<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:alsat="https://alsat.kkerem.com/ns" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Tugay Kaban &#8211; Karabük Postası</title>
	<atom:link href="https://karabukpostasi.com/yazarlar/tugaykaban/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://karabukpostasi.com</link>
	<description>Karabük, Safranbolu, Yenice, Eskipazar ve ilçelerinden son dakika haberleri, yerel gündem, spor, ekonomi ve tüm gelişmeler Karabük Postası’nda.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Feb 2025 09:32:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67107f97768fa.webp</url>
	<title>Tugay Kaban &#8211; Karabük Postası</title>
	<link>https://karabukpostasi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öykünün Yatışmaz Yapısı</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/oykunun-yatismaz-yapisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 09:32:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=215478</guid>

					<description><![CDATA[Aykut Ertuğrul’un 2022 yılının Ekim ayında Ketebe etiketiyle yayımlanan Evrenin Yatışmaz Yapısı isimli 4 (dört) metinden müteşekkil eserini okuduktan sonra hakkında yazılanlara bakayım biraz dedim ve neredeyse korkunç denilebilecek bir tablo ile karşılaştım. Ali Yağan’ın kritiğinde yazarın oyunbazlığından hayretle bahsedilirken ağzın kapanmadığını ve çenenin yorulduğunu gördüm, Turhan Yıldırım’ın bir video ile sunduğu yorumları izlerken metinlerarasılığın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik"></h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="67ab1936add35" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67ab1936add35-120x67.webp 120w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Öykünün Yatışmaz Yapısı 1"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Aykut Ertuğrul’un 2022 yılının Ekim ayında Ketebe etiketiyle yayımlanan Evrenin Yatışmaz Yapısı isimli 4 (dört) metinden müteşekkil eserini okuduktan sonra hakkında yazılanlara bakayım biraz dedim ve neredeyse korkunç denilebilecek bir tablo ile karşılaştım. Ali Yağan’ın kritiğinde yazarın oyunbazlığından hayretle bahsedilirken ağzın kapanmadığını ve çenenin yorulduğunu gördüm, Turhan Yıldırım’ın bir video ile sunduğu yorumları izlerken metinlerarasılığın cümle yahut bazı kelimeler iktibas etmekten fazla bir şey olduğunu kendi kendime tekrar etmekten yorulduğumu fark ettim, Zeynep Hazal Sevinç’in K24’teki metninde ise Walter Benjamin’in nasıl bu kadar yanlış anlaşılabileceğini merak ederek yazıyı zar zor bitirdim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir eseri topyekûn ele almak çoğu zaman imkânsızdır, bu sebeple şahsen belli başlı birkaç sual üzerinden ilerlemeyi tercih ederim. Bu sualler metni okurken kendi düşüncelerime yönettiğim sorulardır genellikle. Bir kitap yahut bir yazar üzerinden bir metne göndermeler yaparak kritik etme çabası, ekseriyetle su üzerine yazı yazmaktan farksız. İnanmayanlar YÖK’ün Tez Merkezi sistemine uğrayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ertuğrul’un E.Y.Y.’si bana, bakmam gereken yerin ‘evren’ değil de ‘öykü’ olduğunu hissettirdi ilk önce. Öykü nedir? En nihâyetinde ‘anlatılan bir şey’ olduğu su götürmez. İnsanlar genellikle ‘hikâye anlatmak’ üzerine yoğunlaşırlar fakat biraz parçalara odaklandığımızda aslında en önce ‘anlatmak’ denilen şeye yüzümüzü çevirmemiz gerektiğini anlayabiliriz. Aykut Ertuğrul bence iyi bir anlatıcı, bu konuda çoğu kişiyle hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Şimdi parçaları birleştirelim. Ben, Aykut Ertuğrul’un iyi bir ‘hikâye anlatıcısı’ olduğunu da düşünüyorum. Evet, artık son parçaya gelebiliriz. Bence Aykut Ertuğrul iyi bir roman yazarı gibi görünüyor. Dikkatinizi celbetmiştir, ‘öykü’ demedim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitaba ismini veren öykünün etkisinin, kitabı değerlendirme noktasında baskın olduğunu herkes rahatlıkla görebiliyor. Bence ‘öykü’ olarak en iyisi Adem’den Önce idi. Öykü klasörü içerisinde yalnızca bu metni tutabiliyorum. İlk metin (kitaba ismini veren) elbette klasörün dışında fakat o şimdilik masaüstünde (bu yazı için) bekleyedursun. Geri kalan diğer iki metni ise Taslaklar klasörüne bırakıyorum sakince.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evrenin Yatışmaz Yapısı isimli öykü, yer yer hikâyeyi anlatamayacak olduğunu bilen bir anlatıcı (Aykut Ertuğrul?), yer yer müthiş bir şekilde hikâye anlattığına inanan Aykut Ertuğrul (anlatıcı?) arasına sıkışıp kalmış bir hâlde. Ciddi bir sabır gösterilerek, roman olarak tasarlanması gerektiğini bağırıyor ve şu hâliyle birbirini çalıştırmak için zorlanan çarkların dişlileri misali karşımızda duruyor. Bu hâliyle, dikiş izlerini gizleyemeyen, karakterlere perhiz cezaları sunan, heyecanlandıran fakat nihâyetinde hayal fayları açan bir metin Evrenin Yatışmaz Yapısı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi evreninyatışmazyapısı.docx dosyasını Roman klasörüne bırakıyorum. Aykut Ertuğrul’dan da klasörü açmasını bekleyeceğim. Sizden de dua istirham ediyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Kanto 4</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/kanto-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 09:59:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=214567</guid>

					<description><![CDATA[Dumanlı ışıkta saray, Troya, kül olmuş taşlar yığını, ANAXIFORMINGES! Aurunculeia! Beni duy, Altın Prow’lu Kadmos! Gümüş aynalar parlak taşları yakalar ve parlar, Şafak, uyanışta, serin yeşil ışıkta; Çiğ sisi bulanık, çimlerde, solgun bilekler hareket eder. Vur, vur, vızılda, pat, yumuşak çimenler Elma ağaçlarının altında, Choros nympharum, keçi ayaklı, solgun ayaklar değişerek; Mavi suların hilali, sığlıklarda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik"></h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="67a1e50cdbb8e" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/02/67a1e50cdbb8e-120x67.webp 120w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Kanto 4 2"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Dumanlı ışıkta saray,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Troya, kül olmuş taşlar yığını,</p>



<p class="wp-block-paragraph">ANAXIFORMINGES! Aurunculeia!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni duy, Altın Prow’lu Kadmos!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümüş aynalar parlak taşları yakalar ve parlar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şafak, uyanışta, serin yeşil ışıkta;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çiğ sisi bulanık, çimlerde, solgun bilekler hareket eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vur, vur, vızılda, pat, yumuşak çimenler</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elma ağaçlarının altında,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Choros nympharum, keçi ayaklı, solgun ayaklar değişerek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi suların hilali, sığlıklarda yeşil-altın,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir siyah horoz deniz köpüğünde öter;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o kıvrımlı, oymalı kanepe ayağında,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pençe ayak ve aslan başı, bir yaşlı adam oturur,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alçak bir vızıltıyla konuşur…:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ityn!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve terle ağlayarak, Ityn, Ityn!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o pencereye yöneldi, aşağıya baktı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Her zaman, her zaman, kırlangıçlar ağlıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ityn!</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu, Cabestan’ın kalbi tabakta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Cabestan’ın kalbi mi tabakta?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Başka bir tat bunu değiştiremez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o, pencereye yöneldi,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zarif beyaz taş parmaklık,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çift kemer oluşturuyordu;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sert parmaklar, o sert soluk taşı tuttu;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir an sallandı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Rhodez’den esen rüzgâr,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolunun içine doldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">… kırlangıçlar ağlıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">odur. odur. ‘Ytis!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Actæon…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bir vadi,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vadi yapraklarla dolu, ağaçlarla,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş ışığı parıldıyor, parıldıyor yukarıda,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Balık pulundan çatı gibi,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Poictiers&#8217;deki kilise çatısı gibi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altın olsaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altında, altında</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bir ışık, ne bir kıvılcım, ne bir güneş dairesi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyah, yumuşak suyu kabartıyor;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nymflerin, nymflerin ve Diana’nın bedenini yıkıyor,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nymfler, bembeyaz toplanmış etrafında, ve hava, hava,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Titreyen, tanrıçanın alevlendirdiği hava</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlıkta saçlarını savuruyor,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaldırıyor, kaldırıyor ve dalgalandırıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümüşe daldırılmış fildişi,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gölgede, gölgelenmiş,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümüşe batırılmış fildişi,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bir leke, ne kaybolmuş bir güneş ışığı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra Actæon: Vidal,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vidal. Yaşlı Vidal konuşuyor,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ormanda tökezleyerek ilerliyor,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bir kırıntı, ne kaybolmuş bir güneş ışığı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanrıçanın solgun saçları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köpekler atlıyor Actæon’un üzerine,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Yakın, daha yakın, Actæon,”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lekeli dağ keçisi ormanda;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altın, altın, bir saç demeti,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buğday tarlası gibi sıkı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parla, parla güneşte,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köpekler atlıyor Actæon’a.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tökezleyerek, tökezleyerek ilerliyor ormanda,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mırıldanarak, mırıldanarak Ovid:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Pergusa… gölet… gölet… Gargaphia,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gölet… Salmacis göleti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boş zırh titriyor, sığırcık hareket ederken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte ışık böyle yağar, böyle dökülür, e lo soleills plovil,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akışkan ve aceleci kristal&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; tanrıların dizlerinin altında.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kat kat, ince su parıltısı;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dere zarı beyaz yapraklar taşır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Takasago’daki çam,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Isé çamıyla birlikte büyür!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Su, baharın ağzında parlak, solgun tortuyu döndürür,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bak, Yüzlerin Ağacı!”&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çatallanmış dal uçları, nilüfer gibi alev alev.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kat kat&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıvrılan sığ sıvı,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; tanrıların dizlerinin altında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meşaleler erir parıltıda,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köşe ocak ateşinde yanar,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi akik gökyüzünü sarar (o zaman Gourdon’da)&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reçine sıçraması,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Safran sandal, dar ayakta yapraklar: Hymenæus Io!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hymen, Io Hymenæe! Aurunculeia!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir al basma çiçek, solgun beyaz taşa düşer.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ve So-Gyoku, der:&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu rüzgâr, efendim, kralın rüzgârı,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu rüzgâr sarayın rüzgârı,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorluk su cümbüşlerini titretir.”&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ve Hsiang, yaka açarak:&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu rüzgâr, yerin heybesinde gürler,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; suyu kamışlarla serer.”&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir rüzgâr, kralın rüzgârı değil.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her inek, yavrusunu saklasın.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu rüzgâr, tül perdelerde tutulur…”&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hiçbir rüzgâr, kralın&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deve çobanları merdiven kıvrımlarında oturur,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ecbatana&#8217;nın cetvellenmiş sokaklarına bakar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Danae! Danae!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hangi rüzgâr kralın rüzgârı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duman akıntıda asılı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şeftali ağaçları suya parlak yapraklar döker,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ses akşam sisinde dağılır,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kabuğu sığlıkta kazınır,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaldızlı kirişler, kara suyun üstünde,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açık alanda üç basamak,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gri taş direkler önde gider…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Père Henri Jacques, Sennin ile Rokku’da konuşurdu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kayalar ve sedirlerin arasında Rokku Dağı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Polhonac,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gyges, Trakya tabağına ziyafeti kurarken,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cabestan, Tereus,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cabestan’ın kalbi tabakta,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vidal yahut Ecbatana, Ecbatana’daki yaldızlı kulede</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanrının gelini yatar, her zaman, altın yağmuru bekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garonne kenarında. “Saave!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garonne, boya gibi yoğun,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kortej —“Et sa’ave, sa’ave, sa’ave Regina!”—</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalabalıkta bir solucan gibi ilerler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adige, zayıf imgeler zarı,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adige’nin karşısında, Stefano ile, bahçede Madonna,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cavalcanti’nin gördüğü gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentaur’un topuğu toprakta iz bırakır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve biz burada otururuz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">meydanda…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ezra Pound</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çeviri: Tugay Kaban</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Tugay Kaban Öldü</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/tugay-kaban-oldu/</link>
					<comments>https://karabukpostasi.com/yazilar/tugay-kaban-oldu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jan 2025 07:14:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=213656</guid>

					<description><![CDATA[Nasıl bilirdiniz merhumu? Burada biz bizeyiz, rahat olun, kimse yok başka, söyleyin içinizden geçenleri. Size yalan söylediğini mi anladınız? Yoksa size iftira mı attı? Sırtınızdan mı vurdu? Yahut şahsî ihtirasları pek de takan biri değilseniz, Müslümanca yaşayamayan biri miydi? Tabiata zarar mı verirdi? Artık o sizin gibi değil. Size zarar veremez, size karşı çıkamaz, dili [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik"></h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="679883b443ada" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/679883b443ada-120x67.webp 120w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Tugay Kaban Öldü 3"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Nasıl bilirdiniz merhumu? Burada biz bizeyiz, rahat olun, kimse yok başka, söyleyin içinizden geçenleri. Size yalan söylediğini mi anladınız? Yoksa size iftira mı attı? Sırtınızdan mı vurdu? Yahut şahsî ihtirasları pek de takan biri değilseniz, Müslümanca yaşayamayan biri miydi? Tabiata zarar mı verirdi? Artık o sizin gibi değil. Size zarar veremez, size karşı çıkamaz, dili var konuşamaz, kulağı var duyamaz, kalbi var atmaz. Yok eğer ölünün arkasından kötü konuşulmaz diyorsanız yine sorun yok, edebiyatın gücü buradadır, yazar sizinle konuşabilir fakat sizi duyamaz. Ölünün arkasından kötü düşünmek de (kötüyse zaten) bir sorun doğurmaz. Haydi, dökün içinizdekileri artık, bitirin şu adamın yolculuğunu tamamen, kurtulun ondan!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç roman, sayısını bir anda hatırlayamayacağınız kadar yazı yazdı, birkaç tercüme eser neşretti, birkaç senaryo ve yine sayısını hatırlayamayacağınız kadar video yahut sesli notlar kaydetti. Peki, ne oldu? Sizin nazarınızda bunlar onu nereden alıp nereye taşıdı? O şimdi böceklerin kemireceği beyaz bir bez parçasının içerisinde, avurtları çökmüş hâlde, toprağın altında uzanıyorken, böylesi suallere cevap vermek için tam zamanı değil mi? Zaten üzerinden birkaç hafta geçtikten sonra daha kim hatırlayacak onu? Kim diyecek ki Tugay Kaban diye biri var. En fazla ‘vardı’, ‘yaşamıştı’, ‘yaşadığını hissetmiştim’ diyenler çıkacaktır. Ölmüş bir insan, kime ‘yaşadığını hissetmiştim’ dedirtmiş olabilir? Bu ciddi bir şey nihâyetinde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne güzel günlerdi kimilerine göre. Ne kötü günlerdi veya. Neler çektirmişti bana mı diyorsunuz onun ardından, yoksa ‘iyi biriydi be’ mi diyorsunuz? Hiç konuşmuyorsunuz ama! Bu kadar sükut, ölüye bile iyi gelmeyebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten Karabük’e gömülemedi istediği gibi. Mezarların bile kalabalığını sevmezdi oysa. Mahşer günü görürüm ben onu mu diyorsunuz tebessüm ederek. Size nasıl bakardı? Güler miydi? Yüzünüze bakıp iğreti bir ifade mi takınırdı? Sigara içmiş miydiniz beraber? Lunaparka gitmiş miydiniz? Yoksa onu sadece yahut daha çok sosyal medya üzerinden mi tanıyordunuz? Yine ne diyor bu ya deyip paylaştıklarını hemen geçiyor muydunuz? Belki de sessize alınmışlar listenizin başlarındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu üzdüğünüzü düşündünüz mü hiç? Yoksa üzülen biri varsa, hep, onun karşısındakinin olabileceğini mi zannettiniz? Hata yapması için mühlet verdiniz mi? Tamam, göreceksin gününü, yap hadi, devam et bakalım dediniz mi? Peki, sizi yanılttı mı? Pişman olduğunu gördünüz mü? Onu pişman ettiniz mi? Bu zevk verdi mi? Size karşı söylediklerinde haklı çıkınca onun zevk aldığını düşündünüz mü? Kanıtlayabilir misiniz? Çoğu şeyi biliyormuş gibi görünürdü, bunu hepimiz biliyoruz. Bilmediği şeyler olduğunu söylediğini duydunuz mu? Ne mene bir şeydi bu adam yahu! Nereden geldi karşımıza dediniz mi? Bu dünyada nasıl yaşıyor bu adam! Kendi kendinize, var, var, karşımda, etten, kemikten karşımda, bu adamı nasıl görmezden geleyim, yaşadığını nasıl yok sayayım diye hiç sordunuz mu? Yoksa, onun yaşadığına, yaşamak mı diyorsunuz siz, diyenlerden misiniz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de ölü bir Müslümanın ardından söylenecek en iyi sözleri söylemiş olalım sevgili okur. El-Fatiha!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://karabukpostasi.com/yazilar/tugay-kaban-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Türk Doları</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/turk-dolari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jan 2025 08:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=212822</guid>

					<description><![CDATA[Sana good morning. Sana Mc Donalds. Sana Bill Gates. İyi dinle, sana ne yaptılar ve neler neler. Anlatacağım şöyle bir. İster inanma ister inan. Mesela. Seni insanlar içerisine çıkarmak için Sirkeci’deki Mimar Kemalettin’in meşhur yapısının bir bölümünü özel izinlerle zapt edip boşalttılar. Önemliydin zira ve ilktin çünkü sen. Ellerinden geleni ardlarına koymayacaklardı. Sen ise sakin, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik"></h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="678f5a16762b2" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678f5a16762b2-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Türk Doları 4"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Sana good morning. Sana Mc Donalds. Sana Bill Gates.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İyi dinle, sana ne yaptılar ve neler neler. Anlatacağım şöyle bir. İster inanma ister inan. Mesela.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seni insanlar içerisine çıkarmak için Sirkeci’deki Mimar Kemalettin’in meşhur yapısının bir bölümünü özel izinlerle zapt edip boşalttılar. Önemliydin zira ve ilktin çünkü sen. Ellerinden geleni ardlarına koymayacaklardı. Sen ise sakin, olan bitenden ve kirletileceğinden habersizdin. Gerçi kirin kendisi kirletilebilir mi? Bu arada evet, seni hiç sevmeyeceğim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayır, hayır üzülme. Seni özel bir üslupla ürettiler elbette. Amerika’daki dostlarının yüzüne benzettiler tabii yüzünü fakat sen onlardan çok farklısın. Bu memleketin o mistik ve hatta büyülü yanını göz ardı etmeden, içi boşalmış sırları ve değerleri her noktana işlediler. Nasıl derler, göz nûruyla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhakkak, sen fethedilmemiş son kale olacaktın. Fakat yine de seni, zaten benzemez olduğun şeye iyice benzetmemek için çok çalıştılar. Zira sen suyunun suyu idin. Lâkin reklam her şeyi insanların gözünde pür-û pak edebilir. Gerçi kimse seni kötüleyecek durumda olamazdı. Mırın kırınlar duyulacaktı fakat olur o kadar. Kim sensiz mutlu olabilirdi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin için savaşlar kazanıldı. Kitaplar yazıldı. İnsanlar yakıldı. Sen altına yatılan, üstüne çıkartılan şeysin. Seni hem kim ne yapsın. Hem sensiz nasıl yaşansın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat olsun. Olan oldu yani. Artık bunları düşünmene, bilmene gerek yok. İşte asıl hüviyetine ulaştın. Oradasın. Gözler önünde. Cam bir fanus içinde taşıyorlar seni. Seni görmek için insanlar akın edecek. Seni prangalarından kurtaracaklar. Tabii sen de onları. Kimse seni anlamayacak belki fakat insanlar anlaşılmak için seni kurban edecekler. Seni tadacaklar. Diri diri. Kanlı kanlı yiyecekler. Olsun. Olsun dedim ya. Böylesi sevilmek sana yakışmayacak mı? Seni ezberlemek için, seni doyurmak, seni çoğaltmak için canlarını dişlerine takacaklar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir saat gibi kuracaklar hayatlarına. Ve bil bakalım ne olacak. Sen çalmayacaksın. Onlar seni çaldırmadan uyanacaklar. Kirli alınlarla ve çapaklı gözlerle. Görmezler diye korkma. Senin babalarına, dedelerine nasıl baktılar bir bilsen. Nasıl gözlerini kapattılar ve korkmadan yürüdüler. Nasıl kendi etlerini kendi tartılarına sürdüler. Eğer bilirsen korkmazsın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen daha körpeciksin. Tazesin. Ninem söylemedi fakat tam bir nine sözüdür: avluda serinliksin. Belki de senden sonra neler olacak? Çoğunu görmeyeceksin. Fakat çoğu da daha beter şeyler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar telkin yeter. Hadi. Yavaş yavaş aç gözlerini. Seninki bir ölüm değil. Ölümü çağıran bir iz. İşaret. Senin alnında ne yazıyor gör onu. Onu bil ve ezberle. Odur seni diri tutacak ve güçlü kılacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*</p>



<p class="wp-block-paragraph">Salon ağzına kadar dolmuştu. Beyaz eldivenli iki görevli, üzeri kadife kırmızı bir örtüyle kapatılmış camdan kutunun üzerine doğru hafifçe eğildiler. Örtünün iki tarafından tutuldu. Flaşların, kırmızı noktaları ile canlılıklarını işaret eden kameraların ve pırıl pırıl gözlerin önünde örtü yavaşça kaldırıldı. İlk önce kutunun alt kısmında yazan şu ibare seçildi. Made in Turkey. Sonra ise örtü tamamen kaldırıldı ve o an bir ses yükseldi alkışların hemen öncesinde. “İşte karşınızda Türk Doları!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>TRUMP ÖLDÜ</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/trump-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2025 07:28:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=211887</guid>

					<description><![CDATA[Bunu ben söylemiyorum. Roman söylüyor. Roman, hayatın neredeyse görebileceğiniz bütün ayrıntılarını sunuyor. Bir medyum yahut kâhin gibi değil elbette. Trump’ın öldüğünü hangi roman mı söylüyor? Mesela Don Delillo’nun Libra’sı. Okuyanınız var mı acaba? Ölüm bir seçim değildir. İntihar peki, diyenleriniz olabilir. Bunu en iyi öldükten sonra anlayacağız fakat en azından biraz tadını almak için cevabın, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunu ben söylemiyorum. Roman söylüyor. Roman, hayatın neredeyse görebileceğiniz bütün ayrıntılarını sunuyor. Bir medyum yahut kâhin gibi değil elbette. Trump’ın öldüğünü hangi roman mı söylüyor? Mesela Don Delillo’nun Libra’sı. Okuyanınız var mı acaba?</strong></p>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="678611f27c075" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/678611f27c075-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="TRUMP ÖLDÜ 5"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Ölüm bir seçim değildir. İntihar peki, diyenleriniz olabilir. Bunu en iyi öldükten sonra anlayacağız fakat en azından biraz tadını almak için cevabın, romanlara bakabiliriz. Kadir Daniş’in son romanında özellikle üzerinde durduğu bir şey var: Hür irade yoktur, yalnızca Allah’ın iradesi vardır. Postmodern roman bundan başka bir şey söylemiyor zaten. Fakat anlatılması gereken daha birçok nokta var. Onun için yirmi küsur haftadır bu köşede çırpınıyorum. Bu sebeple zahmet buyurup okuyanlara teşekkür!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Los Angeles (Melekler Şehri) günlerdir yanıyor hem de hayatta görüp görebileceğiniz nâdir yangınlardan bir cümbüşle. Meşhur edilmiş Hollywood yazısını alevler içinde izleyebiliyorsunuz. Trump’ın kulağını delip geçen kurşun hâlâ havada ve düşmüyor. Uçan mermilerin icadı yeni değil fakat roman kadar da köklü değil. İnsanoğlu roman okumanın eğlenceli taraflarını keşfettiğinden beri (bknz: bir hafta önceki yazı) düşmeyen mermilerle çatışıp duruyor. Olması gereken bu muydu? Bari mermilere kafamızı uzatmasaydık diyorum ben yine de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan fikrinden neşet etmiş ideallerin doğurduğu krizlerle çevrelenmiş hâldeyiz, marketten su alırken yahut Gazze’ye yardım etmeye çalışırken, kıskaçlardan kurtulamıyoruz. Postmodern roman, oturup karar verilerek yazılmış bir şey değildir. Protestanlığın ilânı mı bu! İçinde yaşıyoruz diyorum size! Sene 2025!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz kimse çıkıp akrep ve yelkovan artık bu şekilde olmamalı, yer değiştirmeliler yahut ikisi de aynı boy olsun, bu ne adaletsizlik, ya ikisi de kısa ya ikisi de uzun olsun demedi. Akıl sağlığımızı koruyabildiğimizi iddia edebilir miyiz peki bu durumda? En iyisi bunu zifiri karanlıkta kalıncaya kadar düşünmeyin! Fakat bu arada dikkat edin, çok geç olmasın!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başa dönersek… Gelecek hiçbir zaman ütopyalar olmadı. Çevrenize bakın, bu yazıyı okuduktan sonra ilk konuştuğunuz insana odaklanın, ne kadar paranoyak olduğunu fark edebilir misiniz? Telefonlarımızla dinleniyoruz ve önümüze reklamlar çıkarılıyor. Yediğimiz yemeğin bize zarar verebileceğini düşünüyoruz, üstelik yemek paketli ve el değmeden üretilmiş. Vefat ânınızın bir güvenlik kamerasında kayda alınıp alınmayacağını merak ediyorsunuz. Herhangi biri sosyal medya hesabından paylaştığınız bir görüntü üzerinden sizin nerede yaşadığınızı bulabilir, biliyorsunuz. Hatta bütün verileriniz satışa çıkarılmış, kanıtlar var, görüyorsunuz. Yani şimdi sizce ben, Trump öldü, derken paranoyak mı oluyorum?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, siz bilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Romanlar Ayırır</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/romanlar-ayirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2025 07:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[gramer]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=210966</guid>

					<description><![CDATA[× Hıristiyan takvimine göre 11. Yüzyılda Avrupa&#8217;da en önemli sanat olarak gramerin yerine mantığı geçirdiler, bu değişim, bilimin edebiyat karşısında kazanacağı zaferin mütevazı bir girizgâhıydı. Peki o tarihten sonra insan aklının nasıl zımparalandığını görebiliyor muyuz? Bunu bize gösteren romanlardır. × Hızlandıkça Azalıyorum romanının yazarı, kendisiyle röportaj yapan Bülent Ayyıldız&#8217;ın “Neden roman yazdınız?” sualine cevap verirken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">× Hıristiyan takvimine göre 11. Yüzyılda Avrupa&#8217;da en önemli sanat olarak gramerin yerine mantığı geçirdiler, bu değişim, bilimin edebiyat karşısında kazanacağı zaferin mütevazı bir girizgâhıydı. Peki o tarihten sonra insan aklının nasıl zımparalandığını görebiliyor muyuz? Bunu bize gösteren romanlardır.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="677cdd880193c" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2025/01/677cdd880193c-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Romanlar Ayırır 6"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">× Hızlandıkça Azalıyorum romanının yazarı, kendisiyle röportaj yapan Bülent Ayyıldız&#8217;ın “Neden roman yazdınız?” sualine cevap verirken şöyle bir cümle kullanıyor, &#8220;Roman yazmak istememin nedeni, kendimi insan gibi hissetmememdi.&#8221; Yakın zamanda tercümesini bitirdiğim Napolyon Savaşları isimli eserde, Napolyon&#8217;un bir sözü iktibas ediliyor, &#8220;Dünyayı değiştirmek için çağrıldım!&#8221; Napolyon, Saint Helena adasında son yıllarını geçirirken, artık &#8220;tarih&#8221; denilen şeyi elinin tersiyle bir kenara itmişti ve yapması gereken tek şey olarak (kelimelerle olmasa da) tarihten daha ayırıcı bir eser vermek için çabalamaya başlamıştı: Geride bir hayat bırakmak. Bir roman misali, kendi hayatını sundu Napolyon.</p>



<p class="wp-block-paragraph">× Tarih, ölülerin dirilişidir. Tarih ayırmaz! Neyi? Her şey zıddıyla kâimdir. O zaman tarih ile alâkalı bir mevzuu çözmek istiyorsak ‘roman’a bakmamız îcabediyor. Romanın tarihini yazmaya çalışanlara bakın mesela, ne gülünç hâllere düşüyorlar. Roman, dirilerin dirilişidir. Roman ayırır. Neyi? Yaşamak düşüncesini ve ölmek düşüncesini. Hem de hayat denilen musalla taşının üzerinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">× Bugün, dünü bile yazamıyoruz. Tarih, bizi geleceğe zorla sürüklüyor! Roman, önce bugüne sarılıyor. Tarih merkezsizdir ve merkez değildir. Merkez olan ayırır. Bugünün içinde olan. Yani roman.</p>



<p class="wp-block-paragraph">× Bütün doğumlar ve ölümler romanın mevzuudur. Tarihin mevzuu ise ancak doğum yahut ölüm günleridir. Siperde ölen asker romanın çerçevesindedir, tarihin çerçevesinde ise askerî konvoylar, okul anmaları ve resmî tatiller vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">× Yaşamak düşüncesini, ölmek düşüncesinden ayırmak ölümü unutturmak, ölmek düşüncesini de yaşamak düşüncesinden ayırmak yaşamayı unutturmak demek değildir. Her kalp iki eşit parçaya bölünmüş olarak atmaya başlar diye söylenir. Bunu görüp okuyamayacağız fakat romanları?</p>



<p class="wp-block-paragraph">× #alikoçistifa</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Bilenler İçin Zor Bir Durum</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/bilenler-icin-zor-bir-durum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Dec 2024 08:45:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=209871</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı Tugay Kaban tarafından, 2021 yılında Etkinleştirilmemiş bir Word ürününün içerisinde yazıldı. Timothy Dexter’ın 6:45 tarafından yayımlanan Bilenler İçin Zor Bir Durum kitabı üzerinden bazı noktalara değinmektedir. Kitap daha çok ‘Turşu’ ismiyle biliniyor. 6:45 Yayınları bu ismin yerine ‘Bilenler İçin Zor Bir Durum’u tercih etmiş fakat kapak görseli olarak bir turşu konservesi koymuşlar. Böylece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Bu yazı Tugay Kaban tarafından, 2021 yılında Etkinleştirilmemiş bir Word ürününün içerisinde yazıldı. Timothy Dexter’ın 6:45 tarafından yayımlanan Bilenler İçin Zor Bir Durum kitabı üzerinden bazı noktalara değinmektedir.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="6773aefbe0197" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-255x143.webp 255w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6773aefbe0197-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Bilenler İçin Zor Bir Durum 7"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Kitap daha çok ‘Turşu’ ismiyle biliniyor. 6:45 Yayınları bu ismin yerine ‘Bilenler İçin Zor Bir Durum’u tercih etmiş fakat kapak görseli olarak bir turşu konservesi koymuşlar. Böylece kitabın özelliğini korumuşlar diyebiliriz. Elbette orijinal metni karıştırmasaydım ‘turşu’ bilgisine erişemeyecektim zira tercümede bu konuya değinilmiyor. ‘Turşu’ olarak tanımlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum bu arada. Zira kitap tam anlamıyla turşu tadında. Nasıl yani? Bu sözü edebî lakırdılar çoğalsın için söylemiyorum. Timothy Dexter turşu gibi bir adam. Edebî tadını sevenler için vazgeçilmez. Kitap edebî mi sorusunu tartışmadan bir kenara bırakarak konuşuyorum. Nihâyetinde Ulysses’i de edebî bulmayanlar var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1802 yılında yayımlanmış bir eser. Dexter beyefendi kendi çabalarıyla yayımlamış kitabını. İçerisinde birçok türe benzetilecek parçalar yer alıyor. Bir nevi antoloji. Mektuplar, vekâyinameler ve sair. Bir hayatın kelimelerle anılaştırılan biçimi. Böyle de denebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dexter’ın anıları ne işimize yarayacak? Lütfen efendim, edebiyat böyle bir şey değil. Böyle suallerle bir yere varılamaz. Cevap sualin parıltısıyla kendini belli eden bir cevherdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kitabı sevenler var. Nefret edenler var. Lanet edenler var. Bağrına basanlar var. Bence her edebî görüşü olduğuna inanan okurun kütüphanesinde bulunmalı. Bir gün yolum Amerika’ya düşse, bir sahafa girsem, ilk soracağım kitaplar listesinde Dexter’ın bu eseri olacak. PDF kesmez, o derece.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eserin içeriği ve yazar hakkında, iki kapak arasından oldukça yeterli bilgi var. Kitabı 6:45, James Joyce ve Lewis Carroll’ın isimlerini kullanarak lanse ediyor. Bence bu pek abartı bir uğraş değil. Haklı taraflar olabilir. Kimin neyi ne zaman nerede nasıl okuduğunu bilemeyiz elbette. Fakat Dexter’ın cins bir kafaya sahip olduğuna şahsen artık eminim. Joyce da benim gibi düşünmüş olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika’nın sömürgecilik çabalarının sonlarında ortaya çıkmış bir eser olarak, yakalayabilenler açısından zamanın siyasî meselelerine ve yaşayış biçimlerine dair farklı pencereler açabilecek bir eser olarak görüyorum TURŞU’yu. Aslında hayatın hiç de farklı bir auraya evrilmediğini hissettim Dexter’ı dinlerken. Ve evet, sömürgecilik elbette bitmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın, garip okurlarını heyecanlandıran en dikkat çekici özelliği ise hiçbir noktalama işaretini barındırmaması. &amp; işaretini saymazsak. İlk baskıdaki noktalama işaretlerinin olmayışı okurları zorlamış ve bu zorlama yazara kadar ulaşınca, yazarımız Dexter ikinci baskıda okurlarına bir kolaylık (!) sağlamaya çalışmış. Bütün noktalama işaretlerini kitabın en arka sayfasına yerleştirmiş ve isteyenin, istediği işareti, istediği yere koyarak okuyabileceğini söylemiş. İşte bu tam bir turşuluktur!</p>



<p class="wp-block-paragraph">6:45 bu eseri yayımlamasaydı ve ben karşılaşmış olsaydım onunla, önüme gelen yayıncıya yayımlaması için muhakkak önerirdim. Bu vesileyle tercüman Atakan Karaduman’a da teşekkür ederim uğraşları için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bence bu kitap ‘Aykırı Edebiyat’ değil. Aykırı Edebiyat diye bir şey yok. Kanalıma hoşgeldiniz ve kendinize iyi bakın.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Kimdir O?</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/kimdir-o/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 08:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bleeding Edge]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Pynchon]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=208971</guid>

					<description><![CDATA[        Shakespeare’in zihninde dünya bir sahneydi. Dört yaşındaki oğlum için dünya nedir, merak ediyorum. Pynchon’ın son romanı Bleeding Edge’in ışığından baktığımızda ise dünya bir ekran. Mevzuu buradan Black Mirror’a kadar uzatabilir ve böylece hem karmaşıkmış gibi görünen hem de hacimli bir yazı ortaya koyabilirim fakat bunu başaramamaktan da korkmuyor değilim. O yüzden tasarladığım şekilde devam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">        Shakespeare’in zihninde dünya bir sahneydi. Dört yaşındaki oğlum için dünya nedir, merak ediyorum. Pynchon’ın son romanı Bleeding Edge’in ışığından baktığımızda ise dünya bir ekran. Mevzuu buradan Black Mirror’a kadar uzatabilir ve böylece hem karmaşıkmış gibi görünen hem de hacimli bir yazı ortaya koyabilirim fakat bunu başaramamaktan da korkmuyor değilim. O yüzden tasarladığım şekilde devam etmeye çalışacağım.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="676a709df1449" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-255x143.webp 255w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/676a709df1449-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Kimdir O? 8"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Sanatkârların düğümlerle doğduğu konusunda sizler de biraz düşünürseniz hemfikir olabiliriz. Ve tabii feylesofların düğümlerle doğmadıklarını da söylememiz gerekir, tıpkı gassallar gibi. Fakat elbette feylesofları bu konuda gassallardan ayıran en önemli noktayı da dillendirmeliyiz. Feylesoflar sanatkârlar gibi düğümlerle doğmazlar lâkin yaşarken düğümlerle bezerler kendilerini. Sanatkârlar düğümlerinden kurtulmak adına icra ederler, feylesoflar düğümlerden haz alırlar. Bir heykeltıraş için dünya yontulmamış bir kayanın yüzü olabilir, bir ressam için ne olacağını düşünmek zor olmasa gerek, fakat bir feylesof için cevap vermek kolay olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her şey zıddıyla kâimdir. Peki, neredeyse bütün sanatkârların her vakit bekledikleri, kimi zaman bir kadın yüzünden, kimi zaman bir dalın kırılışıyla ortaya saçılan, o ilham denilen şeyi kâim kılan nedir? Bunun cevabını arayan bir yazı değil bu, bu sebeple düşünerek vardığım sonucu hemen söyleyeceğim. Sanatkârın kendisi. İlham denilen şeyin asıl engelleyicisi, onun kendi dışındaki diğer bütün özelliklerini barındırandır sanatkâr. Yoksa nasıl ulaşabilirdi ona?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Peki, bir feylesof için dünya denilen şeyin, ilham denilen o şey olduğunu düşürsek, ortaya ne gibi bir şey çıkacaktır. İçler dışlar çarpımı yapmak gerekir mi? Elbette. Fakat bunu da bu yazı içerisinde yapmayacağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O son megabaytı harcadığımızda, o son sözü mırıldandığımızda ve o son şarkı da tamamlandığında, geriye, geride kalamayacak olan o hiç kimse için hiçbir şey ifade etmeyecek -tabii bütün ifadesizliklerle- şimdiden çevrelenmiş, kapanmış ve herkes için yeniden ve yeniden ve belki de sürekli bambaşka şeylere bürünen bu dünyada, kimdir o ki ‘insan’ denen, o hiçbir şey anlamazmış gibi duran, durduğunda bile bir yıkımı başlatabilecek olana bir şeyler anlatabilsin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O’nu arıyor gibi hissetmenin ötesindeyim çoğu zaman. Kalabalıkların uğultusuyla birçok defa geri çağrılıyor olsam da. Ondan insanlara anlatmayı öğrenmek için değil, ondan dinleyince, yapabileceğinin neticesi olabilmek için. Benim için dünya nedir? Ve o kimdir? Roman cevap verebilir mi? Vermese de… Bana roman düşündürttü bunları.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Atmosfer ve Karakter</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/atmosfer-ve-karakter/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 07:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=207989</guid>

					<description><![CDATA[16 Cemâziye&#8217;l-Âhir’in ilk saatleri, 16 Aralık’ın son saatleri, Üsküdar’da, Post Ofis Kafe’de, Kadir Daniş’in Serçelerin Ölümü isimli eserinin Ketebe Yayınları baskısının çerçevesinde yazarıyla yapılan söyleşiye, sevgili abim Ahmet Zarifoğlu ile katıldık. Serçelerin Ölümü’nden yola çıkarak Daniş’in diğer birçok eserine de değinilen söyleşide ben de aklıma takılan birkaç suali kendisine yönelttim. Hepsine sabırla cevaplar verdi Daniş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">16 Cemâziye&#8217;l-Âhir’in ilk saatleri, 16 Aralık’ın son saatleri, Üsküdar’da, Post Ofis Kafe’de, Kadir Daniş’in Serçelerin Ölümü isimli eserinin Ketebe Yayınları baskısının çerçevesinde yazarıyla yapılan söyleşiye, sevgili abim Ahmet Zarifoğlu ile katıldık.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="67612353d7975" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-255x143.webp 255w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-298x167.webp 298w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-399x224.webp 399w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-388x218.webp 388w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-107x60.webp 107w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/67612353d7975-120x67.webp 120w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Atmosfer ve Karakter 9"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Serçelerin Ölümü’nden yola çıkarak Daniş’in diğer birçok eserine de değinilen söyleşide ben de aklıma takılan birkaç suali kendisine yönelttim. Hepsine sabırla cevaplar verdi Daniş fakat ben o sıradaki diyalogların neticesinde aklımda yer eden iki mevzuu bu yazının konusu olarak sunmaya karar verdim. Atmosfer ve Karakter.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük Roman’ı aramaya devam ediyorum. Bu arayışı yıllar önce, sadece o romanı yazmaya çalışarak yapamayacağımı anlayarak, önüme gelen bütün pencereleri açma uğraşına giriştiğimden beri bıkmadan, usanmadan sürdürüyorum. Bu sefer ise açılması gerekli pencereler bunlardı: Atmosfer ve Karakter. Yalnız bu ikisi ayrı ayrı pencereler hâlinde değil de tek bir pencerenin iki kanadı gibi zihninizde şekillenirse, bir şeyler daha çok yolunda olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşi esnasında da, söyleşi sonrasındaki çay sohbetinde de birçok örnek üzerinden anlatmak istediklerimi açıklarken, sonunda üzerinde durduğum bir örneğin oldukça yeterli olduğunu fark ettim. Tiyatro.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuyu açar açmaz, ‘atmosfer’i açıklamak da oldukça zorlandım. Atmosfer ve karakterin (çoğu zaman ana karakterin) atbaşı bir hâlde güçlenerek sayfalar boyunca ilerlemesi üzerine ve böylece Büyük Roman’ın oluşması sürecine işaret etmek istiyordum. Karakter kısmı az çok anlaşılıyordu fakat ‘atmosfer’ oldukça flu idi. Birkaç farklı örneğin ardından, tiyatro ile atmosferi şekillendirebildim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiyatroda, yazarın en dikkat çekici fikrinin vücud bulmuş hâli dışında, sahnede ne görüyorsanız, aslında işte o, bütünüyle atmosferdir. Diğer yan karakterler ve hatta sahnenin bir yerlerinde hiç görünmeyen bir kalem bile bu ‘atmosfer’ denilen şeye dâhildir. Ana karakter (yani yazarın en dikkat çekici fikrinin vücud bulmuş hâli) bu ‘atmosfer’ ile çevrilidir. Onunla sürekli çatışma hâlindedir veya yerine sürekli genellikle diyelim. Büyük Roman, bu çatışma hâlinin gücüne bağlıdır. Ve bu gücün motorları, durmadan değişen yahut ana karaktere saldıran atmosfer dışında, ana karakterin saldırılara karşı gösterdiği tepkilerdir ayrıca.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde genel olarak nesir, özelde ise roman sanatında, bu meselelerin neredeyse yok denecek kadar az şekilde mevzu edilmesi, beni üzse de anormal gelmiyor. (Bu cümleyi söylemek istediğim için söyledim.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadir Daniş’in Serçelerin Ölümü isimli eseri güçlü bir atmosfere sahip FAKAT bu güçlü atmosfer ile atbaşı bir hâlde güçlenmeyen karakterlerle örülü. Birileri, bu kadar kusur, kadı kızında da olur diyerek ortamı yumuşatmaya çalışabilir. Hayır efendim! Kadir Daniş, Büyük Roman’lardan birini yazabilecek bir yazar. Ve yazmama tercihini ona bırakacak değiliz! Veya en azından çabalayabiliriz..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Haberleri 1 &#8211; Şairler Kavgası</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/edebiyat-haberleri-1-sairler-kavgasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 07:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=206934</guid>

					<description><![CDATA[İstiklal’de Şairlerin &#8220;Mısra Çalma&#8221; Tartışması Kalabalığı Karıştırdı İstanbul – İstiklal Caddesi’nde dün öğleden sonra iki şair arasında çıkan tartışma, kalabalık bir grubun dikkatini çekerek kısa süreli bir infiale yol açtı. Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen iki genç şair Tarık E. ve Selim R., aralarındaki mısra hırsızlığı suçlaması nedeniyle kavgaya tutuştu. “BENİM MISRALARIMI ÇALDIN!” Görgü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik"><em>İstiklal’de Şairlerin &#8220;Mısra Çalma&#8221; Tartışması Kalabalığı Karıştırdı</em></h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="6757f15faff0c" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/6757f15faff0c-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Edebiyat Haberleri 1 - Şairler Kavgası 10"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">İstanbul – İstiklal Caddesi’nde dün öğleden sonra iki şair arasında çıkan tartışma, kalabalık bir grubun dikkatini çekerek kısa süreli bir infiale yol açtı. Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen iki genç şair Tarık E. ve Selim R., aralarındaki mısra hırsızlığı suçlaması nedeniyle kavgaya tutuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“BENİM MISRALARIMI ÇALDIN!”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görgü tanıklarının ifadelerine göre, olay Selim R.’nin, Tarık E.’nin yeni yayımlanan şiir kitabında, iki mısraının yer aldığını fark etmesiyle başladı. Selim R., &#8220;Bu kadar yıldır dost dediğim insan, benim ‘içimden şu zâlim şüpheyi kaldır / ya sen gel ya beni oraya aldır’ mısralarımı çalmış! Şimdi de bundan hiç utanmadan karşımda duruyor,” diyerek Tarık E.’yi suçladı. Bu suçlama üzerine Tarık E., &#8220;O mısra herkesin mısrası, edebiyat evrenseldir!&#8221; diyerek kendisini savunmaya çalıştı. Ancak Selim R.’nin öfkesi dinmedi ve tartışma kısa sürede fiziksel bir kavgaya dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PROTESTO YÜRÜYÜŞÜYLE KARGAŞA ARTTI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tartışmanın büyümesi üzerine etrafta toplanan kalabalık, şairlerin edebi iddialarını dinlemek yerine kavganın fiziksel boyutunu izlemeye başladı. Tam bu sırada, İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen bir protesto yürüyüşü de olay yerine denk geldi. Kalabalık iki farklı olay arasında sıkışarak caddeyi daha da hareketlendirdi. Bir görgü tanığı, &#8220;O sırada sadece şairleri ayırmaya çalışıyorduk, ama olay bir anda kontrolden çıktı. Yanımızdan geçen protestocular da bağırış çağırışa karıştı,&#8221; dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>POLİS MÜDAHALE ETTİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Polis ekipleri hızla tarafları ayırdı ve kavgayı yatıştırdı. Şairler arasında geçen tartışmada herhangi bir gözaltı yapılmadığı bildirildi. Ancak, kavga sırasında bazı görgü tanıklarının bazı şiirleri ve şairleri tartışmaya karıştırması, olayın daha da büyümesine neden oldu. “Kimse İsmet Özel’i anlamadı fakat herkes onu kendi üstadı belledi,” diyen bir dondurmacı, İstiklal’de o anki kaotik ortamı özetler nitelikteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SOSYAL MEDYADA YANKI BULDU</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Olay, kısa sürede sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Kullanıcılar, &#8220;Mısra hırsızlığı mı yoksa ortak ilham mı?&#8221; tartışmasına girerken, bazıları da &#8220;Edebiyat böyle yaşanmalı!&#8221; diyerek durumu savundu. Şairlerin daha sonra Üsküdar&#8217;daki Post Ofis Kafe’de karşı karşıya gelmesi bekleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“O GÜN KARGAŞANIN TAM ORTASINDAYDIK”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevre esnafı ve görgü tanıkları, İstiklal’de yaşanan kavga olaylarının son yıllarda sıkça görüldüğünü belirterek, sıradan bir edebi tartışmanın bile kaosa dönüşmesini “kaçınılmaz” olarak değerlendirdiler. Bir sokak satıcısı, “Abi edebiyat dediğin şu elimde gördüğün köpük baloncuktan daha etkisiz, niye insanlar böyle birbirlerini yoruyorlar” diye yakındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben Tugay Kaban, İstanbul’dan bildirdim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Fatih Türker’e Açık Mektup</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/fatih-turkere-acik-mektup/</link>
					<comments>https://karabukpostasi.com/yazilar/fatih-turkere-acik-mektup/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Dec 2024 06:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=205785</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Fatih, Tüplü Televizyon Kırılınca isimli son eserini bana gönderme nezaketini gösterdiğin için çok teşekkür ederim. Mektubuma mahcubiyet ile başlıyorum anlayacağın. Kim böylesi zamanlarda bir başkasına elleriyle tutup, dokunabileceği bir hikâye, ömründen çalıp sayfalara aktardığı bükülmüş, belki yerilmiş, belki övülmüş zaman dilimleri gönderir ki kolay kolay? Çok az. Kimse kimsenin hikâyesini beklemiyor artık. Karşılaşmak durumunda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Sevgili Fatih,</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="674ea5781e83b" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/12/674ea5781e83b-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Fatih Türker’e Açık Mektup 11"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Tüplü Televizyon Kırılınca isimli son eserini bana gönderme nezaketini gösterdiğin için çok teşekkür ederim. Mektubuma mahcubiyet ile başlıyorum anlayacağın. Kim böylesi zamanlarda bir başkasına elleriyle tutup, dokunabileceği bir hikâye, ömründen çalıp sayfalara aktardığı bükülmüş, belki yerilmiş, belki övülmüş zaman dilimleri gönderir ki kolay kolay? Çok az. Kimse kimsenin hikâyesini beklemiyor artık. Karşılaşmak durumunda kaldığı insanların hikâyelerini değil, ihanetlerini daha çok bekliyor insanoğlu. O ihanetle yapabilecekleri daha fazla şey var çünkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eserin, neredeyse bir çırpıda okunup bitirilebilecek bir hacme sahip. Bu, bu zamandaki birçok insan için iyi bir şey. Fakat gerçek okuru yakalaması adına eksiklik olarak görülebilir. Klasik hikâye anlatımı çoğu zaman, kısa olacaksa sürprizli olmalı düsturunu benimsemiştir. Zorunluluk değil elbette.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hikâyeler anlatılmış olsa da yazılmış olsa da kırılmış oldukları anlamına gelmezler. Her hikâye kırılmayı bekleyen bir yumurtadan farksızdır. Onu hazmetmek istiyorsan, nâzik ve nârin olmalısın. Bu hassasiyetin kalmadığını da rahatlıkla fark edebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, söylesene Fatih, bu insanlar mı senin eserinden çıktılar da etrafa saçıldılar, yoksa eserine bu insanları, binaları, azı dişlerinin arasında bizi çiğnemekten yorulmayan şehirleri sen mi kattın? Sence büyük romanlar, bu ikisinden hangisi yapanlardır?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiir hakkında, bizim edebiyatımızda düşünüldüğünde/tartışıldığında/konuşulduğunda, en çok mevzu edilen hep şiirler olagelmiştir, bu büyük hatadan (ve evet, mutlu bir hata değil) bir türlü kurtulamadık. Şiir için nasıl ki şaire bakmalıyız, roman için de gözümüzü dikeceğimiz yer cemiyet olmalı. Cemiyeti merkeze almalı ve onu yargılamalıyız. Fakat işte o cevval sual, hangi cemiyet?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin eserinde büyük bir fikri göremedim lâkin küçük fikirlerin lüzumsuz olduğunu kim söylemiş? Kötü olan topyekûn fikirsizliktir. Küçük fikirlerin ne derece kıymetli olduğunu, senin eserinin çerçevesinden, yaşadığımız şehre baktığımızda fark edebiliriz. Bunu istiyor muyuz? Bana sorma.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Tugay Kaban</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://karabukpostasi.com/yazilar/fatih-turkere-acik-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Büyük Roman</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/buyuk-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Nov 2024 07:42:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=204600</guid>

					<description><![CDATA[Büyük yalnızlık. İmlecin bir an belirip, ardından kaybolması ve sonra yeniden belireceği âna kadar geçen o süreye sıkışmış büyük fikir. Sonunu kestiremeyeceğimiz aynaların durmadan yansıttığı, durmadan çoğalttığı, çoğaltırken durmadan kaybettiği büyük his. Taşıyabildiğin bir kayayı yont durmadan, yontamadığın an karşılaştığındır, evet, büyük sessizlik. Göğün en derin yerinden hızla alçalan, hızla genişleyen, genişledikçe ezberletilen o büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Büyük yalnızlık.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="67457bd34606e" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/67457bd34606e-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Büyük Roman 12"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">İmlecin bir an belirip, ardından kaybolması ve sonra yeniden belireceği âna kadar geçen o süreye sıkışmış büyük fikir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonunu kestiremeyeceğimiz aynaların durmadan yansıttığı, durmadan çoğalttığı, çoğaltırken durmadan kaybettiği büyük his.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taşıyabildiğin bir kayayı yont durmadan, yontamadığın an karşılaştığındır, evet, büyük sessizlik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göğün en derin yerinden hızla alçalan, hızla genişleyen, genişledikçe ezberletilen o büyük karanlık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalınan davullar, çalınan sazlar, çalınan ziller, kulakların kulaklara fısıldadığı büyük yankı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün kapıların ardı, bütün kapıların eşiği, bütün mezarların altı, büyük korku.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıl susam açıl, açıldı mı kapı? Girip baktın mı? Ayağın geçti mi eşikten? Eşik ardında kaldı mı? Kapı kapanır mı diye düşündün mü? Büyük sual.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıkıldığında duvar, acıyı sırtladığında insan, avuçlarında biriktiğinde kalandır, hafızanı tarihlendir bıkmadan, küçük insanlar aynı sürüdendir, büyük ağır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yağmur önce bilincine çarpacaktır. Vahşi bir kuş gülümseyecektir, sana fark ettirmek için. Büyük tekerrür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saçların oraya kadar varır. Orada, düşün, yüzemezsin. Üstelik büyük savaştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kazanan ve kaybeden, hepsi bir hayat yaşar. Büyük kandır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni sadece. Sığırcık kuşlarının üzerlerinden bakarsan. En azından denersen. Hemen terk et. Çünkü büyük hayır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uyumadan önce ezberlenmiş bir dua gibidir kadınlar, büyük anadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölmeden önce bir sebep olarak düşünülmek. Büyük yasaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı anda birkaç dili konuşmak, bu ürperticidir. Büyük muasır!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağaç sürüleri gök kâsesinde salınıyor. Manzara, bir kâğıt nasıl katlanırsa, öyle ikiye katlanıyor. Şiir siyah siyah ve derin. Roman, büyük romandır!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Tugay Kaban</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Of Not Being a İsmet Özel II</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-ii/</link>
					<comments>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2024 09:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=203387</guid>

					<description><![CDATA[Çok yakın zamanda, şu sözü söyleyebilecek hâle geldim: Türkiye’de Türkler hakkında konuşan kimi dinlesem İsmet Özel haksız, Türkiye dışında Türkler hakkında konuşan kimi dinlesem İsmet Özel haklı. Bir şairi bu konuma ne getirir? Walt Whitman’ı Amerikan’ının şairi yapan şey ‘Democratic Vistas’ isimli eseriydi. Türk şairler içerisinde bu eseri bilen var mı acaba? Üstelik eseri bilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Çok yakın zamanda, şu sözü söyleyebilecek hâle geldim: Türkiye’de Türkler hakkında konuşan kimi dinlesem İsmet Özel haksız, Türkiye dışında Türkler hakkında konuşan kimi dinlesem İsmet Özel haklı.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="673c59a93b702" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/673c59a93b702-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Of Not Being a İsmet Özel II 13"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Bir şairi bu konuma ne getirir? Walt Whitman’ı Amerikan’ının şairi yapan şey ‘Democratic Vistas’ isimli eseriydi. Türk şairler içerisinde bu eseri bilen var mı acaba? Üstelik eseri bilmek de yetmeyecektir. Whitman, iç savaş sonrasında, neden böyle bir eser vermek iştiyakını hissetmiştir diye de düşünmek icab edecektir. Bunların çoğu, çok güç şeyler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında, odaklandığım kimseler ‘bilmeyen şairler’ değil, ‘biliyormuş gibi yapan şairler’. İsmet Özel olmamak üzerine yaşıyormuş gibi yapan fakat İsmet Özelcilik oynayan zavallılar. Üstelik İsmet Özelcilik oynamaya kalkarken, İsmet Özel gibi düşünmemek de istiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Misal, onların dedikleri (onların kim oldukları önemli değil tabii, dikkate almamız gereken, o prototip) kendilerine dair şeyler mi? Kendileri neredeler? Hangi sınırlar içinde yaşıyorlar? Hangi lîsanı konuşuyorlar? Dostları kim? En önemlisi ise, düşmanları kim? Bu suallere, bugün hangi şairler (genci-yaşlısı farketmez) gerçek cevaplar aramaya çabalıyor? Ama iş tivit atmak gibi söz püskürtmeye gelince, hiçbiri son anda tutunduğu tuğlayı Rabb bellemeyeceğini iddia ediyor ve evet, tahmin edeceğiniz gibi, iddialarından vuruluyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair yok! Bunu görmek için teleskopla bakmak gerekmiyor. Şair yok, peki neden? İşte bu suali düşünmeye başlamanın zamanı geldi de geçiyor. Şairi partiler mi yok etti? Çikolatalı gofretlerin içlerindeki katkı maddeleri mi öldürdü şairi? Belediye binalarının biçimsiz çekiciliğimi şairimizi elimizden aldı, bizden kopardı? Para? Para olabilir mi şairi ortadan kaldıran?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kestirip atacağım, zira anlayana sivrisinek Muazzez Akkaya sesidir. Türkiye hakkında, Batılılar gibi konuşan kimse Türk şairi olamaz. Ve tabii bu demek değildir ki Batılılar gibi konuşmuyorsa Türk şairi olur. Bir Türk şairinin de dediği gibi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">BEN TÜRK DEDİYSEM EĞER</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkler dediğimde göndermelerim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süprüntüleri şırfıntıları hamamoğlanlarını</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapsadı kapsayacak</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanıyorsan yanılırsın</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türklük şiir</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkün eni Türkün boyu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Müslümanlığı kadar</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baksan bulacak mısın</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koskoca İstanbul&#8217;da</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nef&#8217;i diye bir semt</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama Bayram Paşa var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Okura Direnmeyen Roman</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/okura-direnmeyen-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2024 07:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=202245</guid>

					<description><![CDATA[En baştan başlayamıyoruz. Direnmek tükendi. Her şeyin nihayeti haklıyı ve haksızı ortaya çıkarır. Holokost lakırdısının anlatıldığı romanlar, bugün çoğu insana komik gelmiyor. Nedeni nedir? Ölüm çok kötü bir şey olduğu için mi gülümseyemiyoruz? Ölüm, çok kötü bir şey olarak göründüğü için mi gülemiyoruz yoksa? Romanlar, yazarların eğlencelerinin nihayetleri değildir, değil mi? Fakat ‘nihayet’ oldukları kesin. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">En baştan başlayamıyoruz. Direnmek tükendi.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="6732fceb4635b" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6732fceb4635b-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Okura Direnmeyen Roman 14"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Her şeyin nihayeti haklıyı ve haksızı ortaya çıkarır. Holokost lakırdısının anlatıldığı romanlar, bugün çoğu insana komik gelmiyor. Nedeni nedir? Ölüm çok kötü bir şey olduğu için mi gülümseyemiyoruz? Ölüm, çok kötü bir şey olarak göründüğü için mi gülemiyoruz yoksa? Romanlar, yazarların eğlencelerinin nihayetleri değildir, değil mi? Fakat ‘nihayet’ oldukları kesin. Peki, bu nihayetler bize haklıyı ve haksızı gösteriyor mu? Yoksa romanın sonunu mu beklemeliyiz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Postmodern romanların en dikkat çekici özelliklerinden biridir: iyilik ve kötülük silikleşmez, aksine, direkt olarak yazarda belirginleşir, genelde metni, özelde hikâyeyi dışarı bırakabilirse okur, yazarı bulabilir. Peki, ya bulamazsa? İnanacaktır. Yazara değil tabii, hikâyeye. Hikâyeye inanmak, insana haklıyı ve haksızı göstermez. Hikâye çoğu zaman gizler. ‘Bul’’ diyerek gizleyen hikâyeler ile ‘Al işte!’ diyerek yüzüme fırlatan hikâyeleri, çok uzun zaman evvel tanıdım. Şeytanın sesi ile Nefsin sesini ayırabilmek kadar zor değil bahsettiğim tanımak. Okur direnebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Holokost, ‘postmodern roman’ı yer yer esir aldı. Filistin hiçbir zaman alamayacak. Holokost’u anlatan romanlar, okura direnen romanlardır, bunun yanında tutsaklığa yanaşmazlar. Nasıl hem postmodern oluyor hem de okura direnebiliyor bu romanlar? Postmodern romanların okura direnmediğini anlatabildim sanırım. Cevaba odaklanalım. Çünkü o romanlar, roman değiller. Nasıl?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Postmodernizmi dize getirenin, ‘roman’ olduğunu hiç anlatmadım size. Belki çok uzun bir bahis olduğu içindir. Fakat değinmenin vakti geldi. Bir şey roman ise, postmodern olmayabilir. Postmodern olan şey ise her zaman roman olabilir. Anlatabiliyor muyum? Yani roman, postmodernizmi kapsayamaz. Devam edeyim. Bunların yanında, bir şey roman değilse postmodern roman da değildir. Aynı zamanda postmodern roman, her zaman romandır. Kafanız biraz karıştıysa, çok fazla olmasa da bu paragrafın başına dönebiliriz: Postmodernizmi dize getiren, ‘roman’ olagelmiştir. Üstelik roman, postmodernizmi değil, postmodernizm romanı kapsar. Romanın gücünü anlayabiliyor muyuz? Böylesi bir güce sahip olmasına rağmen, haklıyı ve haksızı ortaya çıkarmak adına, bir roman, bir roman olmama tavrını gösterebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi oturup yazarlarına ağlayabiliriz. Onlara kızabiliriz fakat önce üzülmeliyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tugay Kaban</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Roman Bunu da Başarabilir Mi?</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/roman-bunu-da-basarabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2024 08:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=201170</guid>

					<description><![CDATA[Geçenlerde Bergson’un ‘Gülme’ isimli eserini hatırladım. Belki bilenleriniz vardır. Gülmek nedir ve neden güleriz? Gülme üzerine kaç insan hayatı boyunca düşünmüştür? Oldukça az olduğu kesin. Gülme üzerine bile bir eser yazılmıştır en nihayetinde. Peki, ‘soru sormak’ üzerine yazılmış bir eser hatırlıyor musunuz? Neden soru sorarız, soru sormak nedir? Bunu hiç düşündünüz mü? Eğer ‘soru sormak’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Geçenlerde Bergson’un ‘<a href="https://karabukpostasi.com/safranboluda-esnafin-yuzu-gulmeye-basladi/" title="Safranbolu’da  esnafın yüzü gülmeye başladı">Gülme</a>’ isimli eserini hatırladım. Belki bilenleriniz vardır. Gülmek nedir ve neden güleriz? Gülme üzerine kaç insan hayatı boyunca düşünmüştür? Oldukça az olduğu kesin. Gülme üzerine bile bir eser yazılmıştır en nihayetinde. Peki, ‘soru sormak’ üzerine yazılmış bir eser hatırlıyor musunuz? Neden soru sorarız, soru sormak nedir? Bunu hiç düşündünüz mü?</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="6729d93422ae2" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/11/6729d93422ae2-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Roman Bunu da Başarabilir Mi? 15"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Eğer ‘soru sormak’ üzerine düşünmeye başlarsanız, bir süre sonra, hakikatle alâkalı sorular ile adalet ve beğeniyle alâkalı soruların artık birbirinden ayrı şeyler olduğunu göreceksiniz. Oysa eskiden (ne kadar eski?) hakikate dair sorulan sualler genel çerçeveyi oluştururlardı. Misal, kötü bir şey düşünün, ‘insan öldürmek’! Sualimiz ise şudur: İnsan öldürmek iyi bir şey midir? Hakikate dair bir cevap verecek olursak, diğer her şeye dair cevabı da vermiş olacaktık normalde ve diyecektik ki HAYIR! Fakat bugün hakikat için geçerli olan şey, misal adalete göre farklı bir cevap hâlinde karşımıza çıkabiliyor. Burada aklınıza bazı şeyler gelebilir. Bazı hukukî yahut şer’î terimler misal ve bunların neticesinde, söylediklerim mantıksız/tutarsız görünebilir. Verdiğim örnekte saf suçtan bahsediyorum. Yani ne kısas mevzuundan ne de taksirle adam öldürmekten bahsediyorum. Velhasıl bugün, hakikate dair verilen cevapların dışında, cevaplar olabileceğini kabullenmiş durumdayız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya öyle ya böyle değil artık tercihlerimiz. Hem öyle hem böyle. Hem dünyayı hem de ahireti aynı anda istiyoruz. Hem yaşamak hem ölmek istiyoruz. Hem doymak hem aç kalmak istiyoruz. Hem bilmek hem okumamak istiyoruz. Elbette bu ve benzeri tercihlerin çoğu bize sunuluyor. Bize sunulan zaten, ya öyle ya böyle mi şeklinde değil. Biz ne hâldeyiz böyle?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte yine bir soru! Dikkat, siz ne hâldesiniz böyle, değil sual! Biz ne hâldeyiz böyle? Çünkü romanlar ‘siz’ demezler. Romanlar, size ‘ya öyle ya böyle’yi sunarlar ve ‘biz’ derler. Hakikate dair verilen cevapların her şeye dair olduğunu öğretirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turgay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>2024 Ekim Karabük &#8211; Safranbolu Notları</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/2024-ekim-karabuk-safranbolu-notlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2024 07:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlçe Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Safranbolu]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[karabük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[safranbolu]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=200009</guid>

					<description><![CDATA[Elimden geldiğince her sene en az bir kez Karabük’e yolumu düşürmeye çalışırım. Şükürler olsun bu sene bitmeden de Karabük’ü ve Safranbolu’nu görebildim. Bu sene, sevgili büyüğüm Ahmet Zarifoğlu ve romancı kardeşim Kadir Daniş ile beraberdik yolculuk boyunca. İkisi de bu muhteşem coğrafyayı ilk kez göreceklerdi. Onlara, Karabük’e dair, günler hatta aylar boyunca anlattığım her iyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Elimden geldiğince her sene en az bir kez Karabük’e yolumu düşürmeye çalışırım. Şükürler olsun bu sene bitmeden de Karabük’ü ve <a href="https://karabukpostasi.com/unesco-kenti-safranboluda-hafta-sonu-hareketliligi-2/" title="UNESCO kenti Safranbolu’da hafta sonu hareketliliği">Safranbolu’nu </a>görebildim.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="6720929c5b1ba" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/6720929c5b1ba-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="2024 Ekim Karabük - Safranbolu Notları 16"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Bu sene, sevgili büyüğüm Ahmet Zarifoğlu ve romancı kardeşim Kadir Daniş ile beraberdik yolculuk boyunca. İkisi de bu muhteşem coğrafyayı ilk kez göreceklerdi. Onlara, Karabük’e dair, günler hatta aylar boyunca anlattığım her iyi ve güzel şeyin, zannediyorum daha da fazlasıyla karşılaştılar. Elbette bu zannım, onların söylemleriyle garanti altındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey -eksiklerle dahî- çok güzeldi fakat giderek şehrin tabiatını ve elbette insanını değiştiren kötü ve ciddi şeylerden de bahsetmem gerekiyor. Zira, Karabük de kıyamet alametlerinin izlerini taşısın diye gayret gösteren çok insan var. Belki bu yazı birilerine başka pencereler açar. Bizlere ilkokuldan beri överek telkin ettikleri, bir diğer ismi de bacasız sanayi olarak sözlüklere geçmiş ‘turizm’ illeti, Karabük için hâlihazırda bana göre, giderek büyüyen bir ur gibidir. Bu ur şehre ve insanına büyük zararlar vermektedir ve verecektir de. Turizm, böylesi bir dünyada elbette -ne yazık ki- topyekûn reddedilemez yahut yok sayılamaz. Fakat her şeyde olduğu gibi, bir kontrol kesinlikle şarttır. Cam Teras ve İncekaya Su Kemeri’nin çevresindeki hoyratça sergilenen turizm illetinin neticeleri, beni oldukça üzdü yolculuğumda. Kontrolsüz olduğu apaçık bir ‘şey’ vardı her tarafta. Kalabalıkların, yığınların ayakları altında ezilmeye bırakılmış daha geniş bir tabiat ile karşılaştım bu sene. İnsanoğlunun tabiatı yaşamaktan ve onu anlamaktan uzaklaştığının, binbir örneğinden biri olmuş durumda ne yazık ki Tokatlı Kanyonu ve çevresi. Geçmişi özlemekten başka bir şey kalmıyor yine elde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni en çok rahatsız eden ikinci şey ise Safranbolu Konakları’nın neredeyse yüzde 70’inin alınlarına yapıştırılan SATILIK tabelalarıydı. Böylesi büyük bir tarihi bırakıp nereye gidiyor Safranbolulular? Safranbolu dışındaki başka yerlerde mutluluğu, huzuru mu arıyorlar? Böyle bir şey mümkün mü? O tabelaları görünce Cağaloğlu’nun son çırpınışları geldi aklıma. Cağaloğlu’nun hâlihazırdaki durumu, bir katliamın vesikası olarak karşımızda duruyor. Korkarım ki Safranbolu da bir başka vesika olacak. Sadece paraya odaklı zihinlerin, ‘yaşamak’ı anlamadıkları hâlâ anlaşılmıyor mu? Toplumların yaşamaktan koparılmak için çabalandığını görmek bu kadar mı zor?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski üniversitemi de gezdim dostlarımla. Dış görünüşünde pek bir değişiklik yoktu. Fakat inşallah içinde yapılanlar ve yapılacaklar ile yeni rektör vesilesiyle düzen ve güzellikler fazlalaşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadir Daniş ile ‘Safrangotik’ isminde edebî bir akım düşündük bir de. Cinci Hüseyin Hoca karakteri üzerinden ilk hikâyeyi tartıştık ara ara. Vakit bulursak neden yazılmasın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">O meşhur sözü değiştirerek yazıma şöyle son vermek istiyorum: İstanbul’un en güzel yanı Karabük’e dönüşüdür. Vesselam.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Ali Oturaklı Şiirinin Son Hali ve Körlük</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/ali-oturakli-siirinin-son-hali-ve-korluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Oct 2024 10:20:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=198905</guid>

					<description><![CDATA[Bir şeyi eleştirmek (kritik değil), bir kör gibi davranmaktır çoğu zaman. Ortada fil de olabilir fare de. Ali Oturaklı şiiri ise ne fil ne de fare. Oturaklı’nın şiirini en iyi yansıtacak hayvan bence ‘kedi’. İsmet Özel kendi şiirini bir ‘vaşak’a benzetmek için debelense de aslında  onun şiiri de tam bir Zebra. Bu son cümleyi hafızanızda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading ust-baslik">Bir şeyi eleştirmek (kritik değil), bir kör gibi davranmaktır çoğu zaman. Ortada fil de olabilir fare de. Ali Oturaklı şiiri ise ne fil ne de fare. Oturaklı’nın şiirini en iyi yansıtacak hayvan bence ‘kedi’. İsmet Özel kendi şiirini bir ‘vaşak’a benzetmek için debelense de aslında  onun şiiri de tam bir Zebra. Bu son cümleyi hafızanızda tutmanız için söylemedim.</h2>


<figure class="cikarilmis-gorsel wp-block-post-featured-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443.webp" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="67177c614c443" style="object-fit:cover;" srcset="https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443.webp 1920w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-150x84.webp 150w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-1536x864.webp 1536w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-776x436.webp 776w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-936x526.webp 936w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-376x211.webp 376w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-366x205.webp 366w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-305x171.webp 305w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-296x166.webp 296w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-275x154.webp 275w, https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67177c614c443-255x143.webp 255w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" title="Ali Oturaklı Şiirinin Son Hali ve Körlük 17"></figure>


<p class="wp-block-paragraph">Şimdi ben, bir eleştiri yapmaya kalkışarak, bir kör gibi davranıp, parmaklarımın arasındaki bir kediyi (elbette kedi olduğunu bilmeden) size tarif etmeye çalışacağım. Fakat nasıl? Bu arada kedinin canlı olduğunu da söylemeliyim. Şiir mükemmel bir canlılık belirtisidir zira. Önce onu yakalamam lâzım. İyi ki bir baykuş değil veya timsah. Fakat kedi deyip de geçmemek lâzım. Kediler dört ayakları üzerine düşerler. Bunu başarabilen kaç tane yaratılmış var?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İzlediğim yol bazılarına komik bazılarına trajik gelebilir, nihayetinde akıl, oldukça karaktersiz davranmakta mâhirdir fakat bazılarınca bu açıdan bakmanın kıymeti âşikâr. Onlar da olmasa… Neyse, hüzünlenmenin sırası değil, Oturaklı şiirine dönelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Okuyorum, tekrar okuyorum, anlıyorum fakat tekrar okuyorum. Şiir böyle bir şey.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hece şiirinin bir biçim işlemi vardır. Biçim=ses+söz Misal 8’li hece ölçüsü, ses ve sözün vücuda gelmiş hâlidir. Oturaklı serbest nazım şiirlerinde sesi sağlıyor. Şiirde asıl amaçlardan biri sesi sağlamaktır ve bunu biçim yönünden zorlayan hece yahut aruz olsa da serbest nazımda da bu çoğu zaman beklenir/gözetilir. Peki, söz matematiği yapılmadan (çoğu zaman) serbest nazımda nasıl ses yakalanır? Günümüz şiirinde sesini yakalamaya çalışan çoğu şair bunu teker kelimelik harf kümeleriyle sağlamaya çalışırlar. Mısraın başından yahut en kötü ortasından neşet eden bir ses yakalayamazlar. Misal mısraın sonuna veya hemen altına tek bir kelime bırakırlar. Bıraktım. (Son iki noktalı cümleyi yavaşça okuyun, demek istediğimi anlayacaksınız.) Oturaklı ise sesi çoğu zaman mısraın ortasından yakalasa da en başından yakaladıkları da az değil. İnanmıyorsanız okuyun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ketebe Yayınları’nın şiir serisinden Eylül 2023 tarihinde yayımlanan Son Hali Görenleri Şaşırttı isimli eserdeki ‘hal’ kelimesinin şapkasızlığı beni üzen ayrıntılardan biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; 24 şiir ve 3 bölüm var Oturaklı’nın eserinde. Ve ilk bölümün şiirlerindeki ses gücü onların, Oturaklı’nın son şiirleri olduğunu hissettiriyor, inşallah öyledir. Tersini öğrenmek oldukça yaralayıcı olur zira.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bunların dışında, Oturaklı’nın şiiri, kendine ait özel bir yer oluşturamayabilir Türk Şiir manzarasında. Bunu yapabilmesi için bir çok şey sıralanabilir fakat ben bu yazıda çoğunu ne yazık ki açıklayamayacağımı bilerek, kendisine kısaca şöyle bir söz söylemek istiyorum: Sevgili Ali, kör bir insanın neredeyse yüzde 80’ini tarif edebileceği bir şiir oluşturmalısın. Güçlü eleştirmenler yok fakat güçlü okurlar hep olacak. Şimdi ne yapman gerektiğini daha iyi düşün. Şiiri hep düşündüğüne eminim. Hatta neredeyse biliyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Romanları Unutmak Üzerine</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/romanlari-unutmak-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2024 09:14:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=197569</guid>

					<description><![CDATA[Geçen günlerden birinde, aklıma bir şey gelmişti, fakat ne olduğunu unuttum. Oysa, şimdi size onu anlatacaktım. Yeni unutmadım bu arada o mevzuu. En az üç gün oluyor unutalı. Fakat unuttuğum şeyin unutuluşunun acısını hâlâ yaşıyorum. Nasıl bir şeydi acaba diye sual ettikten hemen sonra, ulan nasıl unuturum be diye de hayıflanıyorum şiddetle. Çok iyi bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçen günlerden birinde, aklıma bir şey gelmişti, fakat ne olduğunu unuttum. Oysa, şimdi size onu anlatacaktım.</strong></p>
<p>Yeni unutmadım bu arada o mevzuu. En az üç gün oluyor unutalı. Fakat unuttuğum şeyin unutuluşunun acısını hâlâ yaşıyorum. Nasıl bir şeydi acaba diye sual ettikten hemen sonra, ulan nasıl unuturum be diye de hayıflanıyorum şiddetle. Çok iyi bir mevzu idi, hissediyorum. Eğer şu anda o mevzuu size anlatıyor olsaydım, heyecandan kalbiniz pır pır uçacakmış gibi çırpınabilirdi. Edebiyat denilen o şeye aşkla sarılmak isteyebilirdiniz. Fakat ben ne yapıyorum? O mevzuu unutmam üzerine lakırdı edip duruyorum.</p>
<p>Acaba bahsini açacağım konu ‘romanı romanlandırmak’ mıydı? Hay bin kunduz! Bir hatırlayabilsem var ya! Mürekkeple değil de spermle yazılan o romandan mı bahsedecektim yoksa? Yok! Onu hatırlıyorum. Unuttuğum bir şey olmalı! Unuttuğum şeyleri şöyle bir sıralayabilsem, hemen bulacağım aslında! Bunu neden yapamıyoruz? Neden hatırlayamıyoruz?</p>
<p>Unutmanın günlük yaşamdaki konuşmalarımız içerisinde önemli bir yeri var. Ben çoğu zaman rüyalarımı unuturum mesela. Gördüğüm rüyayı unutmayı bırakın, ben katmerlisini yaşıyorum, gördüğüm rüyayı unuttuğumu da unutuyorum. Yoksa en kötü oturup biraz düşünürüm ne olabileceğini. Siz de bilirsiniz, biraz düşününce, her şey değişebilir.</p>
<p>Şimdi, Karabük Postası’ndaki bu köşe yazılarımı okuyanlarınız varsa hâlihazırda aranızda, bu adam bu konuyu ‘roman’a nasıl bağlayacak diye düşünebilirsiniz. Oysa bunun cevabını çoktan verdim: Hatırlamıyorum. Evet, unutmak ile roman arasında bir bağlantı kurmak istiyordum fakat her şey birbirine karıştı. Ölümü anlatan bir yazarın, bir anda ölüp gitmesi gibi bir şey… Öyle bir anlatacağım ki ölümü, herkes hayran kalacak diyen yazar, birden ölüverir. Hazin.</p>
<p>Şöyle düşüneceğim: Romanlar unutulmak içindir! Hatta bu unutulma yalnızca okur için değil, yazar için de geçerlidir. Yazarın unutulmasından değil, yazarın da unutmasından bahsediyorum. Misal geçenlerde Kadir Daniş’in, son romanı Birkaç Ölüm Sonra’da bir mevzuu unuttuğunu fark ettim muhabbet esnasında. Oysa Daniş, son romanından kendini henüz kurtaramamış bir yazar. Bu kurtulmayı, ikrah çerçevesinde görmeyin, içinden çıkamamak mânâsında demek istiyorum. Filhakika, Daniş gibi, neredeyse kendini kendi romanının kahramanı yapan biri bile, yazdığı romanı unutabiliyorsa, hangi yazar, okurundan bunun tam tersini bekleyebilir?</p>
<p>Ben, bir roman okuru olarak unutmak için okurum! Bazan sadece kendi dilimi unutmak için okurum hatta! Raskolnikov gibi tek yapabileceğim şey Rusça konuşmaktır. Belki okuduğum kelimeler Türkçedir, fakat kim bir Rus gibi düşünüp, Türkçe konuşabilir ki? O konuşulan nasıl Türkçe olabilir ki? Bunun tersini ise roman başarabilir yalnızca. Unutturarak başarır bunu! Ugandaca konuşan birine, Türk gibi düşündürebilir. Türkçe konuşurken, Alyoşa ile karşı karşıya durduğunuzda Rusça düşünürsünüz. Bunu ne şiir ne de sinema başarabilir. Benden söylemesi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Romanlar Sizin Yaşadığınızı Biliyor</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/romanlar-sizin-yasadiginizi-biliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Oct 2024 08:16:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=196418</guid>

					<description><![CDATA[Geçenlerde oğluma sağını ve solunu öğretmek için bir video açtım televizyondan. Her şey ilk birkaç dakika gayet güzeldi fakat bir süre sonra büyük bir kafa karışıklığı ortaya çıkmaya başladı. Ekrandaki karakter sağını gösterdiğinde oğlum solunu gösteriyordu. Henüz sağını ve solunu bilmeyen bir çocuğa elbette bu karışıklığın mantıkî tutarsızlığını aktaramazdım. Bu sebeple televizyonu kapattım ve kendi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde oğluma sağını ve solunu öğretmek için bir video açtım televizyondan. Her şey ilk birkaç dakika gayet güzeldi fakat bir süre sonra büyük bir kafa karışıklığı ortaya çıkmaya başladı. Ekrandaki karakter sağını gösterdiğinde oğlum solunu gösteriyordu. Henüz sağını ve solunu bilmeyen bir çocuğa elbette bu karışıklığın mantıkî tutarsızlığını aktaramazdım. Bu sebeple televizyonu kapattım ve kendi başıma bu işi halletmeye çalıştım. O gün geçip gitti fakat oğlumun yaşadığı tutarsızlığı düşünmekten kendimi alamadım. Aslında bu tutarsızlık/uyumsuzluk hâlihazırda herkes için geçerli bir şeydi. Üstelik birçok farklı çehresi vardı. Oğlumun yaşadığı şeyi, herhangi bir gün içerisinde milyarlarca yaşını başını almış insan, birbirleriyle konuşurlarken yaşıyorlardı. Birisi diğerine sağ diyor fakat karşısındaki sol anlıyor. Biri diğerine insan diyor, diğeri hayvan anlıyor. Hatta çok daha basit tutarsızlıklar yaşanıyor.</p>
<p><strong>Romanlar Sizin Yaşadığınızı Biliyor</strong></p>
<p>Geçenlerde oğluma sağını ve solunu öğretmek için bir video açtım televizyondan. Her şey ilk birkaç dakika gayet güzeldi fakat bir süre sonra büyük bir kafa karışıklığı ortaya çıkmaya başladı. Ekrandaki karakter sağını gösterdiğinde oğlum solunu gösteriyordu. Henüz sağını ve solunu bilmeyen bir çocuğa elbette bu karışıklığın mantıkî tutarsızlığını aktaramazdım. Bu sebeple televizyonu kapattım ve kendi başıma bu işi halletmeye çalıştım. O gün geçip gitti fakat oğlumun yaşadığı tutarsızlığı düşünmekten kendimi alamadım. Aslında bu tutarsızlık/uyumsuzluk hâlihazırda herkes için geçerli bir şeydi. Üstelik birçok farklı çehresi vardı. Oğlumun yaşadığı şeyi, herhangi bir gün içerisinde milyarlarca yaşını başını almış insan, birbirleriyle konuşurlarken yaşıyorlardı. Birisi diğerine sağ diyor fakat karşısındaki sol anlıyor. Biri diğerine insan diyor, diğeri hayvan anlıyor. Hatta çok daha basit tutarsızlıklar yaşanıyor.</p>
<p><strong>Birisi a diyor, diğeri anlamıyor.</strong></p>
<p>Sonrasında, iki insanın en iyi şekilde anlaşabileceği, tutarsızlıkları en aza indirebilecekleri o yeri bulabilir miyim, diye bir sual takıldı aklıma. Ve belki de birkaç saniye çok uzaklarda aradığım cevabın, avuçlarımın arasında olduğunu hemen fark ettim. O yerin adı ROMAN!</p>
<p>Neden kitaplar değil de roman? Çünkü ben bir romancıyım. Ayrıca bir şair için kitap denilen şeyin çok da önemli olmadığını düşünüyorum. Piyes yazarları ise sahneleri boş bırakmamalılar. Deneme, meneme yazanlar filan ise hak getire.</p>
<p>Romana dönelim. Bir roman eğer size sağ diyorsa, sizin sol anlamanız pek de muhtemel değil. Veya size uzak diyorsa bir roman, siz de uzağı düşünürsünüz, uzaklaşmayı değil. Bir roman yazarının, okuru ile tutarsızlık yaşama ihtimali oldukça düşüktür. Büyük Birader’in iyi biri olduğunu, kim düşünür ki mesela?</p>
<p>Bu sözlerim çerçevesinde, Thomas Pynchon’ın 2013 senesinde yayımlanan son romanı Bleeding Edge üzerine de uzun cümleler kurma iştiyakındaydım fakat insanı bir anda zabt-u rapt altına alan o bıkkınlıktan kurtulmanın zorluklarını düşünüyor ve git gide klavyeden uzaklaşıyorum. Tam olarak yazıdan kopmadan evvel Bleeding Edge üzerine birkaç söz söyleme gayreti göstermeye çalışayım…</p>
<p>‘Bleeding Edge’ ifadesi, teknoloji dünyasında, henüz tam olarak test edilmemiş, en ileri düzeyde ve deneysel aşamada olan yeni teknolojileri ifade ediyor. Bu teknolojiler, potansiyel olarak büyük yenilikler vaat ediyor ancak aynı zamanda belirsizlik ve risk taşıyorlar. Romanın adı bu açıdan, teknolojinin ve dijital dünyanın henüz keşfedilmemiş ve tehlikeli yanlarını simgeliyor. Şahıs bilgilerinin günümüzde dijital kayıtlar hâline döndürülmesiyle ortaya çıkan problemler, bu dönüşümün önünün ve ardının sorgulanmaması/tartışılmaması sebebiyle ortaya çıkmakta. Artık insanlar ekranlara bakıyorlar ve ekranlara biz yaşıyoruz diyorlar fakat ekranlar onlara öldüklerini söylüyor. Kime, neyi ispatlayabilirsiniz?</p>
<p>Sonrasında, iki insanın en iyi şekilde anlaşabileceği, tutarsızlıkları en aza indirebilecekleri o yeri bulabilir miyim, diye bir sual takıldı aklıma. Ve belki de birkaç saniye çok uzaklarda aradığım cevabın, avuçlarımın arasında olduğunu hemen fark ettim. O yerin adı ROMAN!</p>
<p>Neden kitaplar değil de roman? Çünkü ben bir romancıyım. Ayrıca bir şair için kitap denilen şeyin çok da önemli olmadığını düşünüyorum. Piyes yazarları ise sahneleri boş bırakmamalılar. Deneme, meneme yazanlar filan ise hak getire.</p>
<p>Romana dönelim. Bir roman eğer size sağ diyorsa, sizin sol anlamanız pek de muhtemel değil. Veya size uzak diyorsa bir roman, siz de uzağı düşünürsünüz, uzaklaşmayı değil. Bir roman yazarının, okuru ile tutarsızlık yaşama ihtimali oldukça düşüktür. Büyük Birader’in iyi biri olduğunu, kim düşünür ki mesela?</p>
<p>Bu sözlerim çerçevesinde, Thomas Pynchon’ın 2013 senesinde yayımlanan son romanı Bleeding Edge üzerine de uzun cümleler kurma iştiyakındaydım fakat insanı bir anda zabt-u rapt altına alan o bıkkınlıktan kurtulmanın zorluklarını düşünüyor ve git gide klavyeden uzaklaşıyorum. Tam olarak yazıdan kopmadan evvel Bleeding Edge üzerine birkaç söz söyleme gayreti göstermeye çalışayım…</p>
<p>‘Bleeding Edge’ ifadesi, teknoloji dünyasında, henüz tam olarak test edilmemiş, en ileri düzeyde ve deneysel aşamada olan yeni teknolojileri ifade ediyor. Bu teknolojiler, potansiyel olarak büyük yenilikler vaat ediyor ancak aynı zamanda belirsizlik ve risk taşıyorlar. Romanın adı bu açıdan, teknolojinin ve dijital dünyanın henüz keşfedilmemiş ve tehlikeli yanlarını simgeliyor. Şahıs bilgilerinin günümüzde dijital kayıtlar hâline döndürülmesiyle ortaya çıkan problemler, bu dönüşümün önünün ve ardının sorgulanmaması/tartışılmaması sebebiyle ortaya çıkmakta. Artık insanlar ekranlara bakıyorlar ve ekranlara biz yaşıyoruz diyorlar fakat ekranlar onlara öldüklerini söylüyor. Kime, neyi ispatlayabilirsiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Roman Okumayan İnsana Acınır mı?</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/roman-okumayan-insana-acinir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2024 09:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[karabük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?post_type=yazilar&#038;p=194925</guid>

					<description><![CDATA[Bir insanın ilk çatışması kendisiyledir. Sonrasında sıra diğer insanlara gelir. En nihayetinde ise tabiat vardır. ‘Şehir insanı’ ile ‘diğer insan’ şeklinde iki ayrım yapsak, sanırım bir çok mevzuun çerçevesinde, anlamlı ve yerinde bir iş yapmış oluruz. Diğer insanın, yukarıda yaptığım çatışmalardan hepsini yaşadığını biliyoruz ve bu bilgimizi rahatlıkla tasdik ettirebiliriz. Fakat şehir insanı, yukarıdaki çatışmalardan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insanın ilk çatışması kendisiyledir. Sonrasında sıra diğer insanlara gelir. En nihayetinde ise tabiat vardır. ‘Şehir insanı’ ile ‘diğer insan’ şeklinde iki ayrım yapsak, sanırım bir çok mevzuun çerçevesinde, anlamlı ve yerinde bir iş yapmış oluruz. Diğer insanın, yukarıda yaptığım çatışmalardan hepsini yaşadığını biliyoruz ve bu bilgimizi rahatlıkla tasdik ettirebiliriz. Fakat şehir insanı, yukarıdaki çatışmalardan birinden, gayrı tutulduğunu çoğu zaman kavrayamaz. Şehir insanı için mesela yağmur ve kar felakettir. Yaşamı aksatır. Ve bu aksamayı birbirlerine haber verirlerken,<strong> “esir alındıklarını”, “felce uğratıldılarını”, “zor anlar yaşadıklarını”</strong> dillendirirler. Şunu araya sıkıştırayım, yazımın başında aktardığım çatışmaların hepsi, aynı derecede, insanlar için önemlidir. Fakat bu önemin üzerine düşünmek için pek çaba gösterilmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu düşünceler yakın zamanda İstanbul’a yağan şiddetli yağmur sırasında aklımdan geçti. Mevzu aklıma ilk önce bir sualle geldi.<strong> “Yağmuru neden çok seviyorum böyle?”</strong> Yağmur yağdığı için mutlu olmuştum. Gökgürültüleri yüreğime huzur veriyordu. Tabiatın konuşmaya çalıştığını hissettim bir anda. Buradayım diye bağırıyordu sanki bana. Konuş benimle diyordu. Fakat. Fark ettiğim şey bana büyük bir acı hissettirdi. Onu tanımıyordum. Onun dilini bilmiyordum. Onu anlayamıyordum. Yalnızca onu seviyordum ve hissediyordum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şehir insanının felaketi ne yağmur ne kar ne de kuraklık aslında. Şehir insanları genel olarak tabiatın dilini bilmiyorlar, onu tanımıyorlar ve doğal olarak anlayamıyorlar. Böylece kısa yoldan, ondan korkmak ve onu sevmemek hissiyatıyla çevreliyorlar kendilerini. Ve nihayetinde, onun anlattıklarını ölçüp biçemedikleri için, aslında kendi felaketlerini kendileri doğuruyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra ise insanların, doğanın dilinden neden böyle uzaklaşmış olabileceklerini düşünmeye başladım. Bütün şehir insanları aynı mıydı? Elbette böyle bir şey olamaz. Düşündüklerim, genel hattı oluşturanlar, kaideleri oluşturanlardı. Peki, istisna olanların artıları nelerdi? Neydi onları istisna yapan ve ne yazık ki kaideleri bozamayan bir hâle gark eden? Aklıma cevap olarak birkaç şey geldi fakat burada tek bir şeyi dillendireceğim. Roman okumak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Roman okuyan her insan tabiatın diline âşinadır. Roman derken, Sally Rooney romanlarından bahsetmiyorum elbette. Sally Rooney okuyan birinin kendisine saygısı olduğunu düşünmek oldukça zor. Kadir Daniş romanları diyebilirim bir kaç açıdan. Fakat gerçek bir örnek vermek gerekirse, o isim kesinlikle Yukio Mişima. Mişima tabiat lisanının elifbasını insanlara roman yoluyla aktarabilen Allah vergisi bir çapa sahip. Özellikle Bereket Denizi dörtlemesini okuyanlar bana muhakkak hak vereceklerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son paragrafı tereddütle yazmaya başladım, zira ne demeli şimdi? Düşünüyorum, şu kesin diyorum içimden: Postmodern roman okuyacak birinin en evvel Mişima okuması gerekir. Kadir Daniş okumak da günah değil elbette.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Bunu Anlamış Olmalıyız Artık</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/bunu-anlamis-olmaliyiz-artik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 08:31:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=193728</guid>

					<description><![CDATA[Hikâye gelişmez. .. Hikâye, insan yeryüzüne indirildiğinden beridir aynı. .. Hikâye aynı acıdır, aynı mutluluktur, aynı hüzündür. .. Hikâye her dilde aynıdır. .. Hikâye aynı Leyla ve aynı Juliet’tir. .. Hikâye bütün derelerin dibinde ve bütün dağların zirvesinde aynıdır. .. Hikâye geliştirilemez. .. Eğer anlatılabiliyorsa, bütün hikâyeler yazılmayabilir de. .. Bütün hikâyeler yaşanmamış zannedilebilir. .. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hikâye gelişmez.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye, insan yeryüzüne indirildiğinden beridir aynı.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye aynı acıdır, aynı mutluluktur, aynı hüzündür.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye her dilde aynıdır.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye aynı Leyla ve aynı Juliet’tir.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye bütün derelerin dibinde ve bütün dağların zirvesinde aynıdır.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye geliştirilemez.</p>
<p>..</p>
<p>Eğer anlatılabiliyorsa, bütün hikâyeler yazılmayabilir de.</p>
<p>..</p>
<p>Bütün hikâyeler yaşanmamış zannedilebilir.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâyeler ezberlenebilir fakat ezberletilebilir de.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâyeler unutulabilir fakat unutturulabilir de.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye geliştirilmez.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâyeler klonlanabilir fakat klonlananlar yaşama tutunamazlar.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâyeler insanlar içindir ve fakat insanlar da hikâyeler içindir.</p>
<p>..</p>
<p>Hikâye gelişmez fakat hikâyeyi nasıl anlattığımız gelişir. ‘Nasıl anlatmak’ ne demek? Leyla’yı Juliet yapmak değil elbette. Veya baltayı tabanca…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Postmodern roman, hikâyenin gelişmeyeceğini, geliştirilemeyeceğini söyler. Bu yüzden postmodern roman yazarı, hikâyenin nasıl anlatılacağı üzerine düşünür, çalışır, çabalar. Ölüm hep aynı hikâyedir. Yaşamak hep aynı… Bir insanın kalp kriziyle mi yoksa uçurumdan düşerek mi öldüğü hep aynı hikâyedir. Oysa hikâyenin nasıl anlatılacağı önemlidir. Kalp krizini, uçurumdan düşmeye çevirmek ‘nasıl anlatılacağını’ düşünmüş olmak değildir. Hayatın içinde hayatlar yaşamayız değil mi? Ahmet olarak uyanıp Mehmet olarak ölmeyiz mesela. Kulaklarımızla yemek yemeyiz. Kollarımızı çırparak uçamayız. Ve evet, uçmak hep aynı hikâyedir. Uçmak geliştirilemez. Kollarını çırparak göğe doğru yükselen insanlar görmeyiz. Ağlayan insanlar görürüz fakat ağladıkları için bir yerleri su altında bırakamazlar. İnsanlar konuşur ve konuştukça yorulurlar. Yazdıkça tükenirler. Çoğu zaman insanlar, hikâyeleri dinlemezler. Hikâyeler geliştirilemezler. Bunu anlamış olmalıyız artık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Thomas Pynchon’ın Mason and Dixon’ına Giriş</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/thomas-pynchonin-mason-and-dixonina-giris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 10:26:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Pynchon]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=192616</guid>

					<description><![CDATA[Thomas Pynchon isminini duymayanınız vardır. Genellikle okumakla, çoğunlukla da romanla arası olmayanların kesinlikle duymadıkları bir isimdir. Okumayanlara zaten diyecek pek bir şey yok fakat ‘romanla arası olmayanlar’ umuyorum ki biraz kendilerine çeki düzen verirler. Mason and Dixon 1997 senesinde yayımlanan postmodern bir roman. Tarihi meta kurgu şeklinde adlandıranlar da var. Bu DEVÂSÂ roman üzerine tuttuğum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://karabukpostasi.com/thomas-reis-macin-hakki-0-0di/">Thomas</a> Pynchon isminini duymayanınız vardır. Genellikle okumakla, çoğunlukla da romanla arası olmayanların kesinlikle duymadıkları bir isimdir.</strong></p>
<p>Okumayanlara zaten diyecek pek bir şey yok fakat ‘romanla arası olmayanlar’ umuyorum ki biraz kendilerine çeki düzen verirler. Mason and Dixon 1997 senesinde yayımlanan postmodern bir roman. Tarihi meta kurgu şeklinde adlandıranlar da var. Bu DEVÂSÂ roman üzerine tuttuğum notları, aslında YouTube’daki Epiloglar kanalımda görüntülü olarak anlatmak istiyordum fakat yaklaşık 8 aydır bir türlü fırsat yakalayamadım. Şimdi ise Mason and Dixon’ı anlatmak için en uygun yerlerden birindeyim. Karabük Postası’nda!</p>
<p>Ben doğduğum sene, yani 1993 yılında Pynchon, Mason and Dixon’ını yazmaya yeni başlamıştı. Joyce’un Finnegans Wake’ine benzetilen bu eserin en dikkat çekici tarafı ise Pynchon’ın başka hiçbir eserinde görmediğimiz antik İngilizce. Kullanılan lisan sebebiyle Mason and Dixon’ın, okurlarını, hikâyelerin geçtikleri zamanlara götürmek için zorlayıcı bir üslup takındığını rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p><strong>Bu eserin yazarı olarak Pynchon’ı, Türk yazarlardan İhsan Oktay Anar’a benzettiğimi de araya sıkıştırmış olayım. Fakat Pynchon bu hâlini sadece tek bir kitabında göstermiştir, Anar ise bütün eserlerinde aynı şeyi yaptığı için, bir süre sonra Ouroboros’a dönüşen yazarlar safına adını yazdırmıştır.</strong></p>
<p>Mason and Dixon romanının iki İngiliz ana karakteri var: Charles Mason ve Jeremiah Dixon. Mason Anglikan, gökbilimci, şarabı ve çayı seviyor. Dixon ise Protestan, harita ölçer, bira ve kahveyi seviyor. Akıl çağına henüz uğramamış insanlardan bir dünyanın çerçevelerinde gezindiğimiz romanın ana konusu ise, Pennsylvania ve Maryland arasına hayali olarak çekilen Mason and Dixon Hattı’nın çizilme süreci. Kuzey Amerika’yı Güney Amerika’dan ayıran bu hattın fikir babaları Mason ve Dixon, sanki modern zamanlara uyarlanmış Don Kişot ve Şanzo Panza benzerliğiyle karşımıza çıkıyorlar.</p>
<p>‘Tarihi gerçeği’ bilme çabası, insanlığa ait ve dair bir şeydir. Pynchon bu romanıyla, böylesi bir çabanın içerisine yoğun bir şekilde ‘şüphe’yi karıştırıyor. Tarihi olayların nesnellik açısını ortadan kaldırabilse, postmodern özelliklerini dışarıda bırakarak söylüyorum, Tarık Buğra’nın Osmancık isimli eseriyle Mason and Dixon arasında rahatlıkla benzerlikler bulabilirdik. Mesela Buğra, Osmanlı’nın kuruluşu olaylarına ‘konuşan bir köpek veya robot bir ördek’ sıkıştırsaydı, 1982’de tarihi meta kurgunun belki de ilk örneğini vermiş olacaktı. Bu yorumu buraya, postmodernizmin aydınlattığı yolun yürünebilirliğini göstermek için özellikle yerleştirdim. Belki tartışabiliriz.</p>
<p>Mason and Dixon’da benim en çok havasını teneffüs ettiği eser ise ‘Binbir Gece Masalları’ oldu. Cherrycoke(yani misafir) = Şehrazat / Beyefendi Le Sparke(yani evsahibi) = Padişah.</p>
<p>Romanın 73. Bölümündeki Atlas Okyanus’una çizgi çekme meselesi, Türk yazarlarının dar çerçevelerini kırıp dökecek çapta.<strong> “Yukarıda olduğu gibi, aşağıda da öyledir”</strong> mi?</p>
<p>Yazımın sonuna yakışacak tırnakları açmadan önce, Molly ve Dolly, Çinli gökbilimciler Hsi ve Ho’yu da anmadan geçmeyeyim.</p>
<p><strong>“Kim hakikati söylediği iddia ederse, hakikatten ayrılmış olur. Tarih denilen şey, çoğu zaman alçakça çıkarlarla kiralanır ve zorlanır. Tarih her zaman masumdur, herhangi bir güç sahibinin kucağına bırakılmamalıdır. Çünkü ona dokundukları anda tüm itibarı yok olur ve artık sanki hiç varolmamış gibidir.”</strong></p>
<p>Haşiye: Mason and Dixon Türkçeye henüz tercüme edilmedi. Pynchon’ın telif opsiyonlarını elinde bulunduran sayın İthaki Yayınları editörlerine buradan duyurumdur. Mason and Dixon’ı tercüme etmeye tâlibim. Çok fazla bir ücret talebinde bulunmayacağım. Sevgiler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Benim Hüzünlü Romancılarım</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/benim-huzunlu-romancilarim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Sep 2024 08:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[karabük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=191372</guid>

					<description><![CDATA[Bir insan düşünme yöntemlerini öğrenerek düşünemez. Matematik, fizik ve sair ilimler, insana hayatın kolaylığını sunmazlar, yalnızca insanı madde ölçüsünde çıkmazlara sürüklerler, insanın, hayatında gerçekten nelere muhtaç olduğunu unuttururlar? İnsanı, insan bırakmayan şeyler nelerdir? Bunu sormak gerekliydi! Cevap herkes için farklı olabilir. Fakat hangi cevapla karşılaşırsanız karşılaşın, ‘roman okumak’ eylemiyle karşılaşmayacağınız kesin! Bir insan roman okuduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir insan düşünme yöntemlerini öğrenerek düşünemez. Matematik, fizik ve sair ilimler, insana hayatın kolaylığını sunmazlar, yalnızca insanı madde ölçüsünde çıkmazlara sürüklerler, insanın, hayatında gerçekten nelere muhtaç olduğunu unuttururlar? İnsanı, insan bırakmayan şeyler nelerdir? Bunu sormak gerekliydi!</strong></p>
<p>Cevap herkes için farklı olabilir. Fakat hangi cevapla karşılaşırsanız karşılaşın, ‘roman okumak’ eylemiyle karşılaşmayacağınız kesin! Bir insan roman okuduğu için, insan olmak dışında bir şeye doğru yönelmez. Matematik problemi çözdüğü için yönelir mi diye sormak için hazırda bekleyenlere cevap yetiştirmeye başlayabilirim bu noktada. Elbette matematik problemi çözdüğü için de (hemencecik) insan olmak dışında bir şeye yönelmez fakat bir insanın matematik problemi çözmesinin neticesi nedir? Bir roman yazarının neticesi ile aynı şey olsaydı ne Dostoyevski ne de Oğuz Atay roman yazmazdı, buna emin olabilirsiniz. Bir işin, bir uğraşın nihayeti, o işin/uğraşın sahibinden gayrı değildir. Bir roman yazarı, bir demirci ile aynı şeyi amaçlıyor diyebiliyorsanız, tebrikler, oldukça demokratsınız.</p>
<p>“Elbette öyle demiyoruz, bambaşka şeyleri birbirine karıştırıyorsun” sözlerinin bu noktada muhatabı benim. Oysa, ‘düşünme yöntemleri’ diyerek yazıya başlayan da bendim.</p>
<p>Bir fizik mevzuunun düşünme yöntemleri vardır. Bir demiri eritmenin yöntemleri olduğu gibi. “Bir romanı yazmanın yöntemleri yok mu yani?” Bir demiri eriten bir roman yazarıysa peki, diye sual edebilirim ben de o vakit. “Bir roman yazarı ile o yazarın romanını ayrı mı tutuyorsun?” Bir roman yazarı bir kaatil olabilir, fakat o yazarın bir kaatil olması, onun insan olduğu gerçeğini değiştirmez. Bambaşka şeyleri birbirine karıştırmayın lütfen.</p>
<p>Benim romancılarım hüzünlüdür. Onların romanlarını, sanki 90 yaşına varmış bir okur gibi elime alırım her zaman. Aramızda ‘para’ pek mesele değildir aslında fakat paradan daha büyük bir mevzû sebebiyle çatışırım onlarla. O çatışmadır beni onlara bağlayan. Çatışmamıza sebep olan şeyin adını merak buyuranlar için dillendireyim: ‘yaşamak’.</p>
<p>Yaşamak üzerine düşünürken yöntemler aramak, neredeyse her insanın giriştiği bir şeydir. Ve bu yüzden insan olmak dışında başka şeyler olur insanlar çoğu zaman. Ne mi olurlar? Cevap kesinlikle ‘roman yazarı’ değil. Gerçek romanlar bize şunu öğretirler, yaşarken düşünebilirsiniz fakat düşünürken yaşayamazsınız. Ayrıca gerçek romancılara bakınca, şunu da öğrenebiliriz, yazarken düşünebilirsiniz fakat düşünürken yazamazsınız. “Nasıl yani?”</p>
<p>Cevap romanlarda. Hele bir de postmodern bir roman ise okuduğunuz eser, farkında olmadan, düşünmenin düşünceyle alâkası bile olmadığını fark edebilirsiniz ve bu sizi oldukça şaşırtır. Bu özelliği postmodern roman, şiirden çalmıştır. Bu son söylediğim, lütfen aramızda kalsın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>postmodernroman.zip</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/postmodernroman-zip/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Sep 2024 09:44:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=190181</guid>

					<description><![CDATA[postmodernroman.zip &#160; İnsan bir düşünceyi söylediği an, o düşüncenin hür doğasını zapt altına almış olur. Artık o düşünce hür değildir. Ve ayrıca bir fikri yazmaya başlayan bir kimsenin, ilk sembolü belirginleştirdiği andan itibaren, o sembol yahut semboller ile aktarmak istediği her nasıl bir şey ise, o şeyi yok edemediği gibi, karşısındakine de tam olarak aktaramadığını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>postmodernroman.zip</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsan bir düşünceyi söylediği an, o düşüncenin hür doğasını zapt altına almış olur. Artık o düşünce hür değildir. Ve ayrıca bir fikri yazmaya başlayan bir kimsenin, ilk sembolü belirginleştirdiği andan itibaren, o sembol yahut semboller ile aktarmak istediği her nasıl bir şey ise, o şeyi yok edemediği gibi, karşısındakine de tam olarak aktaramadığını neredeyse her zaman göz ardı ederiz. Bu aktarımın başarısızlığı bir yana, yazan, kendi zihninde yeşeren fikri kolaylıkla unutabilir de. Bu sebeple hafıza denen şeyi sık sık anarız. Ve elbette andıklarımızı anlatmak için kurmacayı, ve kurduğumuz şeyi ayakta tutmak için de demokrasiyi kullanırız. Fakat burada bir problem yeşeriyor. Eğer biz demokrasiyi değil de demokrasi bizi kullanırsa o zaman ne olur?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Postmodernizm için en dikkat çekici konulardan biri ‘demokrasi’dir. Demokrasi, toplumları ‘zip’lemektir. Toplumların daha az yer kaplaması için genellikle demokrasi kullanılır. Postmodernizm yahut daha genel ifadeyle Postmodern Roman, sürekli sıkıştırılan ve darlaştırılan toplum zihnini, en iyi şekilde aktarabilecek yollardan biridir. Klasik bir roman ile demokratları ifade edemezsiniz. Dostoyevski Ecinniler’i 1872 yılında yazdı. Gerçi anlattıracak bir demokrasi yoktu ortada fakat bu, tezimi bir başka açıdan daha da güçlendiriyor. Hafıza, Rus toplumunda henüz oluşmamıştı. Demokrasi, oluşmuş hafızayı ‘zip’ler. Kullanıma kolay bir hâle getirir. Geçmişi sıkıştırabilirsiniz demokrasi ile. Geçmişi kolaylıkla oradan buraya taşıyabilirsiniz, yokmuş gibi gösterebilirsiniz, tarihi geçmiş bir ürün gibi çöpe atabilir, tarihî bir eser gibi değer atfedebilirsiniz. Bütün bunları bize anlatan Postmodern Roman’dır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşüncenin hürlüğü üzerine düşünerek başlamıştım yazıma. Tıpkı semboller gibi, demokrasinin de düşünceyi hürleştirdiği düşünülebilir. Semboller olmasaydı düşüncelerimizi nasıl anlatacaktık veya demokrasi olmasaydı nasıl farklı ideolojiler ile karşılaşabilecektik/kaynaşabilecektik? İşte burada Postmodern Roman’ın önemini fark edebiliriz. Tam da burada bize cevap verecek olan Postmodern Romanlardır. Elbette bu önemi açıklayabilmek için de birkaç örnek sunmak en iyisi olacak:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Günter Grass’ın Teneke Trampet isimli eseri.</p>
<ol>
<li>G. Ballard’ın Vahşet Sergisi isimli eseri.</li>
</ol>
<p>John Updike’in Memories of the Ford Administration isimli eseri.</p>
<p>Yoko Ogawa’nın Hafıza Polisi isimli eseri.</p>
<p>David Foster Wallace’in Infinite Jest isimli eseri.</p>
<p>Thomad Pynchon’ın Bleeding Edge isimli eseri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Francis Fukuyama’nın meşhur sözüdür, “Akıl sanayileşmeyi açıklayabilir fakat demokrasiyi açıklayamaz.” Fukuyama Postmodern Roman’dan ne kadar haberdardı bilemiyorum fakat şu kesin, Dünya’yı ‘zip’lediler. Bunu demokrasi ile bayağı bir yaptılar. Ve dile getirenlerin başında, Postmodern Roman vardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tugay Kaban</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Postmodern Roman Yazarının Romanı</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/postmodern-roman-yazarinin-romani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2024 08:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=188973</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yaratan&#8217;dan bağımsız bir sanata asla inanmıyorum. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım!&#8221; Tarkovski Bir devir hâlindeyiz. Atlar misalî bir devir hâli. Bizi geçenler var. Oysa biz yedinci ve son devirdeyiz. Diğerleri bizden önde görünüyor, oysa yarış onlar için devam edecek. Bizim kazanmamız, onların devirleri bitmeden kimseye söylenmeyecek. Ve belki de biz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Yaratan&#8217;dan bağımsız bir sanata asla inanmıyorum. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım!&#8221; Tarkovski</em></p>
<p>Bir devir hâlindeyiz. Atlar misalî bir devir hâli. Bizi geçenler var. Oysa biz yedinci ve son devirdeyiz. Diğerleri bizden önde görünüyor, oysa yarış onlar için devam edecek. Bizim kazanmamız, onların devirleri bitmeden kimseye söylenmeyecek. Ve belki de biz yarışı bitirince, başkalarının gözünde, yarışa başlamamış görüneceğiz. Günümüzde postmodern yazarın ahvâli işte böyledir.</p>
<p>Postmodern olan, roman değildir aslında. Bizatihi yazarın kendisidir. O yazar nelerden müteşekkildir? Kalp? Ciğer? Zeker? Bunlar seçmeli sorular elbette. 187 yıl önce yaşadığı için mi bir yazar postmoderndir, yoksa 1837&#8217;den sonra doğan nesillerin içinden mi çıkar postmodern yazar? Bunlar hâlâ seçmeli sorular. Kestirmeden örneklendireyim: mesela Laurence Sterne postmodern bir yazardır. Tristram Shandy postmodern bir eser olarak kabul edilmeyebilir. Postmodernizm, geleceği kavradığını iddia ettiği gibi, geçmişi de kavradığını iddia ederken, eserleri değil, müellifleri çerçeveler. James Joyce mesela. Ulysses modernist bir eserdir. Bu, postmodernizmi ilgilendirmez. Fakat Joyce postmodern bir yazardır. Elbette burada, buna kim karar veriyor diye sorulacağı kesin. Cevap: postmodernizm.</p>
<p>Şekspir (Google&#8217;a bakmadan Shakespeare diye de yazabiliyorum elbette) Macbeth&#8217;i yazdığında, postmodernizmi parmak uçlarına kadar çağırdığının farkında değildi büyük ihtimalle. Umurunda da olmayabilirdi postmodernizm. Aynı şey Macbeth için de geçerli. Fakat postmodern yazarların umrunda. Peki, kim bu postmodern yazarlar kardeşim? Cevap: postmodernizm biliyor.</p>
<p>Postmodern roman yazarı vicdanının sesiyle, şeytanının sesini ayırabilir, acıyı sızıdan, sızıyı da ağrıdan ayrılabilir. Kurgunun hayata göre fazlalıklarını, hayatın da kurguya göre eksikliklerini görebilir. (Çoğu, yazar merkezli kurmacanın, gerçeklik ile kurgu arasındaki giriftlikleri işlediğini görebilirsiniz) Postmodern roman yazarı, böyle eserlerle karşılaşınca, devrin yedincisinin nihâyetine eriştiğini genellikle bilir.</p>
<p>Keskin ifadelerle dile getirmek gerekirse, postmodern roman yazarının romanı, geniş bir gerçeklik (gözlerimizin ölçebildiği mi, kalbimizle ölçebildiğimiz mi?) çerçevesi dışında bırakılan, biçim kategorisi içerisinde alt kategoriler yahut yapısal olanaklar hâlinde vücud bulan edebî bir türdür. Teori bu edebî tür için zorunludur ve metodoloji yadsınmak üzerine kabul eder. ‘Zihin’ sabit, soyut ve bağlamsız bırakılmaya tavdır. Postmodern roman yazarı, zihnini bir çemberin altında konumlandırır. Bu çember, yerin yüzünde bir ağaç gibi dikildiğinde, tepesinde fark edebilecek kadar kendisine yakındır. Ve şiir kadar da uzak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Akıllı Telefonlar Roman Okuyamazlar</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/akilli-telefonlar-roman-okuyamazlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2024 08:19:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=187727</guid>

					<description><![CDATA[Neredeyse herkes akıllı telefon kullanmakta, kullanmayanlar ise en kötü ihtimalle, akıllı telefon sektöründen bir şekilde haberdar olmak zorunda kalmaktadır günümüzde. Akıllı Telefon sektöründen haberdar olmak, aslında bu telefonların teknik özellikleri, yapabildikleri ve sair yerine bu ürünlerin fiyatlarından haberdar olmak demektir. Fiyat-performans tanımını günümüzde sıklıkla duyabilirsiniz çünkü kapitalizm, birçok şeyin dışında, bir yandan da her insanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Neredeyse herkes akıllı telefon kullanmakta, kullanmayanlar ise en kötü ihtimalle, akıllı telefon sektöründen bir şekilde haberdar olmak zorunda kalmaktadır günümüzde. Akıllı Telefon sektöründen haberdar olmak, aslında bu telefonların teknik özellikleri, yapabildikleri ve sair yerine bu ürünlerin fiyatlarından haberdar olmak demektir. Fiyat-performans tanımını günümüzde sıklıkla duyabilirsiniz çünkü kapitalizm, birçok şeyin dışında, bir yandan da her insanın bir ekonomist olması gerektiğini pompalar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Her insanın roman okumasına gerek yoktur, fakat herkes ekonomist olmak zorundadır!” &#8211; Mr. Big Capistalism.</p>
<p>Postmodernizm, romanın, en basit hâliyle bir iletişim aracı olduğunu vurgulamaktadır. Elbette bu aracın mahiyetini kurcalamak adına dersler almak gerekir fakat dış çerçevesini bile güçlü bir şekilde kavrama gayretinin, ciddi bir iş olduğunu düşünüyorum. Günümüzde bir şeyin dış çerçevesine odaklanınca, hikâye şu şekilde başlayabiliyor:</p>
<p>“Bir kış gecesi iki adam ava gitti fakat yalnız dördü geri geldi!”</p>
<p>Geri gelenlerden biri yazar ve biri okur iken (ki ava/hikâyeye giden bu ikisiydi), diğer ikisi de yine yazar ve okur’dur. Postmodernizm üzerine düşünmek için, binbir güçlükle oluşturduğum bu örneğin, oldukça işe yarayacağını düşünüyorum. Bir akıllı telefonun da ne kadar postmodernist olabileceğini bu örnek üzerinden düşünebiliriz.</p>
<p>Akıllı telefonlar giderek gelişiyor fakat insanlara neden ekonomist olmak zorunda bırakıldıklarını hiçbir zaman anlatmayacaklar. Postmodern romanın iki kapak arasında yeniden biçimlendirdiği okur ve yazar, ekonomist olmak zorunda bırakılamayacak kadar dokunulmazdırlar. Gerçek okur ve yazar hislerinin egemenliği altında sürüklenirken, postmodern roman onlara kendi hayatlarının tapusunu sunmaktadır.</p>
<p>Bu tapunun satılıp-alınamayacak bir şey olmadığını da söylemek gerek. Oysa romanlar çoğu zaman satılıp-alınabilecek tecrübeler olsun diye tasarlanırlar. Hikâye ile av’ı benzer özelliklerle vurguladığımı fark etmiş olmalısınız. Her av bu yüzden bir katarsistir. Zira postmodern roman’ın hikâyesiz olmasını düşünmek yahut iddia etmek düpedüz trajikomik bir hâl.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ava giderken avlanmak” sözünü duyunca, aklıma postmodern roman&#8217;ın gelmesine istemsizce gülerim. O hangi okurdur ki avdan döndüğünde üzerinde kan vardır, ya dönen kendisidir, kendisini yaralamış hâlde veya dönen kendisidir, kendine yaralanmış hâlde.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Bilginin Yeni Konumları ve Postmodernizm</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/bilginin-yeni-konumlari-ve-postmodernizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 07:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[karabük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Postmodernizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=186492</guid>

					<description><![CDATA[Bir sualle başlayalım: İki harddisk düşünelim. İkisi de 1 terabaytlık. Burada ayrıca 1 terabaytın 1000 gigabayt yani ayrıca 1000000000000 bayt olduğunu da hatırlatayım. Saymak için sakın kendinizi yormayın, 1’den sonra 12 tane sıfır var. Bu iki harddisk’in birini tamamen dolduralım. Fotoğraflar, müzikler, dosyalar, ne bulursak ağzına kadar yığalım. Diğeri boş kalsın. İşte sual şu: İki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir sualle başlayalım: İki harddisk düşünelim.</strong> <strong>İkisi de 1 terabaytlık. Burada ayrıca 1 terabaytın 1000 gigabayt yani ayrıca 1000000000000 bayt olduğunu da hatırlatayım.</strong></p>
<p>Saymak için sakın kendinizi yormayın, 1’den sonra 12 tane sıfır var. Bu iki harddisk’in birini tamamen dolduralım. Fotoğraflar, müzikler, dosyalar, ne bulursak ağzına kadar yığalım. Diğeri boş kalsın. İşte sual şu: İki harddiskten hangisi daha ağırdır?</p>
<p>Bildiğim şeylerin nerede durduğunu/saklandığını düşünürüm bazan. Portakalın turuncu olduğunun bilgisini nerede saklıyorum? Adımın (Ömer) olmadığı bilgisi nerede peki? Raskolnikov’un aslında bir kaatil olamayacak kadar iyi bir insan olduğu bilgisi bütün Suç ve Ceza baskılarında mı duruyor şu anda yoksa kalbimde mi? Bu arada evet, bilginin saklandığı yer deyince, insanın aklına ‘kalp’ pek gelmiyor. Aslında direkt olarak ‘benim anlattığım postmodernizm’in, insana kazandırması gerektiğini düşündüğüm şeyin, bu olduğunu söyleyerek bileti erkenden kesebilirim fakat o zaman da kabuğu sert bir domates çiğniyor gibi hissedebilirsiniz diye devam ediyorum.</p>
<p><strong>Bir bilginin konumunu belirlemek için belki de onun nasıl bir şekli/bedeni olduğunu bilmeliyiz. Öyle ya, un gibi bir şeyse eğer bu bilgi denilen şey ve onu hava alan bir yerde bırakırsam, böceklenme ihtimali çok yüksek. Veya su gibi olabilir. O zaman işim biraz daha kolay. Bu bahsi sonradan düşünmek için kenara bırakmak daha iyi olacak gibi.</strong></p>
<p>Bilginin şekli üzerinden onun konumuna erişmek pekala mümkün olsa da bilginin tek bir konumunun olmadığı da biraz düşününce mantıklı geliyor. Bir bilgi hem kalpte hem de akılda olabilir mesela. Veyahut hem Hatice’de hem de Yasin’de de olabilir. Yahut merkeze yaklaşarak söylersem, hem matematik test kitabında hem de postmodern bir romanda aynı bilgi konumlanabilir.</p>
<p><strong>Postmodern roman ipin devamı olsun ve ellerimden bırakmadan ilerlemeye çalışayım. Günümüzde birçok bilginin konumunu insanlara birçok şey ilan edebilirken, o birçok şeyin başlarında, sıranın oldukça önünde postmodern romanlar göze çarpıyor. Burada postmodern romanlar ile romanları yahut postmodernleştirilmeye çalışılmış romanları birbirine karıştırmıyor veya onlar arasında kıyasa girişmiyorum, çünkü bu, bambaşka bir mesele olarak duruyor karşımızda.</strong></p>
<p>Postmodern romanlar günümüzde yazılan metinler içerisinde, insana bilgi haricinde bilginin konumunu da göstererek/işaret ederek meselelerin çıkış noktalarına kadar ilerlenebilecek yollar hazırlıyor. O yollar tanıdık mı yoksa ilk defa mı görülüyor, bu meseleler okur için oldukça kıymetlidir. Tecrübenin yahut tecrübe ettirmenin zahmetini tadanlar daha iyi anlayacaktır bunu. Filhakika postmodern romanlar, kendinden öncekiler gibi tecrübenin ne olduğunu anlatmakla kalmaz, tecrübenin konumunu da işaret ederler yahut gösterirler okurlara. Raskolnikov&#8217;u bu durum üzerinden düşünebiliriz. Suç ve Ceza postmodern bir roman değil fakat eğer öyle tasarlansaydı, biz bir kaatil olma durumunun katarsisi ötesinde, kaatil olma durumunun hayatımızdaki konumunu da görebilirdik. O durumun saklandığı/saklanabileceği yeri uzaktan seyredebilir ve belki oradan uzak durabilirdik. Kapının arkasında uzak durmaya çalıştığımız bir şey varsa, ondan, kapının arkasında olduğunu bildiğimiz için uzak durabiliyoruz, öyle değil mi?</p>
<p>Şimdi biri çıkıp bilginin konumu beni ne ilgilendirir diye sorabilir hâlâ -ki çoğu insan ne yazık ki böyledir, mevzuu anlatmaya, yaşanılan yeryüzünün ve belki gökkubbenin önemi üzerine önemli bir şeyler söylenerek başlanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Of Not Being a İsmet Özel I</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-i/</link>
					<comments>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-i/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tugay Kaban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Aug 2024 08:11:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Karabük]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[karabük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kaban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=185319</guid>

					<description><![CDATA[Of Not Being a İsmet Özel I &#160; Karabük’ten ayrılalı sekiz sene oldu. Bu zaman dilimi ayrıca şiirden de ayrılığımın çerçevesini çizmektedir. Boşanmak değil de ayrılık diyorum zira şiirden boşanmak diye bir şey yoktur. Bunu elbette çok seneler sonra anladım. Şiir sizinle olan akdini bozmadığı müddetçe, siz şiire isterseniz on beş talak verin, o akid [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Of Not Being a İsmet Özel I</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karabük’ten ayrılalı sekiz sene oldu. Bu zaman dilimi ayrıca şiirden de ayrılığımın çerçevesini çizmektedir. Boşanmak değil de ayrılık diyorum zira şiirden boşanmak diye bir şey yoktur. Bunu elbette çok seneler sonra anladım. Şiir sizinle olan akdini bozmadığı müddetçe, siz şiire isterseniz on beş talak verin, o akid bozulmuyor. Bozulmuyor fakat düzen eskisi gibi de kalmıyor. Bir nehrin akışı gibi tasvir edersek, süreğenlik kesintilere uğruyor. Bu sırada ‘şiirin intikamı’ minvalinde şeyler de vukû bulmuyor değil. Zihne yahut kalbe doluşan mısra görünümlü çirkin cümleler, sizi (şairi) kusturmaya çalışıyor. Fakat uslu durur ve pişmanlık sergilerseniz, en azından kalburüstü bir hayat yaşama ihtimalinizin olduğunu da söyleyebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bunlar elbette benim başımdan geçenler. Belki ben çok ayyûki davranıp, üzerine bir de şiire duyduğum nefreti bir roman yoluyla işlediğim için, daha sancılı bir sürece itmiş olabilirim kendimi. Şimdi daha akıllıca davrandığımı rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne mi yapıyorum daha akıllıca davranmak için? Çok basit. Boyun eğiyorum. En azından boyun eğiyormuş gibi görünüyorum. Hayatın karşılaştığım çoğu manzarasında görmediğim bir şeyi yapıyorum yani, pes ediyorum. İnsanlar günümüzde pes etmiyorlar. Kinlerinden, sevinçlerinden, heyecanlarından pes etmiyorlar. Şiir hâlâ bana öğretiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözlerimi dünyaya açtığımda, Türk şiirinin zirvesinden insanlığı seyreden İsmet Özel, İki Kanat isimli şiirini henüz yayımlamıştı. Ben bu şiirin ortaya çıkışından yirmi küsur sene sonra Karabük’e gelmiş olsam da Özel’in şiirinde geçen kapı kanatlarıyla orada, Karabük’te karşılaşmıştım. Kızlar hâlâ boyasız kapının önündeki betonda rond yapıp, raspa oynuyorlar, isterseniz gidip görün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiirin nerede yazıldığı çözülebilir bir şeydir fakat nerede yaşandığı oldukça zor bir problem. İlk önce şiirin kimin hayatında can bulacağı da konuşulabilir fakat ben direkt olarak olarak gökkubenin içerisine, coğrafyaya odaklanmayı öneriyorum. Coğrafyayı düşünüp, meseleyi coğrafyanın sınırları ile kritik etmek en güvenli yöntem. Zira ayakları yere basmayan düşüncelerle şiiri anlamlandırmak boş bir çaba. Ayakları yere basmayan düşüncelerle şiiri kabul etmek de şiiri reddetmek de sancılı bir nihayet. Şair coğrafyasını anlamlandıramamış gibi görünse de şiirin hangi coğrafya da anlam kazanacağı üzerine düşünmek her şiir okurunun bileklerine altın birer kelepçe.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Of not being a İsmet Özel derken, bu ilk yazıda, İsmet Özel olmamak üzerine düşünmesi gereken Türk şairlerine şunu not ettirmek istiyorum, İsmet Özel bir şairdir fakat her şair için geçerli olmasa da şiirin, bazı şairleri zapt ettiğini görmezlikten gelmek, bizi nereye kadar götürecektir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tugay Kaban</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://karabukpostasi.com/yazilar/of-not-being-a-ismet-ozel-i/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
	</channel>
</rss>
