ZONGULDAK ’ın Çaycuma ilçesinde 6 Nisan 2012 tarihinde köprünün yıkılması ile hayatını kaybeden 15 kişi anısına yaptırılan heykel törenle açıldı.
Çaycuma’da 2012 yılında 15 kişinin hayatını kaybettiği köprü faciasının 3. yıl dönümünde ölenler anısına yaptırılan heykel törenle açıldı. Çaycuma Köprüsü başında düzenlenen törende konuşan Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, “Tam 3 yıl önce Çaycuma büyük bir faciaya sahne oldu ve bu facia tüm Türk basını tarafından günlerce izlendi. Çaycuma’nın 1951 yılında hizmete giren Türkiye’nin sayılı birkaç köprüsünden biri olan Filyos, ayağının boşalması sonucu bir bölümünün çökmesiyle Çaycuma’nın pazarı olan Cuma günü 15 tane yurttaşımız Filyos’un sularına gömüldü. Günlerce aylarca aradık, ancak 11 tanesinin cesedine ulaşabildik.
Diğer 4 tanesini Filyos Çayı halen koynunda barındırıyor. Bu tür felaketler insanların yüreklerini paralayan ve unutulmayan felaketlerdir. Ve unutulmaması gereken felaketlerdir. Bizler toplumlarında bu tür hafızalarının korunması yönünde düşünen insanlarız.
Göreve gelir gelmez bu meydan düzenlemesini yaparken, hemen yanı başında meydana gelen bu faciada orada ebediyete intikal eden yurttaşlarımızın anısına bu heykeli planladık” diye konuştu.
Köprüden düşerek hayatını kaybeden ve cesedi halen bulunamayan Sezgin Gülşen’in komşusu Fatma Gülşen, araçta kendisinin de bulunduğunu ancak oğlu Kerem Gülşen’in araçtan tekrar indirerek ‘Anne beraber gideriz köye’ demesi üzerine araçtan indiğini anlatarak, “Keşke ben öleydim de Sezgin ölmeseydi. Yavrum ölmeyeydi. Çok çilesi var annesinin, babaannesinin. Nasıl dayanacak annesi. Babadan ayrı anneden ayrı. Yavrum nasıl öldü, yavrumu neden çıkarmadılar. Şu dünyada bir şeyim olmasaydı da Sezginim yaşasaydı” dedi.
Köprüden düşerek hayatını kaybeden Veli Kaya’nın ağabeyi Halil Kaya ise, “Fidanlardan ziyade heykel güzel oldu. Kalıcı bir şey oldu, güzel oldu. Duygularımızı anımsatıyor. En azından yoldan geçenler onları unutmayacak, hatırlayacak” diye konuştu.
Törene Kaymakam Serkan Keçeli, Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, İlçe Emniyet Müdürü Seyfi Ömer Paça, Saltukova Belediye Başkanı Zerrin Güneş, Diyanet Sen İlçe Başkanı Kenan Tunç, köprüde hayatını kaybedenlerin yakınları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Tören, okunan Kur’an-ı Kerim,i lahiler ve duaların ardından sona erdi.


Çaycuma’da Köprü Faciasında Ölenler Anıldı
BARÜ’de Filistin’in dünü, bugünü ve yarını anlatıldı
Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Filistin’in geçmişten günümüze tarihi süreci anlatılırken bölgede yaşanan insanlık dramına dikkat çekildi.
Bartın Üniversitesi (BARÜ) Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kariyer Planlama Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından “Ölümcül ve Ölümsüz Kimliklerin Coğrafyası: Filistin’in Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı bir program düzenlendi. Filistin meselesinin farklı boyutlarıyla ele alındığı etkinlikte konuşmacı olarak İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş yer aldı.
Rektör Akkaya, boykota devam edilmesinin önemini vurguladı
Programın açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, “Bugün burada ölümcül ve ölümsüz kimliklerin coğrafyasını konuşacağız. Aklımıza burada şair Mehmet Akif İnan geliyor. ‘Mescid-i Aksayı gördüm düşümde. Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.’ Bu dizelerde ifade edilen Mescid-i Aksa’da 2,5 yıldır insanlığa sığmayan bir zulüm yaşatılıyor. Bu noktada bizler ne kadar somut adım atarsak o kadar kıymetlidir. Lütfen, her daim boykota devam edelim. Çocuklar öldü, kadınlar öldü, aileler dağıldı. Yaşanan acılarını unutmayalım, boykotu uygulayalım.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesini toplumsal hafıza, insan onuru, hukuk ve vicdan çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Güneş, Filistin’de bir halkın kendi vatanında nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığını ve buna rağmen kimliğini, hafızasını ve yaşama iradesini nasıl koruduğunu anlattı.
“Filistin’de kimlik, hafıza ve insanlık mücadelesi yaşanıyor”
Konuşmasında “ölümcül kimlik” ve “ölümsüz kimlik” kavramlarını değerlendiren Prof. Dr. Güneş, “Ölümcül kimlik, bir halkı insan olarak değil; tehdit, güvenlik sorunu ya da ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak görmeye dayanıyor. Buna karşılık ölümsüz kimlik ise yıkılan evlere rağmen saklanan anahtarlarda, boşaltılan köylere rağmen yaşatılan hatıralarda, kaybedilen çocukların isimlerinde ve bir halkın sesini dünyaya duyurma kararlılığında varlığını sürdürüyor.” dedi.
Programda Gazze’de yaşanan insani dram detaylarıyla anlatıldı. Bombardımanlar, zorunlu göç, açlık, susuzluk, yıkılan hastaneler, okullar, ibadethaneler ve evlerin yalnızca savaşın bir sonucu olarak görülemeyeceği ifade edildi. Bir okulun yıkılmasının çocukların geleceğini, bir hastanenin vurulmasının yaralıların yaşama hakkını, bir evin yok edilmesinin ise aile hafızasını ve güven duygusunu ortadan kaldırdığı da vurgulandı.
İlgiyle takip edilen program, Filistin meselesinin insanlığın adalet, hukuk ve vicdan sınavı olduğuna dikkat çekilmesi ve bu konuda farkındalığı artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiği mesajıyla sona erdi.


