Karabük Postası tarafından
23 Mart, 2023 15:40 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

KBÜ D.Ç. Enstitüsü Karot Testine Dair Ön Çalışmalara Başladı

Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve 11 ili etkileyen depreme ilişkin yıkımlar ve tahribatlar, nervürlü inşaat çeliği gibi donatıların dayanıklılığının önem arz ettiğini gösterdi. Nervürlü inşaat çeliğinin standartlarına dair ölçme ve değerlendirmelerin yapıldığı Karabük Üniversitesi Demir Çelik Enstitü MARGEM Laboratuarlarında bina dayanıklılığını ölçmek amacıyla gerçekleştirilen Karot testine dair ön çalışmalara başlandı. Karabük Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Fethi Ertenli ve Karabük Üniversitesi Demir Çelik Enstitü Müdürü Prof. Dr. Yavuz Sun, nervürlü çelik hakkında bilgi vererek, MARGEM Laboratuarlarında yapılan çalışmalar hakkında konuştu. KBÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Fethi Ertenli, depreme dayanıklı yapı üretme hakkında yeterli bilince sahip olunmadığının Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ili etkileyen depremde ortaya çıkan yıkımlarla görüldüğünü belirterek, “6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve 50 bine yakın vatandaşımızı kaybettiğimiz bu acı depremin sonrasında tabii ki gündemimiz deprem. Bu anlamda insanlarımız da şu an için oturmakta oldukları binaların depreme dayanıklı olup olmadıklarını nasıl öğreneceklerini merak ediyor. Bunun en iyi yolu bir performans analizi yapmaktır” dedi. Bu kapsamda mevcut yapının, taşıyıcı sistemin ve taşıyıcı sistemdeki malzemenin durumunu tespit için yapının hasarlı veya hasarsız planlarının ve rölevelerinin çıkartıldığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ertenli, “Bu ön çalışmalar neticesinde binanın sayısal modelinin oluşturularak bir olası depremde nasıl davranış sergileyeceğini yönetmeliğin bize önerdiği sınırlar dahilinde analiz etmek ve sonuçlarını değerlendirmekten ibarettir” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Ertenli, mevcut binaların hasar tespitini donatı sıyırma işlemleriyle tespit edildiğini söyleyerek, “Donatıdan numune alıp çekme testini gerçekleştirerek donatının akma dayanımının ne seviyede olduğunu tespit ediyoruz. Karot numunesi alarak betonun dayanımının ne şekilde olduğunu tespit ediyoruz. Bunlar tahribatlı numune alım yöntemleridir. Bunların yanında tahribatsız yöntemlerle de yine binaya ilişkin birtakım veriler elde ediyoruz. Betondan numune alma konusunda yönetmeliğin önerdiği sayıda numuneler alınmaktadır. Genellikle her kattan en az üç ve toplamda binadan dokuzdan az olmamak kaydıyla numuneleri, taşıyıcı elemanların belli bölgelerinden alınarak teste tabi tutulur. Burada taşıyıcı sistemin yani betonarmenin ne kadar dayanıma sahip olduğu tespit edilmeye çalışılır” diye konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Ertenli, inşaatların ana iskeletini oluşturan ve betonların birbirine kenetlenmesini sağlayarak binayı bir bütün olarak tutan nervürlü çeliğin önemine dikkati çekti. Nervürlü demirin sürtünmeyi ve mukavemeti artırdığını, sıyrılmayı önleyip betonla daha iyi kaynaşma sağladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ertenli, “Nervürlü inşaat demiri sıcakta haddelenmiş çelik çubukların, soğukta bükülerek şekil verilmesi sonucu üretilen ve yüzeyinde nervür dediğimiz tırtıkların bulunduğu inşaat çeliğidir. Halk arasında ‘inşaat demiri’ olarak tabir edilir fakat çelik bir malzemedir. Betonarme inşaatlarda çekme kuvvetlerinin ve çekme gerilmelerinin karşılanması amacıyla kullanılır. Betonarme inşaatlarımızda ‘donatı’ dediğimiz inşaat içeriklerini yani inşaat demirlerini, yapısal elemanların iskeletini oluşturan donatılar olarak kullanmaktayız” ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Ertenli, nervürlü olan donatının kullanılmasının sağlayacağı en büyük avantajın yüzeyindeki tırtıklar sayesinde “mekanik aderans” denilen donatının betona daha iyi tutunması olduğuna vurgu yaptı. Karabük Üniversitesi Demir Çelik Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Yavuz Sun, Demir Çelik Enstitüsünün Türkiye’nin ilk ve tek Enstitüsü olarak 2013’den itibaren hizmet vermeye başladığını dile getirerek, Enstitüde gerçekleştirilen testlere dair elde edilen raporların Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından akredite edildiğini belirtti. Demir Çelik Enstitüsünün bulunduğu konum itibarıyla inşaat çeliği üretimi yapan haddehanelerin ve çelik fabrikaların merkezinde yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Sun, üretilen inşaat çeliklerinin standartları karşılaması amacıyla kabul ve yeterlilik testlerinin Enstitü bünyesindeki laboratuvarlarda yapıldığının altını çizdi. Prof. Dr. Sun, “İnşaatlarda kullanılan bir inşaat çeliğinin ne tür testlere ihtiyacı var? Kimyasal standartlara uygun mudur? Bunun bilinmesi lazım. Onu biz burada akredite olarak gerçekleştirebiliyoruz” diye konuştu. Nervürlü inşaat çeliğinin standartlarına dair ölçme ve değerlendirmede bulunduklarını ifade eden Prof. Dr. Sun, “Nervürlü inşaat çeliğinin çekme, atma, yüzde uzama değerlerini test edip çıkan sonuçların standartla ne kadar uyumlu olduğunu veya standardı karşılayıp karşılamadıklarını belirleme imkânımız var” dedi. Prof. Dr. Sun, Enstitü bünyesinde yer alan yorulma test cihazının ise nervürlü inşaat çeliklerinin değişken gerilmelere maruz kaldıklarındaki dayanıklılıklarına dair bilgilendirdiğini söyledi. Prof. Dr. Sun, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ili etkileyen depremden sonra deprem bölgesi başta olmak üzere diğer şehirlerde kolonlarda ve kirişlerde betonun dayanıklılığını ölçmenin önemli hale geldiğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: ” ‘Karot testi’ diye bir test var. Biz de ‘Arkadaşlarımızla beraber bu testi yapabilir miyiz?’ diye bir çalışma içerisindeyiz. Bir ön deneme yaptık bununla ilgili test çalışmaları gerçekleştirdik. Ama tabii önemli olan standarda uygun bir şekilde bu deneyleri yapabilmek. Şimdi standartlar üzerinde çalışıyoruz. İnşallah inşaatlardan getirilen ve inşaatların temelinde, kolonlarında ve kirişlerinde betonun mukavemetini Karot testlerinin basma testlerini yapmak suretiyle gerçekleştirebilir hale getirmek için çalışıyoruz.” (Nurettin Acar)  

