Zonguldak‘ın Alaplı ilçesinde cenaze törenine gidenleri taşıyan otomobilin başka bir otomobille çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 3,5 aylık hamile eşini kaybeden İlker Şen, sosyal medya hesabından duygu yüklü bir mesaj yayımladı.
Geçen hafta dedesinin ölüm haberini alması üzerine Aşağıdağ köyüne gitmek üzere yola çıkan İlker Şen’in kullandığı 67 LK 569 plakalı otomobil, Ulukum mevkisinde V.A. idaresindeki 67 ACG 136 plakalı otomobille çarpışmış, kazada İlker Şen, 3,5 aylık hamile eşi Eda Şen (23) ve oğlu Yiğit Asaf Şen (3) ile diğer otomobil sürücüsü F.Ş. yaralanmıştı. Sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Alaplı Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralılardan Eda Şen ve karnındaki 3,5 aylık bebeği yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı.
Kazada hayatını kaybeden Eda Şen’in eşi İlker Şen, sağlığına kavuştuktan sonra sosyal medya hesabı üzerinden hüzünlü bir mesaj yayımladı.
Şen, yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi;
“Ne diyeceğimi ne konuşacağımı hiç bilemiyorum. Sözler boğazımda düğümlenip ağlamamak için tıkanıp kalıyor. Rabbim Allah seni ve karnındaki doğmamış 3 buçuk aylık bebeğiyle benden talihsiz bir kaza sonucu aldı gitti. Allah’ıma bin şükürler olsun ki bana bir emanet bıraktın. Oğlumuza gözüm gibi bakacağım. Rabbim sağlık verdikçe oğluma da aileme de bakacağım inşallah. Allah’ım yüce Rabbim seni ve karnındaki doğmamış bebeğimizi de mekanınızı cennet eylesin inşallah. Cenazemize katılamadığım için özür dilerim. Başımız sağ olsun. Rabbim kimseye bu acıyı yaşatmasın amin.” (İHA)


Kazada vefat eşine duygusal veda
MEMLEKET Mİ, MENFAAT Mİ?
Türkiye’de siyasetin kamu yararına hizmet etmekten ziyade, menfaat, sosyal statü ve rant aracı olarak görüldüğü yönünde güçlü bir toplumsal kanı var. Bu durumun temel sebepleri; yapısal eşitsizlikler, denetim mekanizmalarındaki eksiklikler ve siyasi kültürün bir parçası haline gelmiş olan clientelism (kayırmacılık/himaye) ilişkileridir.
Son yıllarda toplumda bir kanı daha oluştu. Aslında bu Atatürk sonrası dönemde de bilinen bir gerçekti. Türkiyede bazı siyasetçilerin emperyal güçlerin kontrolünde olduğu kanısı. Kukla benzetmesi buradan geliyor.
Bu günlerde İsmet paşanın o meşhur sözünü sıkça hatırlıyoruz. “Hiçbir ülke yoktur ki, kendi içinden bizim kadar hain yetiştirebilsin.”
Ülkemize özgü bu durumun detaylarını şöyle özetleyebiliriz;
– Siyasal güç, devlet kaynaklarının, ihalelerin ve kamu yatırımlarının belirli kişi veya gruplara aktarılmasında (rant mekanizması) merkezi bir rol oynar. Kamu kaynaklarının dağıtımında siyasi tercihlerin öne çıkması, siyaseti ekonomik bir zenginleşme aracı haline getirir.
– Siyaset; kamuda işe alım, bürokratik atamalar ve yerel yönetim hizmetleri gibi konularda bir “ayrıcalık ve menfaat sağlama” aracı olarak işleyebilir. Seçmen-siyasetçi ilişkisi, hizmet odaklılıktan ziyade karşılıklı çıkara dayalı bir yapıya dönüşebilmektedir.
– Siyasi makamlar, özellikle milletvekilliği veya üst düzey yöneticilik, toplumsal saygınlık, dokunulmazlık ve geniş bir çevresel ağa (network) sahip olma (sosyal statü) anlamına gelmektedir. Bu durum bireyleri siyasi kariyer yapmaya iten en büyük motivasyonlardan biridir.
Siyaset bilimciler ve ekonomistler, bu döngünün kırılabilmesi için bireysel ahlaktan ziyade hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kurumların bağımsızlığı ve hesap verilebilirlik gibi yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor.
Siyasetçilerin asıl amacının memleket mi yoksa menfaat mi olduğu sorusu, toplumların ve siyaset bilimcilerin yüzyıllardır tartıştığı evrensel bir konudur. Bu soruya tek bir yanıt vermek yerine, konuya iki temel perspektiften bakmak gerekiyor.
1. İdealist Perspektif: Memleket Sevdası
Bu yaklaşıma göre siyaset, topluma hizmet etme, ülkeyi kalkındırma ve adalet sağlama aracıdır.
Kamu Yararı: Birçok siyasetçi, toplumsal sorunları çözmek ve gelecek nesillere daha iyi bir ülke bırakmak amacıyla yola çıkar.
Hizmet Motivasyonu: Bu gruptaki liderler için makam ve mevkiler, bireysel kazanç değil, memlekete hizmet etme fırsatıdır.
İlkeli Siyaset: “Önce ülkem ve milletim” anlayışını benimseyerek, zor zamanlarda kişisel veya partisel çıkarlarını arka plana itebilirler.
2. Realist ve Eleştirel Perspektif: Menfaat Odaklılık
Bu yaklaşıma göre ise siyaset, güç, nüfuz ve ekonomik kaynakların dağıtımı üzerinde kontrol sağlama mücadelesidir.
Güç ve Makam Tutkusu: konuya eleştirel bakanlar, siyasetçilerin öncelikli amacının kendi koltuklarını korumak ve güçlerini artırmak olduğunu savunur.
Kişisel ve Zümresel Çıkarlar: Siyasetin, bireysel menfaatlerin veya belirli destekçi grupların (lobiler, sermaye çevreleri) çıkarlarını korumak için bir araç olarak kullanıldığı yönünde yaygın bir toplumsal algı vardır.
Popülizm: Kısa vadeli seçim kazanımları için memleketin uzun vadeli çıkarlarının feda edilmesi, menfaat odaklı siyasetin bir göstergesi olarak kabul edilir.
Dengeleyici Unsurlar
Siyaset bilimciler, bir ülkedeki siyasetin “memleket” mi yoksa “menfaat” dengesinde mi ilerleyeceğini kurumsal denetim mekanizmalarının belirlediğini ifade eder.
Güçlü Kurumlar: Şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü ve özgür medya gibi mekanizmalar geliştiğinde, siyasetçilerin şahsi menfaat devşirmesi zorlaşır.
Toplumsal Bilinç: Seçmenlerin siyasetçileri kişisel çıkarlara göre değil, somut memleket projelerine ve liyakate göre ödüllendirip cezalandırması sistemi hizmet odaklı olmaya zorlar.
Sonuç olarak, siyaset sahnesinde her iki motivasyona sahip aktörleri de görmek mümkündür. Bir siyasetçinin derdinin ne olduğunu anlamak için söylemlerinden ziyade aldığı kararlara, şeffaflığına ve topluma sağladığı somut faydalara bakılması gerekir.
Şimdi soruyorum, “Önce ülkem” diyen kaç siyasetçi ismi sayabilirsiniz?
İlyas Erbay

