Çorum’da ilaçlanan apartmanda zehirlenen vatandaşların sağlık durumuyla ilgili açıklama
Çorum Valiliği tarafından, ilaçlama yapılan apartmanda zehirlendikleri kuşkusuyla hastaneye kaldırılan 8 vatandaşın hayati tehlikesinin bulunmadığı, ilaçlamayı yapan kişinin ise gözaltına alındığı duyuruldu.
Olay, akşam saatlerinde Ulukavak Mahallesi Varinli Caddesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye nazaran, sokak üzerindeki apartmanın 2. katındaki konut, yayılan tahtakurusu sebebiyle, gün içerisinde ilaçlattı. Akşam saatlerinde, ilaçlanan meskenin üst katındaki dairelerde yaşayan 5’i çocuk 8 kişi zehirlenme belirtileri göstermeye başladı.
112 Acil Davet Merkezine yapılan ihbar üzerine apartmana sıhhat, polis, AFAD ve olay yeri inceleme grupları sevk edildi. Kimyasaldan etkilendiği bedellendirilen vatandaşlar yapılan birinci müdahalenin akabinde Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Vatandaşlar, hastanede müşahede altına alındı. AFAD grupları ve olay yeri inceleme takımları ise ihtimal bir olumsuzluğun önüne geçmek amacıyla apartmanı tahliye etti. AFAD takımları tarafından ilaçlama yapılan meskende ve apartmandaki öteki dairelerde ölçüm yapıldı.
Polis takımları olayla ilgili inceleme başlattı.
Sağlık durumları iyi
Konuyla ilgili Çorum Valiliği’nden yapılan açıklamada, tedavi altına alınan vatandaşların hayati tehlikesinin bulunmadığı duyuruldu. Yapılan incelemede yalnızca ilaçlanan konutun çocuk odasında kalıntı tespit edildiğinin belirtildiği açıklamada, hususla ilgili ilaçlamayı yapan A.U. isimli şüphelinin gözaltına alındığı kaydedildi.
Açıklamada şu tabirlere yer verildi:
"29 Kasım tarihinde saat 19.04 sıralarında Çorum Merkez ilçesi Varinli Caddesi’nde bir apartman dairesinde yapılan haşere ilaçlaması sonrasında bina sakinleri tarafından kimyasal zehirlenme kuşkusuyla ihbarda bulunulmuştur. Olay yerine 112 Acil Sıhhat grupları sevk edilmiş, birinci ambulans 3 dakika içerisinde ulaşarak iki çocuk ve annelerini Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine nakletmiştir. Hastalarda bulantı ve kusma şikayetleri görüşmüş, genel sıhhat durumlarının düzgün olduğu öğrenilmiştir. Saat 1).32’de alınan ikinci ihbar üzerine AFAD grupları olay yerine yönlendirilmiş, kimyasal ölçümler gerçekleştirilmiştir. Yapılan denetimlerde ilaçlama sonrası uçucu organik birleşik (VOC) tespit edilmiş, toplamda 3 aileden 8 kişinin etkilendiği belirlenmiştir. Hastanede tedavileri devam eden vatandaşlarımızın genel sıhhat durumları âlâ olup, hiçbirinin hayati tehlikesi bulunmamaktadır. Tedbiren büyükler acil serviste 8 saat, çocuklar ise serviste 24 saat mühletle müşahede altına alınmışlardır. AFAD tarafından yapılan ölçümlerde ilaçlanan dairenin çocuk odasında kalıntı tespit edilmiş, binanın ortak kullanım alanlarında ve öteki dairelerinde rastgele bir bulguya rastlanılmamıştır. İlaçlamayı gerçekleştiren kuşkulu A.U. gözaltına alınarak gerekli süreçler için emniyete sevk edilmiştir. Olayla ilgili tahkikat titizlikle devam etmektedir."
Tam 18 yıl önce, 11 Nisan 2007 günü yazdığım “2020 YILINDA TÜRKİYE’NİN % 10’U HRİSTİYAN OLACAKMIŞ “ başlıklı yazım Karabük Postası’nda yayınlanmıştı. Başlık olarak kullandığım bu iddia bana ait değil. Vatikan’a karşı yıllardır büyük bir hukuk mücadelesi veren ünlü bir İtalyan araştırmacı yazarın iddiası.,
Bu yazımda, Papa II. John PAUL’un 24 Aralık 1999’da söylediği “Birinci bin yılda Avrupa’yı, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika’yı Hristiyanlaştırdık. Şimdi üçüncü bin yılda Ortadoğu ve Asya’yı Hristiyanlaştıracağız” konuşmasına da yer vermiştim.
1980’li yılların ortalarındaydı. Karabük Demir-Çelik Fabrikalarında Kontinü Haddehanede çalışıyordum. Soğuk bir pazar sabahı gece vardiyasından çıkmış yürüyerek eve giderken Askerlik Şubesi’nin önünde ayağıma bir şey takılmıştı. Baktım, küçük bir kitapçık. Onbeş adım sonra bir tane daha.. Açtım, bir göz attım, İncil’den bölümler içeren ve Hristiyanlığa çağrı yapan bir risaleydi. Demek propaganda ve misyonerlik Karabük’e kadar ulaşmıştı.
Bununla da kalmadı, adresime Philadelpia’dan 6 Şubat 1995'te postaya verilen bir kitapçık geldi. ”Başlangıçta Söz Vardı” adını taşıyan bu kitapçığın kapağında, İncil’den çağdaş Türkçe’ye çevrildiğine ilişkin bir açıklama da bulunuyordu. Zarfın üzerinde “Box 71 Fairless Hills PA 19030-0071 USA adresi yer alıyordu. Propagandanın büyüklüğüne dikkat çekmek isterim. Kimbilir bu kitaplardan ne kadar gönderildi ? 1999 Marmara depreminde bazı yabancı kuruluşlar yardım yapıyoruz diyerek İncil’ler içinde 100’er dolar dağıtmamışlar mıydı?
90’lı yıllarda “Medeniyetler İttifakı” ve “Dinlerin Kardeşliği” şeklinde bir takım sloganlar dillerden düşmüyordu. Batı aleminin siyasi ve dinsel liderlerinin ağızlarından bal dökülürcesine terennüm ettikleri bu sloganlar, Vatikan’ın 1965 yılında hazırladığı bir senaryonun aldatma unsurları olduğunu fark edemeyen bizim bazı saf büyüklerimize ne yazık ki; inandırıcı geliyordu.
Hristiyan alemi ve batılı emperyalistler uzun zamandır nifak tohumu Patrikhane’ye Vatikan gibi devlet statüsü kazandırmaya, patriğe de ekümenik (evrensel) sıfat vermeye çalışıyorlar. ABD bu alanda da başı çekiyor. 3 Temmuz 1990’da zamanın patriği Dimitrios Papadopuolos ABD’ni ziyaret ettiğinde, Başkan Bush kendisini hem ekümenik olarak, hem de devlet başkanı gibi karşılamıştı. Ayrıca tahsis edilen uçak ve otomobillerde çift başlı kartal forsunu (Bizans arması) kullanmışlardı.
Cumhuriyet’in önemli sonuçlarından biri de Anadolu’nun her tarafına yayılmış 800 civarındaki yabancı okul, sağlık kuruluşu ve misyoner karargahlarının kapatılmasıydı. 1000 yıldır üzerinde yaşadığımız bu kutsal vatan topraklarında gözü olan batılı emperyalistler, günümüzde de bu amaçlarına ulaşmak için tezgah üstüne tezgah kuruyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak ve topraklarımıza sahip olmak için din kavramını bugün daha çok kullanıyorlar. Bir taraftan kulağa hoş gelen sloganlar üretip, göz boyayan toplantı ve ziyaretler yaparken, diğer taraftan Peygamberimizi aşağılayan karikatürler yayınlıyorlar.
