Reklam
Reklam
annesiz yavru kurtlari her gun besliyor IOuOZqVw jpg
Ihlas Haber Ajansı Avatarı
Ihlas Haber Ajansı tarafından
21 Ağustos, 2024 20:52 tarihinde yayınlandı
0

Annesiz yavru kurtları her gün besliyor

Bolu’da bir doğasever, ormana kurduğu fotokopanlara yansıyan yavru kurtlara adeta gözü gibi bakıyor. Anneleri olmayan yavrular, bir aydır düzenli olarak pişmiş etle besleniyor. Yuvaya yaklaşmadığını, yavruları uzaktan beslediğini anlatan Abdullah Aksoy, “Onları insan kokusuna alıştırmıyoruz. Kendimizi göstermeden, alıştırmadan etleri de doğaya parça parça atıyoruz. Onlar etleri kendileri buldu zannediyor” dedi.

Doğasever Abdullah Aksoy, Bolu’nun Aladağlarında yaşayan yaban hayatını görüntülemek için belli noktalara fotokapanlar kurdu. Sırtlanları görüntülemeyi hedefleyen Aksoy’un fotokopanlarına yavru kurtlar takıldı. Yeni doğmuş yavruları yaklaşık 3 gün izleyen doğasever, yuvaya anne kurdun gelmediğini fark etti. Aksoy daha sonra kurtları beslemeye başladı. Doğanın dengesini bozmayacak şekilde kurtların yiyecekleri sanki kendileri bulmuşçasına yuvanın etrafına saçan Aksoy, bir aydır düzenli olarak yavruları besliyor.

“Yavru kurtları pişmiş etlerle besliyoruz”

Yaklaşık 7 aydır sırtlanları görüntülemek için çaba gösterdiğini anlatan Abdullah Aksoy, “Sırtlanlar için kurduğumuz fotokapanlarda yavru kurtları fark ettik. 3-4 günlük izlemenin sonucunda annelerinin olmadığını fark ettik çünkü yuvaya hiç gelmedi. Kurtların annesiz kaldığını anladık. Bizde yavru kurtları pişmiş etlerle besliyoruz. Şu anda fotokapanlarla bölgeyi tamamen ablukaya aldık. Tüm görüntüleri alıyoruz. Mesela et atınca başka hayvanlar da geliyor. Tehlikesi de var ama az atıyoruz. Onların yiyeceği kadar atıyoruz ve sürekli takipteyiz” dedi.

“10 gün sonra çiğ et vereceğiz”

Aksoy, yavru kurtların bir ayda büyüdüğünü ifade ederek, “Biz bulduğumuzda bir haftalıklardı, şimdi 30-35 günlük oldular. Süt almadıkları için zayıflardı. Çiğ et de yavruların bağırsaklarında parazit yapar diye vermedik. Çiğ eti yaklaşık 10 gün sonra vermeye başlayacağız” diye konuştu.

“Sosyal medyadan ’Öldürün’ diye yorum yapıyorlar”

Her gün ormanlık alana gittiğini ve kurtları beslediğini söyleyen Aksoy, “Yavruların şehir merkezine mesafesi 45 kilometre. Off-road yolu gibi düşünün, normal bir yol değil ama yine de gidiyorum. Sosyal medyadan da çok tepki var. Bize bazen tepki gösteriyorlar. ’Bunların zararları var, öldürün’ diye yorum yapıyorlar. Bizde bunlara çok kızıyoruz. Doğa bütün canlılar üstünden kendisine bir denge kuruyor. Burada kurt yoksa orman yok demektir. Ormanın birinci sebebi kurt diyebiliriz. Çok üstün bir hayvandır, peki neden? Domuz sürülerini o dengeler, fare ve diğer haşeratları da o dengeler. O yüzden kurt önemli bir hayvan. Yaşaması lazım. Yaşatmak için biz de elimizden geleni yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Onları insan kokusuna alıştırmıyoruz”

Doğasever Abdullah Aksoy, kurtları bir ay daha besleyeceğini ifade ederek, sözlerini şöyle noktaladı:

