Karabük Postası tarafından
28 Ekim, 2016 13:49 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

CHP, Atatürk Anıtına Çelenk Koydu,  ADD’ye ise İzin Verilmedi

29 Ekim kutlamalarında her yıl çelenk sunumu yapan Karabük Atatürkçü Düşünce Derneği’ne bu yıl OHAL nedeni ile çelenk sunulmasına izin verilmedi. ADD Üyeleri, Yenişehir Atatürk Anıtı’nda karara tepki göstererek basın açıklaması yaptı. Ayrıca ADD üyelerinin geleneksel hale getirdiği “Fener Alayı”na da Valilikten onay verilmedi. Valilikten yapılan tebliğde; “Valilik Makamına vermiş olduğunuz dilekçe ile 28 Ekim 2016 günü saat: 13.30’da Karabük Atatürk Anıtına çelenk koymak ve 29 Ekim 2016 günü saat 19.00’da Fener Alayı düzenleme talebiniz, İçişleri Bakanlığı OHAL Koordinasyonu Bürosunun 18/10/2016 tarihli “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri” konulu emirleri ve “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliğinin” ilgili maddeleri kapsamında Valiliğimizce uygun görülmemiştir” cümlelerine yer verildi. Atatürkçü Düşünce Derneği Karabük Şubesi Başkanı Osman Natıroğlu, karara tepki göstererek; “Valilik tarafından çelenk sunma törenimiz uygun görülmediği tarafımıza bildirildi. Dolayısıyla bizde bu görüşe uygun olarak çelenk sunumunu gerçekleştiremiyoruz. Bu karar nedeni ile ADD olarak üzüntülüyüz. Ayrıca Fener Alayımızın da uygun görülmediği ifade edilmiştir” Verilen bu kararlara bir tepki de Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Erdoğan Dinçel’den geldi. Dinçel, CHP’nin 29 Ekim Cumhuriyet Etkinlikleri kapsamında Yenişehir Atatürk Anıtı’na çelenk sunum töreninden sonra yapmış olduğu basın açıklamasında; “Bugün Cumhuriyet’imizin 93. Yıl dönümünü kutluyoruz. Cumhuriyet’imizin ve Partimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurundayız. 93 yıldır Cumhuriyet Bayramlarını coşku ile kutluyoruz. Ancak son yıllarda Cumhuriyet Bayramlarının, Milli Bayramlarının törenlerinin yasaklanmaya çalışıldığı, engellenmeye çalışıldığı bir dönemde yaşıyoruz ne yazık ki. Cumhuriyet Bayramları 19 Mayıs gibi, 23 Nisan gibi Mili Bayramlarımız engellenmeye, unutturulmaya çalışılıyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşları, unutturulmaya çalışılıyor bizlere. Önce bir karar alınıyor, sonra bir adım geri atılıyor, bir sonra ki evrede o yasak bir duvar gibi karşımıza çıkıyor ve toplum alıştırıla alıştırıla bu yasaklarla yaşamaya devam ediyor ne yazık ki. Bizler, Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler bu yasaklara boyun eğmeyeceğiz. Önce törenlerde Sivil Toplum Kuruluşlarının, Siyasi Partilerin çelen koyması yasaklandı. Protokol düzenlenmesi adı altında önce tek çelen konulacak denilerek, bugünlere geldik. Daha sonra bizler resmi törenlerin dışında Partimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ayrıca çıkmaya ve O’nun karşısında saygı duruşunda bulunmaya başladık. Daha sonra yavaş yavaş bunların da yasaklanmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bugün çelenk sunma törenine geldiğimiz de üzücü bir olayla karşı karşıya kaldık. Bizden önce ADD’nin çelenk koyma töreni vardı. Ne yazık ki töreni beklerken Valilikten gelen bir tebligatla, ADD’nin çelen koyma törenine izin verilmediğini gördük. ADD’nin Atatürkçülerin, Cumhuriyetçilerin çelen koymasından neden korkarlar? Kurucularının karşısında saygı duruşunda bulunmaktan neden korkarlar? Buna bile tahammülü olmayan insanların, yarın neler yapabileceğini düşünebiliyor muyuz? Bizler bu kararlı duruşumuzu sürdürmek durumundayız. Sorumluluğumu bir kat daha artmıştır. Mustafa Kemal Atatürk; “Benim 2 önemli eserim var” demiş. Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi. Ata’mızın huzurunu, Atatürkçüler ve Cumhuriyetçiler olarak Atatürk’ün bu iki eserine de sonuna kadar sahip çıkmaya söz veriyoruz” dedi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.