ÇAYKUR’dan 2. Sürgün için “Aceleye getirmeyin” uyarısı
ÇAYKUR 2. sürgünün 7. gününde çay üreticilerinin ivedi etmemeleri gerektiğini, ÇAYKUR’un tüm çayı alacak kapasiteye sahip olduğunu lisana getiren bir açıklama yaptı.
16 Mayıs 2025 tarihinde Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından dönemin açılmasıyla başlayan 1. sürgün 27 Haziran’da son bulmuştu. ÇAYKUR 1. sürgün boyunca üreticiden 217 bin 776 ton konvansiyonel, 13 bin 938 ton organik olmak üzere toplamda 231 bin 714 ton çay aldı. 10 Temmuz itibariyle başlayan 2. sürgün çay hasadında ÇAYKUR tarafından toplamda 22 bin ton çay üreticiden alındı.
7. gününde olan 2. sürgün için üreticilere ihtarda bulunan ÇAYKUR, hasat devri boyunca ivedi edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Üreticilere ‘Lütfen ivedi etmeyin’ diyerek seslenen ÇAYKUR yapılan açıklamada "Çay hasat sürecini lütfen aceleye getirmeyelim. Günlük alım limitlerimiz dahilinde fabrikalarımız tam kapasite çalışacaktır. Aceleye getirilerek fazladan toplanan eserler hem fiyat düşüklüğü için bekleyen fırsatçılara imkân sağlayacak, hem de bekledikleri için kilogram kaybına sebep olacaktır. Bu durumda siz bedelli üreticilerimizin ziyan etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenlerle eserlerimizin ziyan etmeden en uygun bekleyecekleri yer bahçelerimiz olduğundan, hasat konusunda çabuk etmemenin değerini tekraren hatırlatmak isteriz" tabirlerine yer veridi.
ÇAYKUR’un çay sürece kapasitesinin tüm çay müstahsillerinin çayını alabilecek kadar yüksek olduğunun da altının çizildiği açıklamanın devamında "Fabrikalarımızın toplam kapasitesi ikinci sürgün eserlerinizi almaya kâfi düzeydedir. Fakat burada günlük sürece kapasitesine riayet etmemiz gerekmekte olup, sürgün müddetini kısaltmaya çalışmadan daima birlikte denetimli bir formda süreci yönetmeliyiz. Başta siz pahalı üreticilerimiz olmak üzere hepimiz için en yararlı olan prosedür çay toplama sürecini aceleye getirmemek olacaktır" tabirleri kullanıldı.
Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ta şoke eden araştırma
Bartın’da gerçekleştirilen bilim kafe etkinliğinde konuşan BARÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nakipoğlu, antibiyotiklerin her geçen gün artan kullanımı nedeniyle etkisinin azaldığın ifade ederek, Kızılırmak Nehri’nden alınan su örneklerinde ise antibiyotik direnç genlerinin farklı türlere aktarıldığı tespit edildi.
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Bilim İletişimi Ofisi koordinasyonunda akademik çalışmaları ve bilimsel konuları toplumla etkili, anlaşılır ve erişilebilir bir şekilde buluşturmayı hedefleyen "Bilim Kafe" etkinlikleri kapsamında bir program gerçekleştirildi. BARÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından düzenlenen "Hastalıklarda Antibiyotiklerin Etkisiz Kaldığı Bir Dünyaya Ne Kadar Hazırız?" başlıklı söyleşide antibiyotik direncine yönelik yürütülen güncel çalışmalar uluslararası bir bakış açısıyla ele alındı. Türkçe ve İngilizce gerçekleşen sunumlarda, antibiyotik kullanımı, bakteriyel direnç, antibiyotik gen aktarımı, bekleyen tehlikeler ve antibiyotik tehdidinin ortadan kaldırılması gibi konularda yapılması gerekenler anlatıldı.
’’Antibiyotik direnci küresel krizdir’’
Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen söyleşide Londra Kingston Üniversitesinden Prof. Dr. Mouhamad Khoder, BARÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nakipoğlu ile BARÜ Merkezî Araştırma Laboratuvarı Müdürü Prof. Dr. Cem Burak Yıldız konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinliğin açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, antibiyotik direncinin günümüzde küresel bir sağlık tehdidi hâline geldiğini vurgulayarak ’’Antibiyotikler, basit bir enfeksiyonun ölümcül olduğu dönemleri geride bırakmamızı sağlamış, modern tıbbın temel taşlarından biri olmuştur. Ancak günümüzde Dünya Sağlık Örgütünün de vurguladığı gibi antibiyotik direnci, bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra farklı boyutları olan küresel bir krizdir. Bu konuda farkındalığın artırılması için üniversitelere ve bilim insanlarına büyük sorumluluk düşmektedir" dedi.
BARÜ Merkezî Araştırma Laboratuvarı Müdürü Prof. Dr. Yıldız, söyleşide antibiyotiklerin atık sularda bulunması ve bakterilerin bu maddelere karşı direnç kazanmasının oluşturabilecek problemlere değinileceğini aktardı.
’’Hayvan çiftliklerinde çok yüksek dozda kullanılıyor’’
Türkiye’nin antibiyotik tüketiminde OECD ülkeleri arasında en üst sıralarda olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nakipoğlu, Türkiye’deki antibiyotik kullanımın en yaygın olduğu yerlerin ise hayvan çiftlikleri olduğunu kaydetti. Nakipoğlu, "Antimikrobiyal direnç mikroorganizmaların üzerine etki edecek şekilde tasarlanmış ilaçlara karşı direnç geliştirme olgusudur. Dolayısıyla 20-30 yıl önce belli bir dozda kullanılan antibiyotikler, bugün veya yakın bir gelecekte aynı dozda etki etmeyecektir. Akut bir şekilde ortaya çıkan dirençli bakteriler, insanların hastaneye yatış sürelerini uzattığı gibi hatta ölüme varan sonuçlara yol açabilir. Antibiyotikler özellikle hayvan çiftliklerinde kapalı ortamlarda yetiştirilme süreçlerinde çok yüksek dozlarda kullanılıyor. Evlerimizde, hastanelerimizde kullandığımız antibiyotikten daha fazlasını hayvan çiftliklerinde kullanıyoruz. İster büyükbaş, ister küçükbaş olsun, isterse kanatlı hayvan yetiştirilen tesislerde olsun. Bu kapalı ortamlarda yetiştirilme süreçlerinde çok yüksek dozlarda antibiyotik tüketiliyor’’ dedi.
Su kaynaklarını tehdit ediyor
Bakteriyel direncin yayılması konusunda uyarılarına devam eden Dr. Öğretim Üyesi Nakipoğlu, ‘’Antibiyotikler tamamen sindirilmeden dışarı atıldığı için bunlar yüzey sularında zamanla birikiyor. Burada dikkat çekilmesi gereken atık su arıtma tesisleri. Atık su arıtma tesislerinin yeterliliği kritik bir öneme sahip. Antibiyotik direnç genlerinin aktarımın türler arasında gerçekleştiğini tespit ettik. Özellikle Kızılırmak üzerinde bir çalışmamız olmuştu. Oradan aldığımız su örneklerinden izole ettiğimiz bakterilerde, bu direnç genlerinin türler arasında da aktarıldığını tespit etmiştik’’ şeklinde konuştu.
Mustafa Nakipoğlu, gerçekleştirdiği sunumda Ekonomik İşbirliği Ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nin değerlendirmede yeterli önlemlerin alınmaması durumunda Türkiye’de tüm enfeksiyonlar içerisinde dirençli enfeksiyonların oranın 2035 yılında yüzde 40 oranına çıkarak, tüm ülkeler arasında Türkiye’nin Hindistan’dan sonra ikinci sıraya yerleşeceğinin tahmin edildiğini de ifade etti.
Atık sular antibiyotikten arındırılacak
Ülke genelinde yapılan antibiyotik farkındalığını arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiğini de hatırlatan Dr. Nakipoğlu, Bartın Üniversitesi ile İngiltere’deki Kingston Üniversitesi’nin sularda biriken antibiyotik kalıntılarının önüne geçebilmek amacıyla çalışma yürütüldüğünü de aktardı.
Nakipoğlu, ‘’Projede antibiyotik kalıntılarının yüzey sularında birikmesinin önüne geçmek için özel antibiyotik giderim sistemleri geliştirmek istiyoruz. Böylece Londra Kingston Üniversitesi iş birliğiyle hem sağlık hem çevre odaklı bir yaklaşım ortaya koyuyoruz" diye konuştu.
Londra Kingston Üniversitesinden Prof. Dr. Mouhamad Khoder ise su ortamındaki antibiyotik kalıntılarını gidermeyi hedefleyen "Antibiyotiklerin Biyolojik ve Çevresel Ortamlardan Uzaklaştırılması Yoluyla Antimikrobiyal Direncin Ele Alınması" başlıklı proje hakkındaki sunumunda yürütülen çalışmaları kapsamlı bir şekilde anlattı.