Bartın'da Göz Lazer ve Anjiyo Tedavilerine Başlandı - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
08 Ekim, 2015 08:45 tarihinde yayınlandı
0
0

Bartın’da Göz Lazer ve Anjiyo Tedavilerine Başlandı

BARTIN Devlet Hastanesi’nde göz lazer ve Anjiyo bölümü hizmet vermeye başladı.
Bartın Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Doktor Osman Açıkgöz, Bartın Devlet Hastanesi’nde göz lazer ve Anjiyo bölümünün açılarak hizmet vermeye başladığını açıkladı. Son teknolojik özelliklere sahip cihazların alınarak bölümde vatandaşların hizmetine sunulduğunu kaydeden Açıkgöz, “Hastanemiz bünyesinde kurulan göz lazer ve Anjiyo bölümüne Türkiye genelinde belli sayıda merkezlerde bulunan son teknolojik özelliklere sahip, daha sıklıkla diyabet (şeker) hastalarının tedavisinde kullanılan Argon Lazer cihazı ve katarakt ameliyatı sonrasında oluşan, görme kaybının tedavisi için kullanılan YAG Lazer cihazları alınarak tedavi uygulamaları
na başlamıştır” dedi.
“HİZMET KALİTESİ ARTIYOR”
Hizmet kalitesini her geçen gün artırdıklarını kaydeden Doktor Açıkgöz, “Sağlık kurumlarımıza alımı yapılan cihazların ileri teknolojiye sahip cihazlar olmasına dikkat edilirken, hastanemizde yapılacak uygulamalara bir yenisinin daha eklenmesiyle, ilimizin sağlık düzeyinde, önemli gelişmelere de imza atılmış olunmaktadır. Alınan cihazlarla hekimlerimizin tedavi ve uygulama alanlarının genişlemesiyle, birçok hastalığın da tedavisi hastanemizde yapılabilmektedir. Büyük hastanelerde tedavisi yapılan hastalıkların hastanemizde de yapılıyor olması, hem uygulamayı yapan hekimimizin alanındaki başarısını, hem de hastanemiz sağlık hizmetleri kalitesinin geldiği noktayı açıkça göstermektedir” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay