Rekabet Kurulundan Bolu’nun piliç devlerine büyük ceza: 3 milyar 700 milyon TL idari para cezası kesildi - Karabük Haber Postası
rekabet kurulundan bolunun pilic devlerine buyuk ceza 3 milyar 700 milyon tl idari para MAI9BlME
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
29 Eylül, 2025 12:07 tarihinde yayınlandı
0
0

Rekabet Kurulundan Bolu’nun piliç devlerine büyük ceza: 3 milyar 700 milyon TL idari para cezası kesildi

Rekabet Kurulu, piliç eti dalına yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında firmaların kullandığı “ileri tarihli fiyat listesi” sistemini yasakladı. Bolu merkezli üretim yapan Beypiliç, Erpiliç ve Akpiliç firmalarının da yer aldığı çok sayıda firmaya toplam 3 milyar 700 milyon TL idari para cezası kesildi.

Rekabet Kurulu, piliç eti dalında yürüttüğü soruşturmayı tamamladı. Heyet, firmaların kullandığı “ileri tarihli fiyat listesi” tekniğini yasakladı. Karar kapsamında ortalarında Bolu’da üretim merkezi bulunan Beypiliç, Erpiliç ve Akpiliç firmalarının da yer aldığı çok sayıda firmaya toplam 3 milyar 700 milyon TL idari para cezası kesildi. Soruşturmada uzlaşmaya giden Beypiliç, Bolez, Keskinoğlu, Lezita ve Şenpiliç yaklaşık 1 milyar TL ceza ödemeyi kabul etti. Akpiliç, Aspiliç, Bakpiliç, Banvit, Bupiliç, Erpiliç ve Gedik ise toplam 2 milyar 700 milyon TL ceza ile karşı karşıya kaldı. Yeni düzenlemeyle, üretici ve tedarikçi firmalar alıcılarına gönderdikleri fiyat listelerini tıpkı anda yürürlüğe koymak zorunda olacak. Böylelikle evvelce fiyat paylaşımı engellenecek, rekabetin şeffaf işlemesi ve tüketicilerin korunması sağlanacak.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay