O Sürmene kamasının son ustalarından - Karabük Haber Postası
o surmene kamasinin son ustalarindan mnXaFyW4
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
05 Ocak, 2026 12:00 tarihinde yayınlandı
0
0

O Sürmene kamasının son ustalarından

Sürmene Kaması yapımına 72 yıl önce başlayan üçüncü kuşak kama ustası 78 yaşındaki Cengizhan Alpaslan, yok olmaya yüz tutan mesleğin son temsilcilerinden biri olarak gençlere çağrıda bulundu. Babasından ve dedesinden öğrendiği kama yapımını bugün hâlâ sürdüren Alpaslan, bu sanatın gelecek yıllarda tamamen kaybolabileceğini dikkat çekerek şu anda bu sanatı sürdüren 1-2 kişi kaldıklarını belirtti.

Yörede kamanın yapımına 1910-1912 yılları arasında başlandığını hatırlatan Alpaslan, günümüzde kamaların daha çok tarihi ve turistik amaçlarla tercih edildiğini ifade ederek özellikle horon ekipleri tarafından yıllardır görsel amaçlı kullanılarak bu özelliğini koruduğunu dile getirdi.

Trabzon’un Sürmene ilçesi Soğuksu Mahallesi’ndeki evinin altında bulunan atölyede Sürmene kaması yapımını sürdüren Alpaslan, kama yapımının 72 ayrı işlemden geçtiğini kaydederek şimdiki neslin bu sanatı pek tercih etmediğini söylüyor. Günde 3 tane kama yapması halinde 5-6 bin TL kazanabileceğine dikkat çeken Alpaslan, “Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım; Başka hiçbir yerde bir günde o kadar para kazanamam. Şimdiki nesil kendini fazla zorlayacak iş aramıyor, genelde masa başı işlerini tercih ediyor” diye konuştu.

“Şu anda bu işi yapan 1-2 kişi kaldık”

Günümüzde kama yapan 1-2 ki kişi kaldıklarını kaydeden Alpaslan, “Bu mesleğe 72 yıl önce başladım. Yaptığım bıçağın adı kama olarak tabir edilir. Benim bildiğim kadarıyla kama yapımına 1910-1912 yılları arasında başlandı. Kamalar günümüzde genellikle tarihi özellik taşıdığı için turistik amaçlı tercih ediliyor. O yıllardan beri horon ekiplerinde görsel amaçlı olarak kullanılıyor ve bu kullanım günümüze kadar devam ediyor. İlçemizde 100’ün üzerinde satış yeri var; ancak bazıları işin kaynağını bulalım diye benden alıyor. Kama sivri uçludur, Sürmene bıçağı ise bildiğimiz normal ekmek bıçağıdır. Şu anda kama yapan benim gibi 1-2 kişi kaldı, gençlerde pek yok. Tahminimce 10 yıl sonra kama yapımı tamamen bitecek. Yetiştirdiğim çırakların hiçbiri kama yapmıyor” dedi.

“Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım”

Günde 3 tane kama yapması durumunda 5-6 bin TL para kazanabileceğine dikkat çeken Alpaslan, “Kama yapımını babamdan ve dedemden öğrendim. Bu mesleği bize bırakanlardan Allah razı olsun. Bize bir meslek öğrettiler. Kamanın yapımı 72 işlemden geçer. Önceleri günde yaklaşık 8 kama yapardım, yanında meyve bıçağıyla birlikte toplamda 16’ya ulaşırdı. Şimdi ise günde ancak 3 tane yapabiliyorum. Gençler atalarının mesleğini unutmasın. Örneğin kamayı meyve bıçağıyla birlikte 2 bin TL’ye yapıyorum. Günde üç tane yaparsam 5-6 bin TL kazanırım; başka hiçbir yerde bir günde o kadar para kazanamam. Şimdiki nesil kendini fazla zorlayacak iş aramıyor, genelde masa başı işlerini tercih ediyor. Bilhassa Yunanistan’dan gelip alanlar var. Buradan gidenler de Yunanistan’da uzun süre bu mesleği sürdürdü. 1955 yılında 7 yaşındaydım. Dedem ustaydı, babam ise onun çırağıydı. İkisinin de usta olduğu döneme yetiştim. Dolayısıyla bu mesleği üçüncü kuşak olarak sürdürüyorum. Ancak çocuklarımdan bu işi yapan yok” şeklinde konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
fikret
Fikret Gökçe Avatarı
Fikret Gökçe
02 Nisan, 2026 10:23 tarihinde yayınlandı
0
0

ÇİLLER’İN KAPATMA KARARI THORNBURG’UN RAPORUNUN TIPKISININ AYNISIYDI (!)

(Bu hem bir 3 Nisan Kutlama hem de 5 Nisan Kapatma yazısıdır) 02 Nisan 2026

Almanya’nın “çılgın” Hitler liderliğinde Polonya, Hollanda ve Fransa’yı işgal ettiği günlerden kısa bir süre önce ülkemizin ilk yüksek fırını “Fatma” Karabük’te ilk doğumunu yapıyordu. Dünyanın diken üstünde bulunduğu bu süreçten önce Atatürk Türkiyesi büyük önderimizin açtığı yolda devrimlerin öngördüğü atılımları yapmış, kapitülasyonları kaldırmış, Montrö Boğazlar Sözleşmesini kabul ettirmiş, demiryollarını, tekeli emperyalistlerden geri almış, dokuma, şeker, kağıt, uçak fabrikalarını kurmuş, başta kömür olmak üzere madenlerimizi devletleştirmiş ve sanayileşmeye yönelmiş, dünya devletlerinin birbirini boğazladığı, İkinci Dünya Savaşı günlerinde hayal edilmesi zor, rüyada bile görülmesi güç demir ve çelik üretimini gerçekleştirmeye başlamıştı. 70 milyon dolayında insanın öldüğü bu büyük paylaşım savaşı sırasında Türkiye tarafsızlığını korumuş, her türlü önlemini alarak bir yurttaşının burnunu bile kanatmadan varlığını ve bağımsızlığını devam ettirmişti.

İkinci Dünya Savaşı’nın enkaza dönüştürdüğü ülkelerde yeniden ayağa kalkmak için yoğun çalışmalar başlarken savaşa girmeyen ama etkilenen ülkemizde Cumhuriyetin ilanıyla başlayan kalkınma girişimleri sürdürülüyor, fabrikalarımızın ürettiği ürünler dünya genelinde rekabet ortamı yaratıyordu. Tabii ki ; bu durumdan, özellikle havacılık alanındaki gelişmelerimizden en çok ABD rahatsız oluyor, Türkiye’yi ABD sermayesi için sadece bir pazar olarak görüyordu.

Yukarıda söz ettiğimiz havacılık alanında 1926-1950 yılları arasında önemli gelişmeler yaşanıyordu. Kayseri, Etimesgut ve Eskişehir’de kurulan fabrikalarımız ile Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ’ın ürettiği çok sayıda uçak, planör ve motorlarla bu alanda rekabete girmiştik.

FATMA’DA PATLAMA ABD’Yİ SEVİNDİRMİŞTİ.,
Bu uçak ve fabrikaların ihtiyacı olan çelik ve saclar Karabük’te üretilmeye başlanmıştı. 3 Kasım 1944’te yüksek fırın gaz borularında kaynak işlemi yapılırken bir patlama olmuş ve üretim durmuştu. Bu duruma sevinen ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi Laurence A. Steinhardt hemen Washington’a çektiği telgrafla “ Yüksek Fırında meydana gelen patlama nedeniyle üretimin durduğunu bildirmekten onur duyuyorum “ müjdesini (!) iletmişti.

Bu sırada Truman Doktrini ile savaştan etkilenen ülkelere yardım amacıyla uygulanmaya başlanan Marshall Planı çerçevesinde hükümetimiz 1947 yılında makine ve teçhizat için ABD’den 615 milyon dolar tutarında bir yardım talebinde bulunmuştu. Ayrıca 110 lokomotif üretecek bir fabrika için de ABD’den 24 milyon dolar kredi istenmişti.

ABD bunu bir fırsat olarak gördü ve Yirminci Yüzyıl Vakfı aracılığıyla araştırma yapması ve bir rapor hazırlaması için Bahreyn’de petrol arama çalışmaları yapmakta olan Max Weston Thornburg’u Ankara’ya gönderdi. Yahudi asıllı milyarder Rockefeller’in Standart Oil petrol şirketinin yöneticilerinden biri olan ve beraberinde Graham Spry ve George Soule ile ülkemize gelen Thornburg, iki ayda bitirdiği çalışmasından sonra 1949 yılında TURKEY: AN ECONOMIC APPRAİSAL” başlıklı 356 sayfalık raporunu hükümete sundu. Bu raporda :

“ Liberal ekonomiye geçilmeli. Hızlı ve planlı sanayileşme anlayışından vaz geçilmelidir. Türkiye’nin ağır sanayi kurması gerekli değildir.
Karabük Demir-Çelik Fabrikaları derhal tasfiye edilmelidir.
Uçak, makine, kimya, motor projeleri iptal edilmelidir. Sanayi bırakılmalı, sadece basit tarım alet ve gereçleri üretilmeli, tarımsal kalkınmaya yönelinmelidir.
Demiryolları yerine karayolları yapılmalıdır deniliyor ayrıca, ihtiyacınız olan traktörleri biz vereceğiz “ ifadesi yer alıyordu.

ABD ülkemizin kalkınma ve sanayileşme çabalarını önlemek için bu raporla yetinmedi. DORR ve BARKER gibi başka raporlar da gündeme getirdi. Dorr isimli Amerikalı bir uzmanın hazırladığı 1800 sayfalık rapor Atatürk’e sunuldu. Atamızın beğenmeyerek çöpe attığı bu raporun sahibi DP iktidarı sırasında tekrar ülkemize davet edildi ve önerileri alındı. Barker raporunda ise Dünya Bankası’nın ekonomik reçete ve tavsiyeleri dikte ediliyordu.

ÇİLLER THURNBURG’UN YAPAMADIĞINI YAPMAYA KALKTI…
50. Koalisyon Hükümetinin Başbakanı Tansu ÇİLLER 5 Nisan 1994 tarihinde yayınlanan kararname ile Karabük Demir-Çelik Fabrikalarının kapatılacağını ilan etmişti.
Aslında o günlerde bir takım radikal kararların alınması bekleniyordu. Ekonomide yaşanan sorunlar, enflasyon baskısı ve döviz sıkıntısı bazı önlemlerin alınmasını zorunlu kılıyordu.

O dönemde Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Teşkilat Sekreteriydim ve iki gün önce Ankara’daki toplantı sonrası Karabük’e dönmüştüm. Sonradan Başbakanlık Müşavirliği de yapan Genel Başkanımız Rahmetli A. Faruk ÖZTİMUR Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Tansu ÇİLLER tarafından çok seviliyor ve gerektiğinde onlarla görüşebiliyordu. 1 Nisan sabahı telefon etti. “ – Ağabey, önemli gelişmeler var, hükümet 5 Nisan günü bazı kararlar açıklayacak, bunlar arasında sizin fabrikanın kapatılması kararı da var “ dedi.

Aldığım bu bilgiyi paylaşmam gerekiyordu. Çelik-İş Sendikası’nı aradım. Eğitim Sekreteri rahmetli Niyazi ÜNAL’ın eşiyle eşim teyze çocuklarıydı. Paylaştığım bu bilgiye göre bir şeyler yapmak gerektiğini ve mümkünse görüşmek üzere fabrikaya gelmesini rica ettim. Az sonra Şube Sekreteri Ruhi AYHAN’la birlikte geldiler ve müessese müdürlüğü santralında buluştuk. Haberleşme işlerinin sorumlusu Elektrik Mühendisi arkadaşımız Nurettin ALBAYRAK’ın iznini alarak Ankara’yı aradık bu bilgiyi teyid ettirdik. Karabük’ün ölümü demek olan bu karara karşı harekete geçilmeli ve kamuoyu bilgilendirilmeliydi.
Demek Amerikalıların yıllar önce başaramadıkları kapatmayı bizim başbakanımız gerçekleştirecekti.

Birbirimizden ayrılmadan önce vakit geçirmeden bu bilginin ilgililere iletilmesini ve akşam 17.30’ da bir toplantı düzenlenmesinin yararlı olacağını kararlaştırdık. Uygun bir yer olarak düşündüğümüz Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Kamil GÜLEÇ’i arayarak olurunu aldık. Bu arada siyasi partiler, sendikalar, basın ve diğer kuruluşları da arayarak toplantıya katılmalarını istedik.

Akşam üzerine doğru salon ilan edilen saatten önce dolmuştu. İlk konuşma ve açıklamayı sendikacılar yaptı. Sonra Müessese Müdür Yardımcısı Ersin ÖZTÜRK yaşanan gelişmeleri de tarihsel süreç içinde açıklayıp mevcut durum konusunda bilgi verdi. Toplantıya katılanlar büyük bir tepki içindeydi ve herkes konuşmak, duygularını ifade etmek istiyordu.
Haber hemen yayılmış, iki gün sonra 3 Nisan’da 57. Kuruluş Yılını kutlayacak olan Karabük’te bu haber bomba etkisi yaratmıştı. Gazeteciler, Tuncer ERSÖZLÜ, Ahmet GÖLBEK, TSO Başkanı Kamil GÜLEÇ, Çelik-İş Şube Başkanı Taner CANYURT, DYP adına Celal KAÇMAZ, ANAP adına Kenan KARABACAK ve diğerleri konuşmalarını not alabildiğim kişilerdi. Ortak tavır; bu karara karşı şehir olarak büyük bir tepki gösterilmeli şeklinde belirlendi. Çeşitli düşünceler üretildi. İki gün sonra, yani 3 Nisan’da aynı zamanda Beşiktaş’la maçımız vardı. Bütün spor camiasının ve medyasının odaklanacağı bu maç sırasında çekim yapan TV’lar aracılığıyla bütün ülkeye tepkimiz gösterilmeli ve “ Ey Türkiye Yıllardır Benden Aldığını Geri Ver “ gibi sloganlar üretilmeliydi. Çeşitli konuşma ve tartışmalardan sonra çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan bir Teknik ve İdari Kurul oluşturulmasına karar verildi. Bu arada Ahmet GÖLBEK ile birlikte planladığımız ve tarafımdan kaleme alınan Basın Bildirisi katılımcılar tarafından onaylandı ve başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili her yere TSO faksından gönderdik

Daha sonraki süreçte tüm Karabüklülerin sahip oldukları birlik ve beraberlik ile ortaya koydukları direnç ve mücadele, ülkemiz ekonomisinin belkemiği ve çoğumuzun ekmek kapısı olan fabrikalarımızın hak etmediği kapatılma kararına karşı büyük bir zaferle, KARDEMİR’in doğuşuyla sonuçlandı.

Türkiye Demir-Çelik İşletmelerinin kuruluşunun 89 ncu yılı nedeniyle (E) bir çelik emekçisi olarak bu büyük tesisi kuranlarla bugünlere taşıyanları saygıyla anıyor, tüm Karabüklüleri ve KARDEMİR’i kutluyorum.

Fikret GÖKÇE
Kıbrıs Gazisi – Mak. Müh.