Son “Haçlı Seferi” olarak da isimlendirebileceğimiz Vatikan’ın liderliğinde yürütülen bu çabalar ne yazık ki, adım adım hedefine yaklaşıyor. İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin bu gelişmelerde önemli bir rolü var. Oysa dünyada, Patrikhaneye bağlı 250 milyon Ortodoks’un yalnızca 2 bin kadarı İstanbul’da yaşıyor.
FATİH'İN BİLGELİĞİ Fatih İstanbul’u fethettiğinde patriğin nerede olduğunu sormuştu. İstanbul kuşatıldığında Bizans İmparatoru Vatikan’dan yardım istemiş bu yardım gelmeyince Fener Rum Patriğinin görevine son vermişti. Bu yüzden patrik ortalıkta yoktu. Fatih’in emriyle bulunan patrik huzura getirildi. Fethin şanlı imparatoru ona siyasi ve dinsel yetkiler verdi. Bunun üzerine Vatikan patriği aforoz etmişti. 1820 Yunan isyanına kadar Osmanlı hizmetinde olan patriklerin bu tarihten sonra MEGALO İDEA amacıyla yaptıkları ihanet cezasız kalmadı ve Ahırkapı önlerinde asılarak infaz edildiler. Daha sonra özellikle 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi sırasında büyük ihanetlerin merkezi oldular.
20 Ocak 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde Patrikhane için ATATÜRK’ün yaptığı şu değerlendirme unutulmamalıdır. ”Bir fesat ve ihanet ocağı olan, memleketimize nifak tohumları eken, hristiyan hemşehrilerimiz için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız.”
ANADOLU TÜRK’Ü PAPA EFTİM Anadolu Hristiyanlarının önemli bir bölümü Fener Rum Patrikhanesi’nin bu ihanetine katılmıyor, kendilerinin Türk olduklarını söyleyerek karşı çıkıyorlardı. 1884 yılında Yozgat’ta doğan ve 1918 yılında Keskin metropoliti olan Eftim bunların başında geliyor, Milli Mücadele’ye katılıyor ve “Ben Türk dostu değil, anadan doğma Türk’üm diyordu. Vatanperver Hristiyanlar Fener Rum Patrikhanesi’nin Yunan ve İngiliz hegemonyası altında olduğunu görüyorlardı. 1922 yılında Ankara’ya gelen Metropolit Eftim, Konya, Maçka, Antalya ve Gümüşhane metropolitlerinin de katıldığı bir kongre düzenlemiş Atatürk’ün de izlediği bu kongreden sonra Anadolu Türk Ortodokslarının ilk patriği olmuştu.
Hristiyan dünyasının 400’ü aşkın din otoritesinin 1700 yıl önce İznik’te yaptıkları toplantıda, Katolikler ve Ortodokslar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi, Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunun kabulü ve Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten 3 gün sonra dirildiğine dair inancın “Paskalya Yortusu” olarak kutlanması kararlarının alındığının yeniden gündeme getirilmesi amacıyla Papa XIV Leo’nun yaptığı bu ziyaretin sonuçlarından ne çıkacak, doğrusu çok merak ediyorum.
Zaten 1971’de kapatılan Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılmasının konuşulduğu bu günlerde, İznik’te ve Volkswagen Arena’da yapılan ayinler, görkemli karşılama ve konukseverlik gelecekte nasıl şekillenecek bilmiyorum.
Ama anımsatmak istiyorum. Onlar ekmeğini yedikleri, güven içinde yaşadıkları bu ülkeye karşı hala fesatlık ve ihanetlerine devam ediyorlar. Biliyor musunuz ne zamana kadar? Patrikler ölünce Balıklı Rum Mezarlığına ayaküstü gömülürler. İnançlarına göre: Ortodokslar İstanbul’u geri alınca dirilecekler ve bütün Müslümanları katledecekler. İşte o zamana kadar..!