23. Süt Sığırcılığı Yetiştiricisi Kursu Açıldı - Karabük Haber Postası
Karabük Postası Avatarı
Karabük Postası tarafından
13 Ekim, 2015 07:52 tarihinde yayınlandı
0
0

23. Süt Sığırcılığı Yetiştiricisi Kursu Açıldı

BARTIN Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, İş Kurumu Müdürlüğü ve Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü işbirliğiyle düzenlenen süt sığırcılığı yetiştiricisi kurslarından 23. Bartın’ın Çaybükü köyünde açıldı.
Bartın Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Koordinasyon ve Tarımsal Veriler Şube Müdürü Vekili Veteriner Hekim Emine Sancar’ın eğitici olarak katıldığı süt sığırcılığı yetiştiricisi kursunda 25 kadın çiftçi eğitim görecek. 11 gün sürecek olan kursta, süt sığırlarında bakım ve besleme, sığır barınakları, sağım teknikleri, süt verimini etkileyen faktörler, damızlık seçimi, hayvan hastalıkları ve korunma yöntemleri gibi konular anlatılacak. Bartın Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Abdulseter Bayram, İl Müdür Yardımcısı Sadık Kelez’le birlikte Çaybükü köyünde açılan süt sığırı yetiştiriciliği kursumuzu ziyarette bulundu. Çaybükü Köyü Muhtarı Muammer Güneş ve köy imamının da eşlik ettiği ziyarette İl Müdürü Bayram, kursiyerlerle kısa bir sohbet etti. İl Müdürü Bayram sohbette kursun hayırlı ve verimli olmasını dileyerek, kursta, kursiyerlerin öğrendiklerini uygulamaya geçirerek hayvancılıkta verimin ve kalitenin artırılabileceğini ve böylece tarımsal gelişmeler, ekonomiye katkı sağlanacağını, bunun için ahır standartlarına, hijyen ve bakıma hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirtti. Bayram ayrıca, Bartın’da kursların devam edeceğini söyleyerek, ilgilerinden dolayı kursiyerlere ve köy muhtarlığına teşekkür etti.

Bizi sosyal medyadan takip edin
xa2
İlyas Erbay Avatarı
İlyas Erbay
24 Mart, 2026 10:38 tarihinde yayınlandı
0
0

PARADOKSAL BİR ŞEKİLDE DERİN BİR İLETİŞİMSİZLİK YAŞIYORUZ

İletişim çağında, dijitalleşmenin sağladığı sınırsız imkânlara rağmen, paradoksal bir şekilde derin bir iletişimsizlik yaşıyoruz. Elektronik cihazlar uzakları yakınlaştırsa da, yüz yüze iletişimi azaltarak en yakınımızdakileri (aile, dostlar) bizden uzaklaştırıyor. Bilgi akışı çok hızlı olsa da, duygusal derinlik ve gerçek etkileşim azalıyor.

Bir bayramı daha geride bıraktık. Uzakta olan Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın bayramlarını elimizdeki telefonlarla aramak yerine bilindik cümlelerle toplu mesajlar çekerek güya kutladık.
Bazılarımıza en yakın bildiklerimizden o mesajlar da gelmedi.

İletişimin en zor olduğu çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkünden çok daha güçlü iletişim kuruyorduk. O yıllarda mektup ve bayram kartları vardı. PTT bunları bir haftada adresine ulaştırırdı. Saklardık koklardık onları, defalarca okurduk. Samimiyet, sıcaklık, içtenlik kokardı o kağıt parçaları.

İnsanı değerlerimizi o kadar hızlı yitirdik ki, ne eski dostluklar kaldı, ne samimiyet ne de vefa kaldı.

Oysaki, vefa, dostluğun ve insanlık onurunun en kıymetli hazinesi, sevgiyi kalıcı kılan sadık bir bağlılıktır. Sözünde durmayı, zor günde yanında olmayı ve iyilikleri unutmamayı ifade eden vefa, vefasızın meclisinde aranmayacak kadar ağır bir yüktür.

Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımız; Komşuluk. Arkadaşlık, Dostluk. gibi kavramların gerçekten anlam bulduğu yıllardı. Sözün senet olduğu, insanların birbirine güven duyduğu yıllardı.

Kredi kartlarımız, internetimiz, cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız, evlerimizde kombilerimiz yoktu. Televizyonla bile çok sonra tanıştık. Fakat çok mutluyduk.
Hayallerimiz vardı, yarınlardan umutluyduk.
Ülkemiz, ailemiz ve çocuklarımızın geleceği için kaygılarımız yoktu.,…

Şarkı sözleri bile bambaşkaydı;
“Nasılda koşuşurduk bahçelerde.
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde.
Sen bana, ben sana komşu evlerde…
Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz…”

“Okul yolu sensiz ölüm kadar sessiz…
Eylül’de gel okul yoluna
Konuşmadan yürüyelim.
Gireyim koluna…
Görenler dönmüş, hemde mutlu desinler.
Ağaçlar sevinçten başımıza konfeti gibi yaprak dökecekler
Yaprak dökecekler…”
Ne güzel sözler değil mi?

Şimdi öyle mi?
“Tadı yok ne baharın ne yazın.
Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın…”
Yaşam artık, Muzaffer İlkan’ın bu hicaz bestesindeki gibi…
Savaşlar, depremler, afetler, ruhunu yitirmiş beton şehirler. Tüm bunlara rağmen yaşama tutunmaya çalışan insanlar…

Ne oldu bize böyle? Artık anılar da teselli etmiyor…

İlyas Erbay