blank
Ramazan Öztürk tarafından
04 Mart, 2024 16:48 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çebi,  Obezite ve Ağız Sağlığına Dikkat Çekti

Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ahmet Taylan Çebi, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada obezitenin ağız ve diş sağlığına verdiği olumsuz etkilerine dikkat çekti.

Çebi açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Obezite ve aşırı kilo, genel vücut sağlığını bozacak ölçüde yağ dokusundaki anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Obezite ve aşırı kilonun ana sebebi, beslenme ile alınan enerji miktarı ile metabolizma ve fiziksel aktiviteler sırasında harcanan enerji miktarı arasındaki düzensizliktir. Obezite, dünyada ve ülkemizde hızla artış göstermektedir. Çağımızda gelişen teknoloji ve beraberinde getirdiği sedanter, hareketsiz yaşam koşulları, dengesiz ve sağlıksız beslenme, içerisinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisinin neden olduğu sosyal yaşantı kısıtlılığı gibi sebeplerden dolayı obezite vakaları artmaktadır. Obezite, başta Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler sistem hastalıkları olmak üzere birçok kronik hastalık ve kanser gelişimi için bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Son dönemde yapılan akademik çalışmalar obezitenin ağız hastalıkları, özellikle de periodontitis, gingivitis (diş eti hastalığı) ve diş çürükleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca diş kayıpları, travmatik diş yaralanmaları, çocuklarda erken diş sürmesi, ağız kuruluğu ve temporomandibular eklem rahatsızlıkları (çene eklemi hastalıkları) ile de ilişkilidir. Araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular, diş kayıplarının obezite için önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Diş kayıpları neticesinde diş eksiklikleri ve oklüzyon bozuklukları olan kişiler beslenme açısından daha yumuşak gıdaları tercih ederler, daha hızlı yemek yerler ve besinleri tam çiğnemeden, parçalamadan yutarlar. Dahası, eksik dişi olan bireylerin, ağız içi reseptörlerini uyarmayı azalttıklarından dolayı doygunluk hissini daha geç aldıkları ve daha çok beslendikleri, bu şekilde obeziteyi tetikledikleri de öngörülebilir. Bir başka açıdan bakacak olursak; psikolojik faktörler ve stres de bireylerin obezite olma riskini artırır. Strese sahip kişilerde obezite daha sık görülmektedir. Diş kayıpları, diş çürükleri neticesinde oluşan diş ağrıları, temporomandibular eklem rahatsızlıkları gibi problemler kişinin stres seviyesini arttırmaktadır. Bu sebeplerden dolayı artan stres seviyeleri ve psikolojik etkileşimler yeme alışkanlıklarında bozulmaya ve obeziteye sebebiyet verebilir. Yani diş kayıpları ve diş eksiklikleri obeziteyi, obezite de ağız ve çevre doku hastalıklarını, diş eti hastalıklarını (periodontitis, gingivitis gibi) ve diş çürüklerini tetikler. Bu nedenle obezitenin önlenmesi ve erken teşhis edilmesi, diş çürükleri ve diş eti hastalıkları gibi kronik hastalıkların, bireyin sistemik sağlığı üzerinde oluşturacağı diğer olumsuz etkilerin erken dönemde önlenebilmesi ve toplumun genel sağlığının iyileştirilmesi aşamasında büyük bir adım olacaktır. Sonuç olarak günümüzün en büyük problemlerinden obezite; ağız ve diş sağlığı açısından da mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır." (Ramazan Öztürk)
Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
30 Ocak, 2026 12:00 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Türkiye’de görülen kuzey ışıkları ilk kez kitaplaştırıldı

Gümüşhane’de Prof. Dr. Nafiz Maden, milattan sonra 333 yılından günümüze Anadolu tarihinde yazılı belgelere yansıyan kuzey ışıklarını 10 yıllık çalışmayla kayıt altına aldı.
Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, Anadolu’da görülen kuzey ışıklarını konu alan ‘Anadolu’da Kuzey Işıklarının Dansı’ kitabını yaklaşık 10 yıllık bir çalışmanın ardından tamamladı. 2016 yılından bu yana yürütülen araştırmalar kapsamında, milattan sonra 333 yılına kadar uzanan kuzey ışıkları gözlemlerine ilişkin tamamen Türkiye’ye özgü ilk kapsamlı veri tabanı oluşturuldu.
Prof. Dr. Maden, Doğu Romalı ve Bizanslı tarihçilerin bu doğa olayını kroniklerinde kayıt altına aldığını belirterek İstanbul başta olmak üzere Urfa ve Adana gibi şehirlerde ilk ve orta çağ dönemlerinde, Gümüşhane’de ise özellikle Cumhuriyet döneminde kuzey ışıklarının gözlemlendiğine dair gazete haberleri ve resmi kayıtların bulunduğunu ifade etti.

