Dubai’ye gönderilmek üzere Sivas’ta toprakla buluşturuldular - Karabük Haber Postası
20240422aw187437 0 jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
22 Nisan, 2024 10:32 tarihinde yayınlandı
0
0

Dubai’ye gönderilmek üzere Sivas’ta toprakla buluşturuldular

Sivas’ın bereketli topraklarında yetiştirilen beyaz ve kırmızı soğan tohumları, yetiştiklerinde Dubai’ye gönderilmek üzere toprakla buluşturuldu.

 

Sivas’ın Şarkışla ilçesinde yaşayan Adem Topal, sağır mevkii de bulunan 600 dönümlük arazisine iki çeşit soğan ekti. Eylül ayında hasadı yapılması planlanan araziden yaklaşık 5 bin ton geri dönüş bekleniyor. Hasadın ardından elde edilen iki çeşit soğandan beyaz olanı Türkiye’de zincir marketlere dağıtılırken kırmızı çeşit ise Dubai’ye gönderilecek.

 

“Sivas’ta hasat Eylül ayında başlayacak ve ay sonuna kadar sürecek”

 

Şarkışla’da ürettiği soğanları Dubai’ye gönderdiğini ifade eden üretici Adem Topal, “600 dönümlük arazide soğan ekiyoruz. Yaklaşık 300 dönüm içi beyaz kabuğu sarı olan soğan, 300 dönüm de kırmızı soğan ekiyoruz. Sivas’ta rakım yüksek olduğundan dolayı yetişmesi büyümesi biraz geç oluyor. Burada geç ekiliyor ve geç hasat ediliyor. Çorum ve Amasya tarafı bizden yaklaşık bir ay önce ekim yapıyor. Bundan dolayı da onlar bizden önce hasat ediyor daha sonra da biz hasat ediyoruz. Sivas’ta hasat dönemimiz Eylül ayında başlayacak ve ay sonuna kadar sürecek. Allah verirse, 600 dönüm araziden yaklaşık 5 bin ton geri dönüş almayı bekliyoruz. Burada yetişen kırmızı soğanlar Dubai’ye gidiyor. Ülke ekonomisine de katkı sağlıyor. Beyaz çeşidimizi de burada ki zincir marketler alıyor. Ektiğimiz tohumun âdeti beş yüz gram. Dönüm başına yüz on bin adet tohum ekiliyor. Yüzde on fire veriyor” dedi.(İHA)

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay