Karabük Postası tarafından
19 Haziran, 2014 07:54 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Ereğli’nin Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 94.Yılı Kutlandı

ZONGULDAK ’ın Ereğli ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94. Yılı düzenlenen çeşitli törenlerle kutlandı. 18 Haziran 1920’de Ereğli ilçesinin düşman işgalinde kurtuluşunun yıl dönümü nedeniyle düzenlenen tören Kdz. Ereğli Kaymakamı İbrahim Çay, Karadeniz Bölge Komutanı Kıdemli Albay Yalçın Enç ve Ereğli Belediye Başkanı Opr. Dr. Hüseyin Uysal’ın Atatürk anıtına çelenk sunması ile başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunduğu törende üç Türk Bayrağı görevli askerler tarafından göndere çekildi. Törende Ereğli’nin kurutuluş mücadelesi ile Alemdar olayını anlatan Ereğli Belediye Başkanı Hüseyin Uysal, ilçenin 18 Haziran 1920’de Fransız işgalinden kurtulduğunu söyledi. Uysal konuşmasında “Karadeniz Ereğli için 18 Haziran 1920 tarihi, çok önemlidir. 1918 yılında sona eren Dünya Savaşı ile Anadolu paylaşılmaya başlanır. Daha önceleri kömür madenlerini işletmiş olan Fransızlar, Karadeniz Ereğli’yi işgal ederler. İmparatorluğun başkenti İstanbul da işgal edilince, Anadolu’nun her noktası ulusal bir şahlanışa sahne olmaya başlar. Bu arada bir grup vatansever, İstanbul Limanı’nda demirli olan ve İmparatorluk Donanmasına ait kurtarma gemisi Alemdar’ı kaçırıp, Karadeniz’e açılırlar. Amaçları; gemiyi Trabzon’a götürmek ve Anadolu’daki Milli Mücadele Hareketi’ne destek vermektir. Ancak Alemdar Gemisi, Karadeniz Ereğli açıklarında Fransız gemileri ile karşılaşır. Gemi, Fransızların açtığı top ateşinden isabet alır ve işgal edilir. Fransızlar ele geçirdikleri gemiye 1 subay ile 4 asker çıkartırlar ve Alemdar Gemisi’ni İstanbul’a dönmeye zorlarlar. Alemdar mürettebatı bu işgale boyun eğmez ve ayaklanır; gemideki Fransız askerlerini esir alarak Alemdar’ı Ereğli limanına yönlendirir. Ereğli kıyısına geldiklerinde gemiyi karaya oturtmayı başarırlar. Bu, içinde bulunulan şartlar için müthiş bir mücadeledir. Ve ne yazık ki, Alemdar’ın Serdümeni Recep Kahya girişilen bu mücadelede, şehit düşer. Fransızlar, intikam hırsı ile Ereğli kıyılarını, başta hastane binası olmak üzere, bombalamaya başlarlar. Karadeniz Ereğli halkı bu baskı altında, Nimet Hoca ve arkadaşları önderliğinde Karadeniz Ereğli’deki ilk Kuva-ı Milliye hareketini başlatır. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk esirleri teslim edeceklerini, ancak ‘Karadeniz’de seyreden Türk bayraklı gemilere dokunulmaması konusunda ısrarcı olduklarını’ bildirmektedir. “TÜRK MİLLETİ KABOTAJ HAKKI ELDE ETTİ” Fransızlar, esirlerini geri alamayacaklarını anlayınca; 18 Haziran 1920 tarihinde işgali sona erdirirler ve Ankara Hükümeti ile bir antlaşma imzalarlar. Bu olay, henüz kurulmamış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uluslararası antlaşmasıdır. İşgal devletleri ise büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı hareketi resmen kabul etmişlerdir. Türk Milleti, Karadeniz’de Türk bayraklı gemilerin serbestçe dolaşmasının kabulü ile ilk kabotaj hakkını elde etmiştir. “KURTULUŞ SAVAŞI’NIN İLK VE TEK DENİZ SAVAŞI” Kurtuluş Savaşımız açısından cephane naklinde deniz yolunun kullanılmasında büyük destek sağlayan bu başarı, Türk Ordusu’na, Kurtuluş Savaşı’nın en hassas anında derin bir soluk aldırmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve tek deniz savaşı olması, ilk deniz şehidinin verilmesi, kurduğu Kuva-ı Milliye Teşkilatı ile işgalden kurtulan ilk Gazi Şehir olması nedenleriyle; 18 Haziran 1920 tarihi Karadeniz Ereğli nezdinde Türkiye Cumhuriyeti için çok özel ve önemli bir tarihtir. Ereğli Belediyesi olarak, tarihi mirasımıza sahip çıkacağız” dedi. Törende yapılan konuşmanın ardından ilk ve orta dereceli okullarda kurutuluş günü nedeniyle düzenlenen resim şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereceye girenler ile Osmanlı Çileği’ni Yaygınlaştırma ve Yaşatma Derneği tarafından bir süre önce düzenlenen en güzel Osmanlı Çileği, Çilekli Pasta yarışmalarında dereceye girenlere ödülleri verildi. Ereğli Belediyesi tarafından Ereğli’nin kurtuluş günü nedeniyle bu akşam konser verileceği belirtildi.
Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.