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
29 Ocak, 2026 12:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 3dk
Yorum: 0

Depremde Trabzon için asıl risk denizde değil karada

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgenç Akın, Trabzon’un risksiz ya da deprem tehlikesi olmayan bir bölge olmadığını belirterek, "Önceki günkü deprem denizdeki bir fayda meydana geldi. Bu fayın çok büyük olmadığını biliyoruz. Ancak şehrimiz açısından daha da önemli olan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ). Bu fay zonu çok büyük depremler üretme kapasitesine sahip. Deniz içerisindeki depremlerden çok KAFZ’da meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir" dedi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre önceki gün saat 23.15’te Trabzon’un Ortahisar ilçesinin yaklaşık 28 kilometre açığında meydana gelen 3.8 büyüklüğündeki depreme ilişkin değerlendirmelerde bulunan KTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgenç Akın, depremin şaşırtıcı olmadığını dile getirdi. Özellikle alüvyal zeminlerde, heyelanlı alanlarda bulunan yapıların mutlaka Türk Bina Deprem Yönetmeliği’ne uygun yapılması, eğer yapılmadıysa kontrol ettirilmesinin çok önemli olduğuna dikkat çeken Akın, "Depremin büyüklük ve şiddet kavramını bilmemiz gerekiyor. Şiddet Romen rakamıyla gösteriliyor ve hissettiğimiz sarsıntı gücüne göre değişiyor. Örneğin dolaplar ve avize sallandıysa bunun şiddeti farklı adlandırılıyor. Deprem büyüklüğü ise cihazlarla ölçtüğümüz aletsel büyüklüktür. Farklı büyüklükteki depremler aynı şiddette olabilir, aynı şiddetteki depremler farklı büyüklükte de olabilir. Sağlam olmayan zeminlerde şiddet daha fazla olacaktır. Çünkü şiddet yerel zemin şartlarına göre değişiyor. Bu son 3.7 büyüklüğündeki depremde de sahile yakın alüvyal zeminler daha fazla sallandı. Depremin olması bizim için şaşırtıcı değildi. Biz senelerdir Karadeniz içerisindeki faylardan bahsediyoruz. Burada depremler meydana gelebilir, normaldir. Karadeniz’de yine daha önce Gürcistan açıklarında ve Bartın’da 5-6’dan büyük depremler meydana geldi. Bölgemiz aslında aktif bir bölge. Her ne kadar deprem tehlikesi haritasında en büyük yer ivmesi 0.2 g olarak ifade edilse de zeminin kaya olduğu varsayımına dayanarak yapılan bir harita. Tabii ki bu harita yanlış değil. Bu bize bölgesel anlamda, parsel bazında da çalışmalar yapılması gerektiğini söylüyor. Heyelan içerisindeki bir yapı tabii ki bunu 0.2 g olarak hissetmiyor, daha büyük hissediyor. Kahramanmaraş depremlerinde de gördük, çok yüksek ’g’ kuvvetlerine ulaştık. Deprem açısından bölgemiz oldukça aktif. Depremden zarar görmemek tamamen bizim elimizde olan bir şey. Yapılarımızı uygun tasarlarsak; deprem, yapı ve zemin ilişkisini doğru kurarsak bir zarar görmeyiz. Trabzon risksiz ya da deprem tehlikesi olmayan bir bölge değil. Buna artık alışmamız lazım" şeklinde konuştu.

"Deniz içerisindeki depremlerden çok Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda (KAFZ) meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir"
Bingöl Yedisu’da beklenen 7’den büyük bir depremin Trabzon’u oldukça olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Akın, "Deprem denizdeki bir fayda meydana geldi. Bu fayın çok büyük olmadığını biliyoruz. Ancak deprem açısından daha önemli olan Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAFZ). Çok büyük depremler üretebilen bir fay hattı. Bizim buna uzaklığımız yaklaşık 150 kilometre. Deniz içerisindeki depremlerden çok Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda meydana gelebilecek depremler bölgemizi etkileyebilir. Türkiye’nin en büyük depremi olan 7.9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan depreminde Trabzon’da can kayıpları yaşandı. Yedisu bölgesinde 7’den büyük deprem bekliyoruz. Burada meydana gelebilecek deprem Trabzon için büyük bir problem oluşturabilir. Deniz içerisindeki faylar alüvyal alanlarda daha çok hissedilir. Meydana gelen deprem aslında çok yıkıcı bir deprem değildi, küçük büyüklükte ve düşük şiddetli bir depremdi" diye konuştu.

"Trabzon ve çevresinde tsunami riskinin olduğunu düşünmüyorum"
Alüvyal alanlarda deprem enerjisinin yükseldiğini kaydeden Akın, "Özellikle sosyal medyada kullanıcıları ‘avizeler hiç sallanmadı’ dediler. Çok doğrudur, avizeler sallanmadı. Bunun nedeni bizim depreme çok yakın, yaklaşık 20 kilometre uzakta olmamızdı. Biz sadece ’P dalgası’nı hissedebildik. Daha çok sallama şeklinde değil de alttan vurma etkisi oluşturan bir dalgadır. Dolayısıyla avizeler sallanmadı. Sadece binaların altından bir vurma etkisi meydana geldi. Trabzon ve çevresinde hayatı olumsuz etkileyebilecek düzeyde bir tsunami riskinin olduğunu düşünmüyorum. Kuzey Anadolu Fay Hattı bizim için daha önemli. Dikkate alınması gereken en büyük tehlike budur" ifadelerini kullandı.

"Çok korkulacak bir durum olduğunu düşünmüyorum"
Artçı depremleri tahmin etmenin zor olduğunu belirten Akın, "Genellikle artçılar 1-2 derece düşük olur. Eğer bu öncü depremse daha büyük deprem olması beklenir. Fakat biz öyle bir deprem beklemiyoruz. Düşük bir ihtimal de olsa artçı olarak 1.5-2 büyüklüğünde depremler de meydana gelebilir. Bu tamamen fayın yüklendiği stres ve fayın geometrisine göre değişecektir. Bu deprem özelinde çok korkulacak bir durum olduğunu düşünmüyorum" dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin