Karabük Postası tarafından
05 Ocak, 2016 15:32 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 1dk
Yorum: 0

Bu Kadar da Olmaz…

3 Ay Sonra Yıkılacak Binanın Tuvaletlerine İhaleli Tadilat Depreme dayanıksızlığı ortaya çıkan ve 3-4 ay sonra Yeşilmahalledeki Belediye binasına taşınması ile yıkılacak olan Valilik binasındaki tuvaletlerin ihale edilip tadilata alınması bu kadar da olmaz dedirtti. Üç ay sonra boşaltılacak olan binada tadilat çalışmasının hangi akla hizmet olduğunu sorgulayan bir çok vatandaş, Devletin parasının bu kadar hoyratça savrulmasına tepki gösterdiler. Ayrıca, bu ve buna benzer konuların Karabük’te daha önce de yaşandığı aşikar iken, halen daha aynı yöntemin uygulanması kafalarda “acaba birilerine bu işlerden rant mı sağlanıyor” sorusunu akla getiriyor. Bir zamanlar Şirinevler’de bulunan SSK Hastanesinde yapılan milyonlarca liralık yatırımın boşa gitmesi halen hafızalardaki tazeliğini korurken, aynı yönetimin Karabük Valiliği binasında da uygulamaya konması savurganlıkta geldiğimiz noktayı bir kez daha gözler önüne serdi. Vali Orhan Alimoğlu’nu da eleştiren Vatandaşlar, Karabük’ün en büyük Mülki İdare Amirinin Vali olduğunu, böyle bir olayın da Validen habersiz yapılamayacağını belirttiler ve bu savurganlığın durdurulmasını istediler. VALİLİK AÇIKLAMASI Öte yandan konuyla ilgili yapılan açıklamada ise, tuvaletlerin aktığı yönde sürekli şikayet gelmesinden dolayı ihalenin daha önce yapıldığı ancak Yeşil Mahallede bulunan Belediye binasının Valiliğe verilmesi ile oradaki tadilatın belediye tarafından yapılacağı ve geçiş sürecinin uzayacağından vatandaşların ve Valilik binasındaki kurum çalışanların mağdur olmaması yönünde fayansların değiştirileceği bilgisi verildi.

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
Avatarı
Peri Dilbaz tarafından
02 Şubat, 2026 17:03 tarihinde yayınlandı
Okuma Süresi: 2dk
Yorum: 0

Çocuk Suçları, Ruh Sağlığının Alarmı

Son dönemde çocukların suç çetelerinin ağına düşmesi, akranlar arasında işlenen ağır şiddet olayları ve hatta cinayetler toplum olarak hepimizi derin bir kaygıya sürüklüyor. Bu olaylara yalnızca “suç” penceresinden bakmak, sorunu anlamamıza yetmiyor. Çünkü bu tablo, aynı zamanda çocuk ruh sağlığına dair güçlü bir alarmdır.

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa etmeye çalıştığı en kırılgan gelişim evresidir. Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Ergen beyninde dürtü kontrolünden sorumlu alanlar henüz tam gelişmemiştir; buna karşın haz, güç ve risk arayışı oldukça yoğundur. Bu nörobiyolojik gerçeklik, ergeni hızlı karar almaya, sonuçları yeterince öngörememeye ve grup etkisine açık hale getirir.

Suç çeteleri tam da bu noktada devreye girer. Aidiyet, güç, görünürlük ve “bir yere ait olma” duygusu sunarlar. Oysa bu duygular, sağlıklı biçimde ailede, okulda ve sosyal çevrede karşılanmalıdır. Karşılanmadığında çocuk, kendisini değerli hissettiği her yere tutunabilir; bu yer bazen en tehlikeli alanlar olur.

Akran cinayetleri ise çoğu zaman “ani öfke” başlığı altında geçiştirilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında, bu tür şiddet davranışları uzun süredir bastırılan öfkenin, değersizlik duygusunun ve empati eksikliğinin bir sonucudur. Çocuk konuşamıyorsa, duygularını ifade edecek güvenli alanı yoksa, davranış konuşur.

Burada ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Çocuğun her davranışını onaylamak zorunda değiliz; ancak her duygusunu ciddiye almak zorundayız. Yargılanan değil, anlaşılan çocuk riskli gruplara daha az ihtiyaç duyar. Aşırı baskı kadar sınırsız özgürlük de çocuk için tehlikelidir. Sevgiyle çizilmiş, tutarlı sınırlar çocuğun iç denetimini güçlendirir.

Bir diğer önemli alan dijital dünyadır. Bugün suç örgütleri yalnızca sokakta değil; sosyal medya ve dijital platformlarda da çocuklara ulaşmaktadır. Dijital ebeveynlik; yasaklamak değil, rehberlik etmektir. Çocuğun ne izlediğini, kimlerle iletişim kurduğunu bilmek koruyucu bir etkidir.

Unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk suçlu olarak doğmaz. Suça sürüklenen çocuklar çoğu zaman görülmemiş, duyulmamış ve anlaşılmamış çocuklardır. Çocukları suçtan korumanın en güçlü yolu, onları önce duygusal olarak güvende tutmaktır.

Bu mesele yalnızca ailelerin değil; okulun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuklara güvenli bağlar sunabildiğimiz ölçüde, suç çetelerinin alanı daralacaktır.

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.