blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
12 Ağustos, 2025 16:37 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Çölyak hastalarının besin kaynağı karabuğdayın hasadı başladı

Kastamonu’nun İhsangazi ilçesinde yetişen ve çölyak hastalarının besin kaynağı olarak bilinen karabuğdayın hasadına başlandı.
Glüten içermemesi sebebiyle çölyak hastalarının muhtaçlık duyduğu karabuğdayın Kastamonu’daki hasadına başlanıldı. Mayıs ayında çiftçiler tarafından, İhsangazi ilçesinde toprakla buluşturulan karabuğday, biçerdöverlerle hasat ediliyor. İlçede karabuğday eken çiftçiler, rekolteden şad olduklarını söz ederken, un haline getirilen karabuğdayın ülke genelindeki çölyak hastalarından büyük ilgi gördüğünü kaydetti.

"Çölyak hastaları için ektik, ektikten sonra da çok hoş randıman aldık"
İhsangazi ilçesinde çiftçilik yapan Yasin Ciğerci, karabuğdayı 5-6 yıl evvel deneme maksadı ile ektiklerini belirterek, "Mayıs ayında toprakla buluşturduğumuz karabuğdayın hasadını yapıyoruz. Biz, karabuğdayı 5-6 yıl evvel birinci kez sanki olur mu diye İhsangazi’de bir proje yürüttük. Deneme emelli karabuğdayın dikimini yaptık. Bu projeyi de yapmadan evvel herkes bizlere yapamazsınız, zira karabuğday (greçka) çok farklı, buğday üzere bir eser değil dediler. Bizlerde sanki denesek olur mu telaşıyla birinci kere 5-6 yıl evvel karabuğdayı toprakla buluşturduk ve ektikten sonra da çok hoş randıman aldık. Bilhassa çölyak hastaları bizleri arıyordu. Karabuğdayı nasıl bulabilirim, nereden bulabilirim diyordu. Bizlerde birinci sefer karabuğday tohumunu İhsangazi ilçemizde ektik ve tohumu ektikten sonra da öbür yıllarda da ekimini devam ettirdik. Allah nasip etti greçka karabuğdayının ununu yapıyoruz. Çeşitli ekmeklerini de yapacağız inşallah. Karabuğday, sıfır glüten içeriyor. Yani içerisinde glüten hiç yok. Bu da bizler için çok ehemmiyet arz ediyor. İnşallah taş değirmenimizde un haline getirerek Türkiye’nin tüm kentlerine karabuğdayı göndereceğiz" dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.