Karabük Postası tarafından
09 Eylül, 2017 15:39 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Almanya’da ilik nakli bekleyen yeğeni için kampanya başlattı 

Safranbolu ilçesinde Nesrin Tok isimli bir kadın, Almanya'nın Dortmund kentinde yaşayan, bir süre önce lösemi teşhisi konulan ve ilik nakli bekleyen yeğeni 26 yaşındaki Hande Sar için stant açtı. Safranbolu Misak-ı Milli Demokrasi Meydanı'nda teyzesi ve onun arkadaşları tarafından Hande'nin resminin yer aldığı afiş ve stant açılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Kurulan stantla ilgili gazetecilere açıklama yapan Tok, Hande Sar gibi birçok lösemi hastası için toplandıklarını söyleyerek, “Lösemi hastaları için herkes elini uzatmalı. Hande Sar benim yeğenim, Almanya'nın Dortmund kentinde yaşıyor. Ağustos ayının başında lösemi hastası olduğunu öğrendik. Dünyamız başımıza yıkıldı. Elimizden ne gelirse yapmaya karar verdik. Sosyal medya aracılığıyla arkadaşlarına ve herkese duyuru yaptık. Duyarlı olan vatandaşlarımız kan bağışında bulundular. Kök hücre bağışlanması gerekiyor" dedi. Kendilerinin Safranbolulu olmalarından dolayı burada stant açtıklarını aktaran Tok, "Burada daha çok arkadaşlarımızın olduğunu ve daha çok yardımcı olabileceklerini düşündük. Birçok yerde de etkinlikler hazırlanıyor. Arkadaşları tarafından Çorlu, İzmir, Antalya'da her tarafta hazırlanıyor böyle kampanyalar" diye konuştu. Herkesten duyarlılık beklediklerini de kaydeden Tok, şunları söyledi: "Yeğenim şu an kemoterapi, radyoterapi ve ışın tedavileri görüyor. Kanındaki son damla zehirli hücre ölene kadar bu tedavilerini sürdürecekler. Allah kızımıza sağlıklı uzun ömürler verecek inşallah. Sadece Hande'ye değil, isme verilmiyor zaten kök hücre bağışına gidildiği için Kızılay'a Hande'nin yanı sıra belki yüzlerce çocuğumuz hayata tutunacak. Dileriz öyle olur."

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.