blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
06 Mart, 2024 16:48 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 4dk
Yorum: 0

Prof. Dr. Mustafa Cin: “Sıcakların ve yağışların artması heyelan risklerini arttırıyor”

İlkbahar ayları ve yağmurların artış gösterdiği dönemlerde, Doğu Karadeniz bölgesinde artan heyelan riskleri ve bu risklere karşı alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü ve Afet Yönetim Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Cin önemli uyarılarda bulundu.
Doğa olayı olarak kabul edilen ve arazi eğimine bağlı olarak yerdeki kütlelerin bir yerden başka bir yere taşınması sonucu meydana gelen heyelan, toprak kayması, kaya düşmesi, çamur akıntısı gibi hareketlerin, özellikle arazi eğiminin yüksek olduğu Doğu Karadeniz bölgesinde sıklıkla görülmekte olduğunu belirten Prof. Dr. Cin, bunların içerisinde en yıkıcı olan kütle hareketinin heyelanlar olduğunu söyledi.

“Heyelan riskinin en yüksek olduğu bölge Doğu Karadeniz bölgesidir”
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan heyelanlar sonucu can ve mal kayıpları yaşandığını hatırlatan Cin, heyelanlara etki eden faktörler ile ilgili olarak “Birçok değişik etken heyelanlara neden olmaktadır. Bunlardan en önemlisi eğimdir. Ülkemiz dağlık ve eğimli bir arazi yapısına sahiptir ve arazi eğimi ortalama olarak yüzde 17 civarındadır. Ancak Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illerini kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde eğim yüzde 60’ların üzerinde oldukça yüksek bir ortalamaya sahiptir. Bu açıdan düşündüğümüzde heyelanların oluşumu Doğu Karadeniz bölgesinde oldukça yaygın ve doğal bir olaydır. Heyelanların oluşumunda bir başka bir faktör ise kayaçların özelliğidir. Bu bölgedeki geçirimli kayaçlardan sular aşağılara kadar inebiliyor ve daha aşağılarda geçirimsiz bir tabaka bulduğunda yukarıdaki kütleyi harekete geçirebiliyor. Ayrıca su ile doygunluk ve aynı zamanda sürtünmenin azalmasıyla birlikte devasa kütleler hareket haline geçebiliyor. Doğu Karadeniz Bölgesi bu zayıf kayaç yapısından dolayı heyelanlara oldukça müsaittir” bilgilerini paylaştı.
Heyelanların tüm yıl boyunca görülebileceğini ifade eden Cin, özellikle yaz aylarında sıcaklıkların artması ve yoğun yağışlarla bu risklerin yükseldiğine dikkat çekerek “Ani gelişen yağmurlar toprağın alt kısımlarına, anakayaya kadar ulaşabiliyor. Bu da kütlenin ağırlığını yani yükünü ve doygunluğunu arttırıyor, diğer yandan da alt tabakalarda sürtünmeyi azaltıyor. Dolayısıyla sağanak yağışlar heyelan oluşumda etkili bir faktör. Ayrıca bir diğer önemli faktör; bu yağışlar sırasında ana akar su ya da yan kollarda meydana gelen tıkanmalar suyun yönünü değiştirebiliyor. Yönü değişen su, yamaçların altını oyuyor. Dolayısıyla altı oyulan yamaçlar aşağıya doğru yer çekiminin etkisiyle kayıyor. Akarsuyun tekrar önünü tıkıyor ve bir kısır döngüye neden oluyor. Akarsuyun önü tıkanınca arkada göletler oluşuyor. Bu göletler tekrar patlayabiliyor ve aşağılarda daha büyük heyelanlara da neden olabiliyor. Ayrıca İlkbahar aylarında karların erimesi yine arazi yapısında su doygunluğuna neden olacağından heyelan oluşumu açısından risk olarak değerlendirilmektedir” ifadelerini kullandı.

“Depremler ve titreşimler heyelanları tetikleyebiliyor”
Heyelan oluşumlarında zaman zaman beşeri faktörlerin de etkili olduğunu belirten Cin, özellikle yol yapım çalışmalarında yamaçların altının oyulması ile yamaç dengesinin bozulmasının heyelanlara davetiye çıkarttığı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Cin, diğer bir tetikleyici unsur olarak arazide oluşabilecek titreşim hareketlerinin etkili olabileceğini hatırlatarak; “Özellikle depremler heyelan oluşumunu tetiklemektedir. Titreşimle birlikte uygun koşullarda olan kütleler hemen harekete geçebiliyor. Titreşim bazen tünel çalışmaları, yol yapım çalışmaları ya da iş makineleri sebebiyle de olabiliyor. Bu da heyelan riskini arttırıyor” uyarısında bulundu.
Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA), Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) gibi kurumların yanı sıra bazı üniversiteler tarafından tüm Türkiye’nin heyelan risk haritasının belirlendiğini söyleyen Cin, hangi bölgelerin ne kadar risk taşıdığının bilindiğini kaydetti.

