla görüşebiliyordu. 1 Nisan sabahı telefon etti. “ – Ağabey, önemli gelişmeler var, hükümet 5 Nisan günü bazı kararlar açıklayacak, bunlar arasında sizin fabrikanın kapatılması kararı da var “ dedi.

Aldığım bu bilgiyi paylaşmam gerekiyordu. Çelik-İş Sendikası’nı aradım. Eğitim Sekreteri rahmetli Niyazi ÜNAL’ın eşiyle eşim teyze çocuklarıydı. Paylaştığım bu bilgiye göre bir şeyler yapmak gerektiğini ve mümkünse görüşmek üzere fabrikaya gelmesini rica ettim. Az sonra Şube Sekreteri Ruhi AYHAN’la birlikte geldiler ve müessese müdürlüğü santralında buluştuk. Haberleşme işlerinin sorumlusu Elektrik Mühendisi arkadaşımız Nurettin ALBAYRAK’ın iznini alarak Ankara’yı aradık bu bilgiyi teyid ettirdik. Karabük’ün ölümü demek olan bu karara karşı harekete geçilmeli ve kamuoyu bilgilendirilmeliydi.
Demek Amerikalıların yıllar önce başaramadıkları kapatmayı bizim başbakanımız gerçekleştirecekti.

Birbirimizden ayrılmadan önce vakit geçirmeden bu bilginin ilgililere iletilmesini ve akşam 17.30’ da bir toplantı düzenlenmesinin yararlı olacağını kararlaştırdık. Uygun bir yer olarak düşündüğümüz Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Kamil GÜLEÇ’i arayarak olurunu aldık. Bu arada siyasi partiler, sendikalar, basın ve diğer kuruluşları da arayarak toplantıya katılmalarını istedik.

Akşam üzerine doğru salon ilan edilen saatten önce dolmuştu. İlk konuşma ve açıklamayı sendikacılar yaptı. Sonra Müessese Müdür Yardımcısı Ersin ÖZTÜRK yaşanan gelişmeleri de tarihsel süreç içinde açıklayıp mevcut durum konusunda bilgi verdi. Toplantıya katılanlar büyük bir tepki içindeydi ve herkes konuşmak, duygularını ifade etmek istiyordu.
Haber hemen yayılmış, iki gün sonra 3 Nisan’da 57. Kuruluş Yılını kutlayacak olan Karabük’te bu haber bomba etkisi yaratmıştı. Gazeteciler, Tuncer ERSÖZLÜ, Ahmet GÖLBEK, TSO Başkanı Kamil GÜLEÇ, Çelik-İş Şube Başkanı Taner CANYURT, DYP adına Celal KAÇMAZ, ANAP adına Kenan KARABACAK ve diğerleri konuşmalarını not alabildiğim kişilerdi. Ortak tavır; bu karara karşı şehir olarak büyük bir tepki gösterilmeli şeklinde belirlendi. Çeşitli düşünceler üretildi. İki gün sonra, yani 3 Nisan’da aynı zamanda Beşiktaş’la maçımız vardı. Bütün spor camiasının ve medyasının odaklanacağı bu maç sırasında çekim yapan TV’lar aracılığıyla bütün ülkeye tepkimiz gösterilmeli ve “ Ey Türkiye Yıllardır Benden Aldığını Geri Ver “ gibi sloganlar üretilmeliydi. Çeşitli konuşma ve tartışmalardan sonra çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan bir Teknik ve İdari Kurul oluşturulmasına karar verildi. Bu arada Ahmet GÖLBEK ile birlikte planladığımız ve tarafımdan kaleme alınan Basın Bildirisi katılımcılar tarafından onaylandı ve başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili her yere TSO faksından gönderdik

Daha sonraki süreçte tüm Karabüklülerin sahip oldukları birlik ve beraberlik ile ortaya koydukları direnç ve mücadele, ülkemiz ekonomisinin belkemiği ve çoğumuzun ekmek kapısı olan fabrikalarımızın hak etmediği kapatılma kararına karşı büyük bir zaferle, KARDEMİR’in doğuşuyla sonuçlandı.

Türkiye Demir-Çelik İşletmelerinin kuruluşunun 89 ncu yılı nedeniyle (E) bir çelik emekçisi olarak bu büyük tesisi kuranlarla bugünlere taşıyanları saygıyla anıyor, tüm Karabüklüleri ve KARDEMİR’i kutluyorum.

Fikret GÖKÇE
Kıbrıs Gazisi – Mak. Müh.