"Kayıtlar milattan sonra 333 yılına kadar uzanıyor"
Kitabın tarihsel boyutuna değinen Prof. Dr. Maden, "Türkiye’de kuzey ışıklarının ilk kaydedildiği dönem milattan sonra 333 yılına kadar uzanıyor. Doğu Romalı ve Bizanslı tarihçiler bu olayları kendi kroniklerinde kayıt altına almışlar. Biz de bu kaynaklara ulaşarak İstanbul başta olmak üzere Urfa, Adana gibi şehirlerde ilk çağ ve orta çağ dönemlerinde fecr-i şimali olaylarının gözlemlendiğini görüyoruz. Bu gözlemler çoğunlukla kıyamet, savaş ve büyük felaketlerle ilişkilendirilmiş. Demek ki o dönemlerde kuzey ışıkları, insanların kıyamet inancını tetikleyen bir unsur olarak görülmüş. Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan Bizanslı tarihçi Kritovulos’un eserinde de bu konuya dair önemli anekdotlar yer alıyor. Kritovulos, Fatih’in doğumu ve tahta çıkışı sırasında fecr-i şimali olayının görüldüğünü kaydediyor. Ayrıca 1453 yılında İstanbul’un fethinden önce de bu olayın görüldüğüne dair anlatımlar bulunuyor" dedi.

"Kuzey ışıklarını gören askerler yangından şüphelenmiş"
Cumhuriyet dönemine ait önemli verilerin Kandilli Rasathanesi arşivlerinde yer aldığını aktaran Prof. Dr. Maden, "Cumhuriyet dönemine geldiğimizde Kandilli Rasathanesi’nin önemli kayıtlarıyla karşılaşıyoruz. 26 Ocak 1938 tarihinde Avrupa’da geniş çaplı bir fecr-i şimali olayı görülüyor. O dönemde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan Kandilli Rasathanesi’nin müdürü Fatin Gökmen, bunun olağanüstü bir doğa olayı olduğunu ve Türkiye’de görülmesinin mümkün olmadığını ifade ediyor. Ancak aynı tarihte Kelkit’te bu olayın halk tarafından izlendiğine dair bir haber, 4 Şubat’ta Erzurum merkezli Doğu Gazetesi’nde yayımlanıyor.1940 yılında ise bu olay Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde görülüyor. Kandilli Rasathanesi, Milli Eğitim müdürlüklerine yazı göndererek illerinde böyle bir gözlem olup olmadığını soruyor. Elimizde Şebinkarahisar Kaymakamlığı ile Gümüşhane, Tokat ve Elazığ Milli Eğitim Müdürlüklerine ait resmi yazılar bulunuyor. Özellikle Gümüşhane İl Milli Eğitim Müdürü’nün yazısı dikkat çekici. Yazısında, kuzey kutbunda görülen bu olayın güney kutbunda da görülüp görülmediğini sorguluyor. 1940 yılında Gümüşhane’de görülen fecr-i şimali olayı sadece il merkeziyle sınırlı kalmıyor; Hamsiköy, Torul, Kelkit, Bayburt ve Kale Bucağı gibi birçok noktada da gözlemleniyor. Maçka’da telefon santrallerinin kendiliğinden devre dışı kaldığına dair bilgiler dahi mevcut. Tüm bunlar, 1940 yılındaki olayın oldukça şiddetli bir güneş fırtınasından kaynaklandığını gösteriyor. Zigana Karakolu’nda görevli askerler, gökyüzündeki bu kızıllığı görünce ‘acaba bir yangın mı var?’ düşüncesiyle Torul ve Gümüşhane’yi arıyor. Yapılan incelemeler sonucunda bunun bir fecr-i şimali olayı olduğu anlaşılıyor ve halk bu olağanüstü doğa olayını izliyor" diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin