blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
20 Kasım, 2025 16:37 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Füzyon biyopsi ile prostat kanserinde doğru tanı imkanı

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çınar, prostat kanserinin erken ve yanlışsız teşhisinde füzyon biyopsi teknolojisinin değerli bir kırılma noktası olduğunu söyledi. Emar (MR) imgeleriyle birleşik biçimde uygulanan bu yeni tekniğin, standart biyopsilere nazaran çok daha isabetli sonuçlar verdiğini vurgulayan Çınar, "Tedavi edilmesi gereken prostat kanserinin hakikat teşhisini koyabiliyoruz" dedi.
Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Çınar, eski standart biyopsi metodunda çoğunlukla düşük dereceli ve hastanın ömrünü önemli etkilemeyen kanser tiplerinin tespit edildiğini belirterek, "Bu durumda hastaya gerekenden daha agresif tedaviler uygulanabiliyordu. Füzyon biyopsi ile bunun önüne geçmeyi hedefliyoruz. Hastada sahiden tedavi edilmesi gereken bir hastalık var mı, varsa bunu gözden kaçırmamak için MR manzaralarını süreç sırasında kullanıyoruz" diye konuştu.
Füzyon biyopsinin en güçlü istikametlerinden birinin hastanın bütün prostat alanlarının hakikat halde örneklenebilmesi olduğunu vurgulayan Çınar, bilhassa transperineal (ciltten giriş) metodun enfeksiyon riskini büyük ölçüde azalttığını belirtti. Çınar, "Eski standart usulde makattan girildiği için bağırsak florasının prostata ilerleme riski vardı ve sepsis üzere hayatı tehdit eden enfeksiyonlar ortaya çıkabiliyordu. Transperineal biyopsi ise ciltten yapıldığı için sepsis riski yok denecek kadar azdır" halinde konuştu.
Hastaların muayene, emar değerlendirmesi ve anestezi hazırlığı sonrası biyopsi sürecinin ameliyathane ortamında ağrısız halde yapıldığını kaydeden Çınar, "İşlem sonrası hasta yaklaşık 3 saat dinlendirilip taburcu ediliyor. Patoloji sonuçları da 1 hafta ile 10 gün ortasında çıkıyor ve gerekiyorsa süratlice tedaviye başlanıyor" tabirlerini kullandı.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.