“Zaten onlar kendi başlarının çaresine bakarlar. Biz yuvaya yanaşmıyoruz. Onları insan kokusuna alıştırmıyoruz. Neden? Yarın bir gün diğer insanlar da hoşuna gider, yanlarına giderler. Ya vururlar, ya da başlarına farklı bir şey gelebilir diye bizde kendimizi alıştırmıyoruz. Kendimizi göstermeden, alıştırmadan etleri de doğaya parça parça atıyoruz. Onlar etleri kendileri buldu zannediyor. Yavrular hazıra da alışmasın diye de böyle bir taktik yapıyoruz”

Bizi sosyal medyadan takip edin
xaxaxa 2
Berkay Doğan Avatarı
Berkay Doğan tarafından
25 Mayıs, 2026 11:40 tarihinde yayınlandı
0

Karabük’ün Son Mücellidi Yarım Asırlık Emanetini Üniversiteye Bağışladı

Karabük’te yıllardır kitap ciltleme sanatıyla uğraşan “son mücellit” olarak tanınan Sinan Haşlaman, yarım asrı aşkın süredir kullandığı meslek eşyalarını üniversiteye bağışladı. Geleneksel sanatların unutulmaması için anlamlı bir adım atan Haşlaman, hem öğrencilerle tecrübelerini paylaştı hem de uygulamalı olarak kitap ciltleme tekniklerini anlattı.

İlahiyat Fakültesi atölyesinde gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler, yılların ustasının elinde adeta geçmişe yolculuk yaptı. Kitapların nasıl sökülüp formalara ayrıldığını, iplikle nasıl yeniden dikildiğini ve geleneksel yöntemlerle nasıl sağlam hale getirildiğini uygulamalı olarak gösteren Haşlaman, mesleğin sabır ve emek istediğini söyledi.

Çocuk yaşta mesleğe başladığını anlatan Sinan Haşlaman, babasının kitap sevgisinin hayatını değiştirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Benim babam kitap hastasıydı, kitapları çok severdi. Mustafa Usta’nın yanına babam beni çırak olarak verdi. İlkokulda yaz tatillerinde çalışırdım ve para kazanıp tatil yapardım. Kastamonu’da eğitimimi tamamladım. İşin ne olduğu önemli değil, her zaman çalışırım. Bir kitabı sökerken formalara ayırıyorum. Şayet ipli ise sökerek dikme işlemini yapıyoruz. İnce bir kitap ise daha pratik oluyor, yapıştırıcı kullanarak yapıyorum. Bazen kitap cildi için kanaviçe kullanırız. Bu çok sağlam olur. Gençlere bu işi öğretmek isterim. Biraz sabır gerektiren bir meslek ama alışınca çok kolay olduğunu anlarsınız ve vazgeçemezsiniz.”

1970’li yıllarda demir çelik fabrikalarında çalışmaya başladığını ifade eden Haşlaman, 27 yıl fabrikada görev yaptığını, emekliliğin ardından ise 20 yıl özel sektörde çalışmayı sürdürdüğünü söyledi. Ancak kitap ciltleme sanatından hiçbir zaman kopmadığını vurgulayan Haşlaman, bugün sahip olduğu tüm bilgi birikimini genç kuşaklara aktarmak istediğini dile getirdi.

Etkinliğe Geleneksel El Sanatları Bölümü öğrencilerinin yanı sıra Kültürel Miras Taşıyıcısı Hattat Niyazi Ünal, Dr. Öğr. Gör. Safranbolu ŞYD MYO El Sanatları Bölüm Başkanı Durmuş Gür, Öğr. Gör. Dilek Çelik, Arş. Gör. Ufuk Deveci de katıldı.

Katılımcılar, Sinan Haşlaman’ın bağışladığı tarihi ekipmanların gelecek nesillere aktarılacak önemli bir kültürel miras olduğunu ifade ederken, öğrenciler de ustadan birebir eğitim alma fırsatı bulmanın heyecanını yaşadı.

Bizi sosyal medyadan takip edin