“Bir diğer önemli tehlike kaya düşmeleri”
Cin, Doğu Karadeniz bölgesinde sıklıkla görülen bir diğer kütle hareketinin kaya düşmeleri olduğunun altını çizerek “Kaya düşmeleri aslında zeminden bağımsız, yani ana kayadan bağımsız, zemine gömülü olmayan büyük kütlelerin aşağı doğru yuvarlanmasıdır. Özellikle ilkbahar aylarında bunu Doğu Karadeniz’de yaygın bir şekilde görebiliyoruz. İlkbahar aylarında neden yaygın? Çünkü karlar eriyor zemin yumuşuyor. Ayrıca biraz daha iç bölgelerde donma ve çözülme olayları nedeniyle genleşme ve büzüşme hareketleri meydana geliyor. Zeminde bulunan kaya parçaları bu esnada aşağıya doğru yuvarlanabiliyor. Aşağıdaki bölgelerde yerleşim alanları var ise evlere büyük bir tehdit oluşturabiliyor. Aynı zamanda bir karayolu var ise bu karayolundan geçen araçların üzerine düşme riski de taşıyor. Bu tür olaylar Doğu Karadeniz’de sıkça yaşanmaktadır. Ayrıca yol yapım çalışmaları sırasında yamaçlarda bulunan irili ufaklı kaya parçaları açık hale geliyor. Bunlar da özellikle ilkbahar aylarında donma çözülme etkisiyle yola düşebilmekte. Tabii ki yola düşen bu kaya parçaları küçük de olsa araçların direk üzerine düşmese bile özellikle geceleri trafik kazalarını arttırabiliyor” şeklinde konuştu.

Heyelanlara karşı ne önlemler alınabilir?
Heyelanlara karşı alınabilecek önlemlerle ilgili de açıklamalarda bulunan Cin “Heyelan riskine karşı alınması gereken önlemlerin ne olduğu aslında yetkililer tarafından çok iyi bir şekilde biliniyor. Bu önlemlerin başında yamaç eğimini azaltmak geliyor. Özellikle yol yapım çalışmaları sırasında yamaç dengesini bozduğumuz zaman, buradaki bozulan dengeyi o anda düzeltmemiz gerekiyor. Bu tıraşlama ile olabiliyor ya da üzerindeki yükün alınmasıyla olabiliyor. Bu önlemler yol yapım çalışmaları sırasında yapılırsa daha iyi olur. Çünkü bu riskli sahada heyelan beklemeyebilir. Dolayısıyla yollar projelendirilirken bu önlemlerin de bir arada alınması gerekiyor. Doğu Karadeniz bölgesi dağınık bir yerleşmeye ve eğimli bir araziye sahip. Bu nedenle çok sayıda bir yol ağı var, yani bütün evlere yol gidiyor. Köylerde yapılan yeni yolların heyelanı da teşvik etmeyecek şekilde yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Köylerdeki kanalizasyonlar hem çevre kirliği hem de heyelan riski oluşturuyor”
Son olarak özellikle köylerdeki kanalizasyon atık alanlarının ve yol kenarlarındaki su tahliye kanallarının heyelanları teşvik eden riskler oluşturduğuna değinen Cin, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bölgemizde heyelana davetiye çıkaran bir başka faktörde kanalizasyon atıklarıdır. Özellikle kırsal alanda sıvı ev atıkları ve kanalizasyon araziye bırakılıyor. Buradaki su akışı sürekli olduğu için eğer aşağıda heyelan riski heyelan koşulları var ise su ile doygunluk az önce bahsettiğimiz şekilde suyun etkisiyle birlikte heyelanlar oluşmaktadır. Bunun için önlem aslında kolay, bireyler kanalizasyonları araziye bırakıyor ama bunu çözmek aslında devletin işidir. Bazı köylerde bu modern usullerle kanalizasyonlar borularla belli merkezlere toplanıyor ve orada ayrıştırılıyor. Ancak pek çok köyde bu sorun çözülmemiş durumdadır. Hem çevre kirliliği açısından hem de heyelanı teşvik etmeme açısından bu soruna devletin çözüm üretmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yol kenarlarında bulunan su tahliye kanalları, özellikle yolun yukarısında suları toplayıp aşağılarda bir yerde menfezlerle arazinin alt kısımlarına boşaltma şeklinde bir yol uygulanmaktadır. Yolun üst kenarında oluşturulan bu oluklar suyun şiddeti arttığı zaman buradaki yamacın altını oyabiliyor ve yamaç dengesini bozuyor. Aynı zamanda menfezlerle yolun aşağısına bırakılan su, bu kanallar vasıtasıyla toplanılarak akıyor ve kütlesini büyütüyor. Bu da aşağıda yine yamaç dengesini bozuyor. Araziyi derine ya da yana kazıyor ve heyelanları oluşturuluyor. Önlem olarak bu su kanallarının uygun yöntemlerle borular ya da kanalların betonlanmasıyla, yani yamacı koruyacak şekilde yapılması sağlanabilir.”

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
30 Ocak, 2026 12:07 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

İğneada ve Gürcistan açıklarındaki hamsi avı beklentileri karşılamayınca balıkçılar erken paydos etti

Türkiye’nin İğneada açıklarında ve Gürcistan sularındaki hamsi avından beklenen verimi alamayan tekneler yavaş yavaş balık av sezonuna veda ediyor.
Balıkçılar, bu bölgelerde görülen hamsinin de umut verici olmadığını belirtirken, genel tabloya bakıldığında Karadeniz’in birçok noktasında durumun benzer olduğunu vurguluyor.
Balıkçılar, günlük 100-150 kasa civarında bir av yapılabilmesi hâlinde balık av sezonunun biteceği 15 Nisan 2026 tarihine kadar denizde kalabileceklerini ancak bu miktarın maliyeti karşılamaması durumunda avlanmanın sürdürülebilir olmadığını dile getiriyor. Şu anda tekneler ağırlıklı olarak istavrit avına yönelirken, bazı teknelerde şimdiden karaya çekerek bir sonraki balık sezonu için hazırlıklarına başladı.
Tekne sahiplerinden Bilal Bozoklu şu an ağırlıklı olarak istavrit avladıklarını belirterek "Hamsi yok diyebiliriz. İğneada taraflarında kendini gösterdi ancak orada da çok iç açıcı bir durum yok. Olan hamsi Gürcistan’da; orada da durum pek parlak değil. Dolayısıyla Gürcistan taraflarında da yoğun bir hamsi avı söz konusu değil. Kısacası her yer aynı durumda. Bundan sonra günlük 100-150 kasa civarında av yapabilirsek sezon sonuna kadar denizde kalabiliriz ancak maliyeti kurtarmadığı sürece denize açılmamız mümkün değil. Şu anda ağırlıklı olarak istavrit avlıyoruz. Eskilerin deyimiyle, denizde zaman zaman kısır dönemler yaşandığına dair söylemler olurdu. Nitekim iyi geçen sezonlar da oldu. Örneğin bir önceki sezonda palamut çoktu, bu sezon ise hamsi vardı ancak değerini bulmadı. Hamsi kış sezonunda olsaydı ve 300-500 kasa avlayabilseydik belki bir şeyler kazanabilirdik. Ancak herkes aynı anda avladığında hamsi ucuz fiyata gidiyor. Piyasaya fazla hamsi girmesi, tekne açısından pek kurtarıcı olmuyor. Şu anda tekneler genellikle İğneada ve Marmara Denizi’nde avlanıyor. Doğu Karadeniz’de ise çok fazla tekne yok; olanlar da bizim gibi günü kurtarmaya çalışıyor. 1,5-2 ay sonra tekneler karaya çekilmeye başlar. Şu an itibarıyla karaya çekilen tekneler de var" diye konuştu.

Deniz dibindeki kirlilik ağları parçalıyor
Deniz dibindeki demir parçaları ve çöplerin ağlara zarar verdiğini belirten Bozoklu, "Denize ağ attığımızda dipteki bir cisim nedeniyle ağlarımız yırtıldı. Balıkçı deyimiyle iki, iki buçuk boy (Yaklaşık 275 metre) kadar ağımız zarar gördü. Denizin güzelliği olduğu kadar çilesi de var. Bu durum sadece dipteki cisimlerden değil, akıntıdan da kaynaklanabiliyor. Denizde çöp var, denizin altında ciddi miktarda atık bulunuyor. Özellikle Trabzon çevresinde bu sorun daha fazla görülüyor" dedi.
Kaptan yardımcısı Harun Yılmaz ise yırtılan ağları tamir ettiklerini kaydederek "Sezon, hamsi açısından verimli geçti ancak fiyatlar oldukça düşük kaldı. Bu nedenle bolluk yaşanmasına rağmen ekonomik anlamda beklentiyi karşılamadı. Şu sıralar ağırlıklı olarak istavrit avcılığı yapıyoruz. Genellikle Eynesil ile Of arasındaki bölgede avlanıyoruz. Şu anda hamsi avı yok; İğneada’da zaman zaman görülüyor ancak orada da süreklilik göstermiyor. Şu an ağ tamiriyle uğraşıyoruz. Ağlarımızın büyük gemilerin çapaları nedeniyle yırtıldığını düşünüyoruz. İki boy ağımız zarar gördü. Ayrıca denizden çöp de çıkıyor; özellikle Beşirli tarafında bu durum daha fazla görülüyor" diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin