<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:alsat="https://alsat.kkerem.com/ns" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>gen &#8211; Karabük Postası</title>
	<atom:link href="https://karabukpostasi.com/etiket/gen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://karabukpostasi.com</link>
	<description>Karabük, Safranbolu, Yenice, Eskipazar ve ilçelerinden son dakika haberleri, yerel gündem, spor, ekonomi ve tüm gelişmeler Karabük Postası’nda.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Mar 2026 09:00:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://karabukpostasi.com/wp-content/uploads/2024/10/67107f97768fa.webp</url>
	<title>gen &#8211; Karabük Postası</title>
	<link>https://karabukpostasi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kuraklığa dayanıklı domatesler geliştiriliyor</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/kurakliga-dayanikli-domatesler-gelistiriliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Domates]]></category>
		<category><![CDATA[Düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=268530</guid>

					<description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi’nde doktora öğrencisi Pakistanlı Momna Mehmood tarafından yürütülen araştırmada kuraklığa daha dayanıklı domates çeşitlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi’nde doktora öğrencisi Pakistanlı Momna Mehmood tarafından yürütülen araştırmada kuraklığa daha dayanıklı domates çeşitlerinin geliştirilmesi hedefleniyor.<br />
<br />OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Musa Kavas danışmanlığında Biyoteknoloji Bölümü doktora öğrencisi Pakistanlı Momna Mehmood tarafından yürütülen araştırmada, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki olumsuz etkilerine karşı çözüm üretilmesi amaçlanıyor. Özellikle su kaynaklarının azalmasıyla birlikte üretimi zorlaşan domates bitkisinin kuraklık karşısındaki dayanıklılık mekanizması mercek altına alındı.<br />
<br />Çalışma kapsamında daha önce geliştirilen ve gen düzenleme yöntemiyle elde edilen &#8220;J-03&#8221; isimli özel domates hattı inceleniyor. Araştırmada, bu domateslerin kuraklık altında hangi genleri devreye soktuğu, strese karşı nasıl tepki verdiği ve diğer bitkilere göre ne tür farklılıklar gösterdiği araştırılıyor. Proje, hem normal domates bitkilerini hem de gen düzenlemesi yapılmış hatları karşılaştırarak kuraklığa dayanıklılığı artıran biyolojik mekanizmaları ortaya koymayı hedefliyor. Laboratuvar analizleri ve bitkiler üzerinde yapılan ölçümlerle, kuraklık stresine karşı verilen tepkiler detaylı şekilde inceleniyor. Araştırma sonunda elde edilecek verilerin, gelecekte daha az suyla yetişebilen ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli tarım ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p>
<p>&#8220;Su kaybını azaltmaya yönelik düzenlemeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz&#8221;<br />
<br />Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Musa Kavas, domates üretiminde kuraklığın en önemli risklerden biri olduğunu belirtti. Kavas, &#8220;Domates üretimini etkileyen birçok faktör var. Bunlardan en önemlisi kuraklık. Son yıllarda küresel ısınmayla birlikte yağış rejiminde büyük değişiklikler meydana geldi. Ülkemizde de son yıllarda yağışların azalması nedeniyle bitkisel üretimde düşüşler yaşanıyor. Özellikle açık arazide domates üretimi yapıldığında, üretim büyük ölçüde yağışa bağımlı olduğu için kurak dönemlerde önemli verim kayıpları görülüyor. Domates her ne kadar sulanabilen bir bitki olsa da doğal yağışlara bağlılık gösterdiğinden, kuraklık üretim açısından en önemli faktörlerden biridir. Laboratuvarımızda şu anda genom düzenleme projeleri yürütüyoruz. Doktora öğrencimin çalışmasında, domateste var olan bazı genleri iyileştirmeye yönelik düzenlemeler yapıyoruz. CRISPR olarak adlandırılan genom düzenleme tekniğini kullanıyoruz. Buradaki temel amacımız, domatesin suyu daha verimli kullanabilmesini ve topraktan daha fazla su alabilmesini sağlamak. Bu doğrultuda hem kök yapısında değişiklikler yapmayı hem de yapraklardan su kaybını azaltmaya yönelik düzenlemeler gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Daha önce yaptığımız bazı çalışmalarda başarılı sonuçlar elde ettik. Farklı genlerde yaptığımız değişikliklerle özellikle kök sayısının artırılmasının domatesi kuraklığa daha dayanıklı hale getirdiğini gördük. Ana hedefimiz, strese maruz kalsa bile tolerans gösterebilen ve üretimde düşüş yaşanmayan bir domates geliştirmek&#8221; dedi.<br />
<br />Araştırmayı yapan Pakistanlı OMÜ doktora öğrencisi Momna Mehmood, &#8220;Bu proje başarılı olursa domateste çok yeni bir şey olacak. Literatür için çok önemli bir katkı sağlayacak&#8221; diye konuştu.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ta şoke eden araştırma</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/turkiyenin-en-uzun-nehri-kizilirmakta-soke-eden-arastirma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 13:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[Nakipoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=259630</guid>

					<description><![CDATA[Bartın’da gerçekleştirilen bilim kafe etkinliğinde konuşan BARÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nakipoğlu, antibiyotiklerin her geçen gün artan kullanımı nedeniyle etkisinin azaldığın ifade ederek ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bartın’da gerçekleştirilen bilim kafe etkinliğinde konuşan BARÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nakipoğlu, antibiyotiklerin her geçen gün artan kullanımı nedeniyle etkisinin azaldığın ifade ederek, Kızılırmak Nehri’nden alınan su örneklerinde ise antibiyotik direnç genlerinin farklı türlere aktarıldığı tespit edildi.<br />
<br />Bartın Üniversitesinde (BARÜ) Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Bilim İletişimi Ofisi koordinasyonunda akademik çalışmaları ve bilimsel konuları toplumla etkili, anlaşılır ve erişilebilir bir şekilde buluşturmayı hedefleyen &#8220;Bilim Kafe&#8221; etkinlikleri kapsamında bir program gerçekleştirildi. BARÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından düzenlenen &#8220;Hastalıklarda Antibiyotiklerin Etkisiz Kaldığı Bir Dünyaya Ne Kadar Hazırız?&#8221; başlıklı söyleşide antibiyotik direncine yönelik yürütülen güncel çalışmalar uluslararası bir bakış açısıyla ele alındı. Türkçe ve İngilizce gerçekleşen sunumlarda, antibiyotik kullanımı, bakteriyel direnç, antibiyotik gen aktarımı, bekleyen tehlikeler ve antibiyotik tehdidinin ortadan kaldırılması gibi konularda yapılması gerekenler anlatıldı.</p>
<p>’’Antibiyotik direnci küresel krizdir’’<br />
<br />Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen söyleşide Londra Kingston Üniversitesinden Prof. Dr. Mouhamad Khoder,  BARÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nakipoğlu ile BARÜ Merkezî Araştırma Laboratuvarı Müdürü Prof. Dr. Cem Burak Yıldız konuşmacı olarak yer aldı.<br />
<br />Etkinliğin açılışında konuşan BARÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya, antibiyotik direncinin günümüzde küresel bir sağlık tehdidi hâline geldiğini vurgulayarak ’’Antibiyotikler, basit bir enfeksiyonun ölümcül olduğu dönemleri geride bırakmamızı sağlamış, modern tıbbın temel taşlarından biri olmuştur. Ancak günümüzde Dünya Sağlık Örgütünün de vurguladığı gibi antibiyotik direnci, bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra farklı boyutları olan küresel bir krizdir. Bu konuda farkındalığın artırılması için üniversitelere ve bilim insanlarına büyük sorumluluk düşmektedir&#8221; dedi.<br />
<br />BARÜ Merkezî Araştırma Laboratuvarı Müdürü Prof. Dr. Yıldız, söyleşide antibiyotiklerin atık sularda bulunması ve bakterilerin bu maddelere karşı direnç kazanmasının oluşturabilecek problemlere değinileceğini aktardı.</p>
<p>’’Hayvan çiftliklerinde çok yüksek dozda kullanılıyor’’<br />
<br />Türkiye’nin antibiyotik tüketiminde OECD ülkeleri arasında en üst sıralarda olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nakipoğlu, Türkiye’deki antibiyotik kullanımın en yaygın olduğu yerlerin ise hayvan çiftlikleri olduğunu kaydetti. Nakipoğlu, &#8220;Antimikrobiyal direnç mikroorganizmaların üzerine etki edecek şekilde tasarlanmış ilaçlara karşı direnç geliştirme olgusudur. Dolayısıyla 20-30 yıl önce belli bir dozda kullanılan antibiyotikler, bugün veya yakın bir gelecekte aynı dozda etki etmeyecektir. Akut bir şekilde ortaya çıkan dirençli bakteriler, insanların hastaneye yatış sürelerini uzattığı gibi hatta ölüme varan sonuçlara yol açabilir. Antibiyotikler özellikle hayvan çiftliklerinde kapalı ortamlarda yetiştirilme süreçlerinde çok yüksek dozlarda kullanılıyor. Evlerimizde, hastanelerimizde kullandığımız antibiyotikten daha fazlasını hayvan çiftliklerinde kullanıyoruz. İster büyükbaş, ister küçükbaş olsun, isterse kanatlı hayvan yetiştirilen tesislerde olsun. Bu kapalı ortamlarda yetiştirilme süreçlerinde çok yüksek dozlarda antibiyotik tüketiliyor’’ dedi.</p>
<p>Su kaynaklarını tehdit ediyor<br />
<br />Bakteriyel direncin yayılması konusunda uyarılarına devam eden Dr. Öğretim Üyesi Nakipoğlu, ‘’Antibiyotikler tamamen sindirilmeden dışarı atıldığı için bunlar yüzey sularında zamanla birikiyor. Burada dikkat çekilmesi gereken atık su arıtma tesisleri. Atık su arıtma tesislerinin yeterliliği kritik bir öneme sahip. Antibiyotik direnç genlerinin aktarımın türler arasında gerçekleştiğini tespit ettik.  Özellikle Kızılırmak üzerinde bir çalışmamız olmuştu. Oradan aldığımız su örneklerinden izole ettiğimiz bakterilerde, bu direnç genlerinin türler arasında da aktarıldığını tespit etmiştik’’ şeklinde konuştu.<br />
<br />Mustafa Nakipoğlu, gerçekleştirdiği sunumda  Ekonomik İşbirliği Ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nin değerlendirmede yeterli önlemlerin alınmaması durumunda Türkiye’de tüm enfeksiyonlar içerisinde dirençli enfeksiyonların oranın 2035 yılında yüzde 40 oranına çıkarak, tüm ülkeler arasında Türkiye’nin Hindistan’dan sonra ikinci sıraya yerleşeceğinin tahmin edildiğini de ifade etti.<br />
<br />Atık sular antibiyotikten arındırılacak<br />
<br />Ülke genelinde yapılan antibiyotik farkındalığını arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiğini de hatırlatan Dr. Nakipoğlu, Bartın Üniversitesi ile İngiltere’deki Kingston Üniversitesi’nin sularda biriken antibiyotik kalıntılarının önüne geçebilmek amacıyla çalışma yürütüldüğünü de aktardı.<br />
<br />Nakipoğlu, ‘’Projede antibiyotik kalıntılarının yüzey sularında birikmesinin önüne geçmek için özel antibiyotik giderim sistemleri geliştirmek istiyoruz. Böylece Londra Kingston Üniversitesi iş birliğiyle hem sağlık hem çevre odaklı bir yaklaşım ortaya koyuyoruz&#8221; diye konuştu.<br />
<br />Londra Kingston Üniversitesinden Prof. Dr. Mouhamad Khoder ise su ortamındaki antibiyotik kalıntılarını gidermeyi hedefleyen &#8220;Antibiyotiklerin Biyolojik ve Çevresel Ortamlardan Uzaklaştırılması Yoluyla Antimikrobiyal Direncin Ele Alınması&#8221; başlıklı proje hakkındaki sunumunda yürütülen çalışmaları kapsamlı bir şekilde anlattı.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu: &#8220;Yabancı türler genetik mirasımızı yok etti&#8221;</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/prof-dr-resul-gercekcioglu-yabanci-turler-genetik-mirasimizi-yok-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 09:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=251776</guid>

					<description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, yok olan yerli meyve genetik mirasının cet tohumların yine tarıma kazandırılmasıyla ilaçsız ve gübresiz üretimin mümkün olacağını söyledi. Prof. Dr ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, yok olan yerli meyve genetik mirasının cet tohumların yine tarıma kazandırılmasıyla ilaçsız ve gübresiz üretimin mümkün olacağını söyledi.<br />
<br />Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, ilaçsız ve gübresiz yetişen mahallî meyve çeşitlerinin bir periyot Anadolu topraklarında doğallığıyla öne çıktığını lakin yabancı orijinli tiplerin yaygınlaşmasıyla bu kaynakların göz arkası edildiğini belirterek, &#8220;Bizim ilaçsız ve gübresiz yetişen inanılmaz kaynaklarımız vardı. Bunlar bize dışarıdan gelen yabancı orijinli meyvelerin toprağımıza dikilmesiyle göz arkası edildi, ihmal edildi. Kimi yerlerde kentsel yapılaşma nedeniyle yok edildi&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Anadolu genetik çeşitlilik açısından zengin&#8221;<br />
<br />Ata eserlerinin yok olduğunu lisana getiren Gerçekcioğlu, Türkiye’nin dünya üzerindeki beş gen merkezinden üçüne konut sahipliği yapan Anadolu coğrafyasının genetik çeşitlilik açısından büyük bir zenginliğe sahip olduğunu vurguladı. Bu zenginliğin yüzde 80’inin çeşitli nedenlerle tahrip edildiğini söyleyen Gerçekçioğlu, &#8220;Ata tohumlar ve yöresel isimlendirdiğimiz dünya kadar meyvelerimiz heder edildi. Ülkemiz dünyanın en varlıklı genetik kaynağına sahip coğrafyalardan bir tanesidir&#8221; diye konuştu.<br />
<br />Gerçekçioğlu, yerli meyve tiplerinin yine tarıma kazandırılmasının ehemmiyetine işaret ederek, &#8220;Bunları biz tekrar tarıma kazandırabilirsek ilaçsız ve gübresiz üretim yüzde yüz olur. Bir algıyla biz bunları yok ettik. Uyanıp bunları tekrar tarıma kazandırırsak hiç meyve bulamamaktansa varsın 150 gram meyve üretebilelim&#8221; açıklamasında bulundu.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Gümüşhane’de 10 bin kırmızı benekli alabalık doğaya salındı</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/gumushanede-10-bin-kirmizi-benekli-alabalik-dogaya-salindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 17:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Benekli Alabalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=237071</guid>

					<description><![CDATA[Torul ilçesindeki Çit Deresi mevkiinde 10 bin kırmızı benekli alabalık tabiatla buluşturuldu. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından gen kaynaklarının korunması, yerli tiplerin tanıtılması ve farkındalığın ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Torul ilçesindeki Çit Deresi mevkiinde 10 bin kırmızı benekli alabalık tabiatla buluşturuldu.<br />
<br />Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından gen kaynaklarının korunması, yerli tiplerin tanıtılması ve farkındalığın artırılması maksadıyla yürütülen proje dahilinde, doğal ortamından alınarak üretilen kırmızı benekli alabalıklar yine doğal ömür alanlarına salınıyor. Bu kapsamda Torul ilçesine bağlı Çit Deresi mevkiinde düzenlenen alabalık salımı programına Gümüşhane Valisi Aydın Baruş, Torul Kaymakamı Koray Çelik, Tabiat Müdafaa ve Ulusal Parklar yetkilileri katıldı. Aktiflikte 10 bin adet kırmızı benekli alabalık doğal hayatına bırakıldı.</p>
<p>&#8220;Kaçak avcılık yapanları ihbar edin&#8221;<br />
<br />Programda konuşan Gümüşhane Valisi Aydın Baruş, kırmızı benekli alabalıkların doğal habitatta büyüyerek varlığını sürdürebildiğini belirterek, bilinçsiz ve yasak avcılığın önlenmesi gerektiğini vurguladı. Vali Baruş, &#8220;Bu bıraktığımız yavrular doğal habitat içerisinde varlıklarını sürdürerek değerli büyüklüklere ulaşıyor. Ve bu büyüklüğe ulaştığı takdirde de varlığını devam ettirme talihi daha fazla artıyor. Bilinçsiz avcılıktan uzak durmamız lazım. Yani derelerde bir ekip ekipmanlar kullanarak balıkları katletmek, toplu avcılık yapmak bunlar yasak yollar. Yalnızca olta balıkçılığına müsaade veriliyor. Olta balıkçılığında da yalnızca ferdî muhtaçlığımız için bunlara müsaade veriliyor. Onun dışında ticari bir emelle bunu yapmak yasak. Biz istiyoruz ki derelerimiz daima kırmızı benekli alabalıklarla dolsun. Lakin bunu yapmamız için de vatandaşlarımızın şuurlu olması lazım. Kaçak avcılık yapanlara, bu halde yasak avlanma adabı uygulayanlara lütfen 112 Acil Davet Merkezi’ne, jandarmaya ihbar etsinler. Tabiat Müdafaa Ulusal Parklar Müdürlüğü’müze ihbar etsinler. Gerekli müdahaleleri yapacağız. Tabiatımızı hoş bir biçimde korursak buradaki endemik hayatta canlı bir halde varlığını devam ettirecektir&#8221; dedi.<br />
<br />Öte yandan Tabiat Müdafaa ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen proje kapsamında, Gümüşhane genelinde Çit, Dağdibi ve Balahor derelerinden alınan anaç balıklar kullanılarak yavru üretimi gerçekleştiriliyor. Üretilen kırmızı benekli alabalıklar tekrar bu derelere salınarak doğal döngü destekleniyor. 2012-2023 yılları ortasında kent genelinde toplam 332 bin adet kırmızı benekli alabalık tabiata bırakılırken, 2024 yılında 30 bin adet, 2025 yılı için ise 20 bin adet balığın tabiata salınması planlanıyor.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Kanserle mücadelede yeni nesil ilaçlar</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/kanserle-mucadelede-yeni-nesil-ilaclar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2025 17:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tedaviler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=214466</guid>

					<description><![CDATA[Düzce(İHA) – Prof. Dr. Onur Eşbah, yeni jenerasyon ilaçların birçok kanser cinsinde umut verici sonuçlar ortaya çıkardığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Kısmı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Kolu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düzce(İHA) – Prof. Dr. Onur Eşbah, yeni kuşak ilaçların birçok kanser tipinde umut verici sonuçlar ortaya çıkardığını söyledi.<br />
<br />Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Kolu ve Tıbbi Onkoloji Bilim Kısmı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Eşbah, 4 Şubat Dünya Kanser Günü hasebiyle kanser tedavisinde yeni kuşak ilaçları hakkında bilgiler verdi. Yeni kuşak ilaçların geliştirilmesinde, genetik mühendisliği, biyoteknoloji, gen düzenleme teknolojileri ve ileri moleküler biyoloji tekniklerinin kıymetli rol oynadığını tabir eden Onur Eşbah, &#8220;Genetik mühendisliği ve gen teknolojileri ile genetik mutasyonların (kalıtsal yahut sonradan meydana gelen) tespiti ve bu gayelere yönelik tedaviler amaçlanmaktadır. Ayrıyeten, immünoterapiler ve nanoteknoloji, daha tesirli ve şahsileştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlar. Bu teknolojiler sayesinde hastalıklar daha hassas bir formda hedeflenir ve tedavi süreçleri hem daha tesirli hem de yan tesirleri daha az olacak biçimde tasarlanır&#8221; dedi.</p>
<p>Hangi kanser tiplerinde tesirli oluyor<br />
<br />Yapılan araştırmalara nazaran yeni kuşak ilaçların birçok kanser çeşidinde umut verici sonuçlar ortaya çıkardığını söyleyen Eşbah, &#8220;Meme kanseri, akciğer kanseri, kolon kanseri, malign melanom, böbrek kanseri başta olmak üzere pek çok kanser cinsinde immünoterapi ve maksatlı tedaviler üzere yeni kuşak ilaçlar kullanılmaktadır&#8221; tabirlerinde bulundu.</p>
<p>Yeni kuşak ilaçların avantajları<br />
<br />Geleneksel kanser tedavisi ve yeni kuşak ilaçlarla yapılan tedavi ortasında karşılaştırma yapan Eşbah, &#8220;Geleneksel kanser tedavileri, ekseriyetle kemoterapi ve radyoterapi üzere tümör hücrelerini yok etmeye yönelik geniş spektrumlu yaklaşımlar içerirken, yeni kuşak ilaçlar daha amaca yönelik ve şahsileştirilmiş tedaviler sunar. Avantajları ortasında, yeni jenerasyon ilaçların tümörlerin moleküler yapılarına has düzenekleri hedefleyerek sağlıklı hücrelere ziyan verme ihtimalinin azaltması, yan tesirlerin minimuma indirilmesi ve tedavi aktifliğinin artması bulunur. Ayrıyeten, immünoterapiler üzere prosedürler bağışıklık sistemini güçlendirerek daha uzun vadeli ve kalıcı karşılıklar elde etmeyi sağlar. Dezavantajlarına bakıldığında ise, bu tedavilerin geliştirilmesi ve uygulanmasının hayli maliyetli olması, kimi teknolojilerin şimdi geniş kitlelere ulaşamaması ve spesifik mutasyonlara odaklandığı için her hasta için uygun olmama ihtimali öne çıkar. Lakin, daima gelişen teknolojiler bu dezavantajların vakitle azalmasını sağlamaktadır&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Yeni jenerasyon uygulamalarla çalışıyoruz&#8221;<br />
<br />Hastanede uygulanan yeni kuşak tedaviler hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. Onur Eşbah, &#8220;Kanser tedavisi multidisipliner yaklaşımı gerektirir. Mediklal onkolojinin yanında radyoloji, cerrahi, patoloji üzere pek çok ana branş hastanemizde teşhis evresinde ve tedavinin planlanmasında rol almaktadır. Onkoloji Ünitemizde yeni kuşak tedaviler, immünoterapi ve maksada yönelik tedaviler (Sağlık Bakanlığımızca onaylanmış) verilebilmektedir. Hem klasik ilaçlarımız hem de yeni kuşak ilaçlar robotik ilaç hazırlama aygıtı ile daha hassas ve inançlı bir formda hazırlanmaktadır. Hastanemiz, 2024 yılında yaklaşık 750 bin hastaya sıhhat hizmeti sunmuş olup, kanser tanısı almış hastaların takip ve tedavilerinin planlandığı Günübirlik Onkoloji Ünitesi’nde yaklaşık 20 bin hasta tedavi edilmiştir.<br />
<br />Bu gelişmeler, Düzce Üniversitesi Hastanesi’nin kanser teşhis ve tedavisinde yeni teknolojilere ahenk sağlama konusundaki kararlılığını ve bölge halkına sunduğu sıhhat hizmetlerinin kalitesini göstermektedir&#8221; tabirlerine yer verdi.</p>
<p>&#8220;Yeni kuşak tedaviler uyguluyoruz&#8221;<br />
<br />Düzce Üniversitesi Onkoloji Bilim Kolu olarak kanser tedavisindeki yeni gelişmeleri yakından takip ettiklerinin altını çizen Eşbah, &#8220;Onkoloji ünitemizde yeni jenerasyon tedaviler, immünoterapi ve gayeye yönelik tedavileri uygun hastalarımıza uygulamaktayız. Halkımızın emin ellerde olduğunu vurgulayarak, büyük kentlerde şifa aramalarına gerek olmadığını, kendi memleketlerinde bu hizmetlerin verilebildiğini bilmelerini isterim&#8221; diyerek açıklamalarını sonlandırdı.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Kenevir kabinlerinde melezleme yöntemiyle yeni kenevir çeşitleri elde etmeye çalışıyorlar</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/kenevir-kabinlerinde-melezleme-yontemiyle-yeni-kenevir-cesitleri-elde-etmeye-calisiyorlar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 17:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir]]></category>
		<category><![CDATA[Oluşturmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=210913</guid>

					<description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından kurulan kenevir kabinlerinde, yerli kenevir çeşitlerinin lif oranını artırılması için yüksek lif oranına sahip yabancı çeşitler ile melezleme yapılarak yeni çeşitler elde edilmeye çalışıyor. OMÜ, ayrıyeten bu ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından kurulan kenevir kabinlerinde, yerli kenevir çeşitlerinin lif oranını artırılması için yüksek lif oranına sahip yabancı çeşitler ile melezleme yapılarak yeni çeşitler elde edilmeye çalışıyor.  OMÜ, ayrıyeten bu çalışma ile dünyadaki tüm kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmayı amaçlıyor.<br />
<br />OMÜ Kenevir Araştırmaları Enstitüsü yeni kenevir çeşitleri ortaya çıkarma, kenevirden katma kıymeti yüksek eserler elde etmek, bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmak emeliyle yıllardır çalışmalar yürütüyor. Enstitüsünün çabucak yanında kurulan serada kenevir yetiştirilerek akademik çalışmalar yürütülüyor. Sera içinde bulunan kenevir kabinlerinde yeni kenevir çeşitleri elde etmek için ağır bir çalışma yaptıkları söyleyen Kenevir Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selim Aytaç, &#8220;Bu kabinler kenevir genotiplerini melezleme kabinleridir. Kabinlerde çelik profille yapıldı ve etrafı polen geçirmeyecek örtülerle sarıldı. Biz burada melezleyeceğimiz genotipleri muhakkak bir sıra halinde içine ekmekteyiz. Orada toz alışverişi istediğimiz anne ve baba ortasında olur. Meydana gelen yavru istediğimiz genotip özelliklerle sağlanmış olur. Kabinler dışarıya polen veremezler. Dışarıdan da polen alamazlar. Kendi içerisinde bizim seçeceğimiz ebeveynler oluşacağı için ıslah çalışmalarında bu kabinleri kullanmaktayız. Buradaki 16 kabinde 16 farklı genotip melezlemesini burada yapabilmekteyiz. Yıl içerisinde bu kabinlerde birkaç kuşak yapmak suretiyle istek ettiğimiz 32 yahut daha yüksek kombinasyonda melezleme çalışması yapıyoruz. Bu kombinasyonlar daha sonra müşahede bahçelerine dönüştürülüyor. Tahminen onlarca, yüzlerce genotip elde ediyoruz. Bunların içerisinde gerek ölçüm gerekse de laboratuvar çalışmalarımız sonucunda yeni adaylarımız ortaya çıkıyor. Burada lif oranı, verimlilik, tohum randımanı üzere özellikler araştırılarak yeni çeşitlere yol çıkarmaktayız. Tıpkı vakitte ilaç aktif unsuru gayeli üretim çalışmalarımız evvel laboratuvar ortamında ve kabinlerde devam ediyor&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Gen bankası oluşturmak istiyoruz&#8221;<br />
<br />&#8220;Bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmak istiyoruz&#8221; diyen Prof. Dr. Aytaç şunları söyledi:<br />
<br />&#8220;Bizim için kıymetli olan üniversitemiz bünyesinde dünyadaki bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmaktır. Gen bankasını geliştirme çalışmamız var. Burada asıl gayemiz genetik varyasyon oluşturmaktır. Bugün dünyada esmeri, sarısı, beyazı her türlü insan var. Kenevirinde her türlü genetiğini bulunduran genotipleri elde etmek istiyoruz. Kısa boyludan uzun boyluya, kollu olandan kolsuz olana , tohumu iri olandan küçük olana üzere mümkün olduğunca farklı varyasyonlar oluşturmak istiyoruz.&#8221;<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Kenevir kabinlerinde melezleme yöntemiyle yeni kenevir çeşitleri elde etmeye çalışıyorlar</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/kenevir-kabinlerinde-melezleme-yontemiyle-yeni-kenevir-cesitleri-elde-etmeye-calisiyorlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 09:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[kenevir]]></category>
		<category><![CDATA[Oluşturmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=210808</guid>

					<description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından kurulan kenevir kabinlerinde, yerli kenevir çeşitlerinin lif oranını artırılması için yüksek lif oranına sahip yabancı çeşitler ile melezleme yapılarak yeni çeşitler elde edilmeye çalışıyor. OMÜ, ayrıyeten bu ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından kurulan kenevir kabinlerinde, yerli kenevir çeşitlerinin lif oranını artırılması için yüksek lif oranına sahip yabancı çeşitler ile melezleme yapılarak yeni çeşitler elde edilmeye çalışıyor.  OMÜ, ayrıyeten bu çalışma ile dünyadaki tüm kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmayı amaçlıyor.<br />
<br />OMÜ Kenevir Araştırmaları Enstitüsü yeni kenevir çeşitleri ortaya çıkarma, kenevirden katma pahası yüksek eserler elde etmek, bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmak gayesiyle yıllardır çalışmalar yürütüyor. Enstitüsünün çabucak yanında kurulan serada kenevir yetiştirilerek akademik çalışmalar yürütülüyor. Sera içinde bulunan kenevir kabinlerinde yeni kenevir çeşitleri elde etmek için ağır bir çalışma yaptıkları söyleyen Kenevir Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selim Aytaç, &#8220;Bu kabinler kenevir genotiplerini melezleme kabinleridir. Kabinlerde çelik profille yapıldı ve etrafı polen geçirmeyecek örtülerle sarıldı. Biz burada melezleyeceğimiz genotipleri aşikâr bir sıra halinde içine ekmekteyiz. Orada toz alışverişi istediğimiz anne ve baba ortasında olur. Meydana gelen yavru istediğimiz genotip özelliklerle sağlanmış olur. Kabinler dışarıya polen veremezler. Dışarıdan da polen alamazlar. Kendi içerisinde bizim seçeceğimiz ebeveynler oluşacağı için ıslah çalışmalarında bu kabinleri kullanmaktayız. Buradaki 16 kabinde 16 farklı genotip melezlemesini burada yapabilmekteyiz. Yıl içerisinde bu kabinlerde birkaç nesil yapmak suretiyle dilek ettiğimiz 32 yahut daha yüksek kombinasyonda melezleme çalışması yapıyoruz. Bu kombinasyonlar daha sonra müşahede bahçelerine dönüştürülüyor. Tahminen onlarca, yüzlerce genotip elde ediyoruz. Bunların içerisinde gerek ölçüm gerekse de laboratuvar çalışmalarımız sonucunda yeni adaylarımız ortaya çıkıyor. Burada lif oranı, verimlilik, tohum randımanı üzere özellikler araştırılarak yeni çeşitlere yol çıkarmaktayız. Tıpkı vakitte ilaç faal unsuru emelli üretim çalışmalarımız evvel laboratuvar ortamında ve kabinlerde devam ediyor&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Gen bankası oluşturmak istiyoruz&#8221;<br />
<br />&#8220;Bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmak istiyoruz&#8221; diyen Prof. Dr. Aytaç şunları söyledi:<br />
<br />&#8220;Bizim için değerli olan üniversitemiz bünyesinde dünyadaki bütün kenevir genotiplerinin gen bankasını oluşturmaktır. Gen bankasını geliştirme çalışmamız var. Burada asıl maksadımız genetik varyasyon oluşturmaktır. Bugün dünyada esmeri, sarısı, beyazı her türlü insan var. Kenevirinde her türlü genetiğini bulunduran genotipleri elde etmek istiyoruz. Kısa boyludan uzun boyluya, kollu olandan kolsuz olana , tohumu iri olandan küçük olana üzere mümkün olduğunca farklı varyasyonlar oluşturmak istiyoruz.&#8221;<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>’Kuraklık stresine dayanıklı’ domatesler geliyor</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/kuraklik-stresine-dayanikli-domatesler-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ihlas Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 17:36:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Domates]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://karabukpostasi.com/?p=166573</guid>

					<description><![CDATA[Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi’nde akademisyenler domates bitkisinde ’Crispr/Cas9’ teknolojisi ve aşılama sistemi kullanarak ’kuraklık stresine dayanıklı’ domates genotipleri geliştirecek. Küresel ısınma son yıllarda tarım ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi’nde akademisyenler domates bitkisinde ’Crispr/Cas9’ teknolojisi ve aşılama sistemi kullanarak ’kuraklık stresine dayanıklı’ domates genotipleri geliştirecek.<br />
<br />Küresel ısınma son yıllarda tarım başta olmak üzere yaşamın birçok alanını etkiliyor. Bilim insanları ise tarımsal ürünlerin kuraklık tehlikesine karşı daha dayanıklı hale gelmesi için çalışmalar yapıyor. OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Musa Kavas’ın yürütücülüğünü yaptığı “Domates Bitkisinde Crispr/Cas9 Teknolojisi ve Aşılama Sistemi Kullanılarak Kuraklığa Toleransın ve Lateral Kök Sayısının Arttırılması” adlı projede ise kuraklık stresine dayanıklı domatesler yetiştirilmesi amaçlanıyor. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından 1 milyon 650 bin TL bütçe ile desteklenmeye hak kazanan projede domates bitkisinde yer alan 4 adet gen susturularak domates bitkilerinin daha büyük köklere sahip olması ve topraktan daha fazla su kullanması sağlanacak.</p>
<p>&#8220;Bütün stratejileri bir araya getirebilirsek domates bitkilerinin kuraklığa toleranslı hale gelmesini sağlayacağız&#8221;<br />
<br />Projeyle ilgili bilgi veren Doç. Dr. Musa Kavas, &#8220;Bu projemizde kuraklığa toleranslı domatesler geliştirmeye çalışıyoruz. Bunu gerçekleştirmek için Crispr/Cas9 teknolojisi kullanarak domates genomunda yer alan 4 tane geni susturmaya çalışacağız. Normalde bu genler çalıştığı zaman 2 fonksiyonları var. Birincisi, bu genler gelişmekte olan domateslerin kök sayısını ya da kök uzunluğunu azaltmaktadır. Eğer kullandığımız bu genom düzenleme teknolojisi yardımıyla bu genleri susturabilirsek, çalışamaz duruma getirirsek elde edeceğimiz genom düzenlenmiş domates bitkilerinin daha büyük köklere sahip olmasını ve topraktan daha fazla su kullanımına sahip olmasını istiyoruz. Sonuç olarak kuraklığa toleranslı domatesler geliştirmiş olacağız. Diğer 2 gen ise su kaybını artırabilme potansiyeli bulunan genler. Eğer biz bu genleri başarı ile susturabilirsek, stoma sayısı verimi düşürmeden azaltılacak ve daha kalın bir kütikül tabakasını oluşturularak su kaybı minimize edilecektir. Eğer bu bütün stratejileri bir araya getirebilirsek, aynı anda hem lateral kök sayısı arttırılacak hem de su kaybı azaltılacak. Böylece, elde edeceğimiz domates bitkilerinin kuraklığa toleranslı hale gelmesini sağlayacağız. Hepimiz biliyoruz, son yıllarda küresel ısınma problemi ile karşı karşıyayız. Tarımsal üretim küresel ısınmadan büyük ölçüde etkileniyor. Dolayısıyla bizim gelecek 10-20 yılda daha az su kullanan, bu az su kullanma kapasitesine sahip olmakla birlikte aynı verimi elde edebileceğimiz çeşitlerin geliştirmesini ihtiyaç duymaktayız. Biz bunu domateste çalışıyoruz ama tabii ki, hem ülkemizde hem de dünya da bu teknikler kullanılarak farklı bitkiler geliştirebilir. Crispr/Cas9 tekniği ile bitkilerin genomları düzenlenebilmekte ve çalışan genler susturularak, çalışmayan genler ise daha iyi çalıştırılarak, yeni bitkiler geliştirilebilmektedir&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Domates zararlıları ile mücadele&#8221;<br />
<br />Ayrıca domates zararlıları ile ilgili proje yürüttüklerini söyleyen Dr. Kavas, &#8220;TÜBİTAK projesi çerçevesinde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu projelerde Crispr/Cas9 teknolojisini kullanarak domates bitkisinde genom düzenleme yapmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede yürüttüğümüz 3 TÜBİTAK projemiz bulunmaktadır. İlk projemizde çok önemli bir domates zararlısı olan Kök-ur nematoduna karşı toleranslı domates geliştirmeye çalışıyoruz. Crispr/Cas9 teknoloji kullanarak domates genomunda bulunan farklı genlerin ifadesini arttırmaya çalıştık. Şu anda kısmen başarılıyız. Projemiz halen devam etmektedir. 2. Projemizde ise domates güvesi dediğimiz bir zararlı var. Buna karşı domates bitkisini dirençli hale getirmeye çalışıyoruz. Bunu başarabilmek için, domatesin yapraklarında bulunan ve trikom adı verilen dikensi yapıları arttırmaya, aynı zamanda da kütikül tabakasını kalınlaştırmaya çalışıyoruz. Bunu da yine Crispr olarak adlandırılan bir genom düzenleme tekniğiyle yapmaya çalışıyoruz. Burada farklı bir Crispr teknolojisi kullanıyoruz. Normalde Crispr teknolojisi insanlarda, hayvanlarda, farklı canlılarda var olan genleri modifiye etmeye yarayan bir araçtır. Elimizde bir moleküler makas var. Bu makasla bir gen bölgesini kesiyoruz. Daha sonra bitki orayı tamir etmeye çalışıyor. Bu şekilde çalışan bir geni susturuyoruz ya da az çalışan bir geni daha fazla çalıştırmaya çalışıyoruz. Bu teknoloji aslında 2020 yılında Nobel ödülü ile ödüllendirilmiş bir teknolojidir. Hayatımızda farklı bir yere gelmiş bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu teknoloji bütün canlılarda var olan herhangi bir genin düzeltilmesinde ya da o genin daha fazla çalıştırılmasında kullanılabilir. Dolayısıyla biz bu ikinci projemizde var olan domates genlerini daha fazla çalıştırmaya çalışıyoruz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Bu çalışmanın bir aşamasında aşılı domates fidesi üretim gerçekleştireceğiz&#8221;<br />
<br />Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Balkaya ise &#8220;Dünyada son yıllarda en güncel  uygulamalardan bir tanesi de aşılı fide üretim teknolojisidir. Gerek iklim değişikleri gerekse de toprak kökenli hastalık ve zararlılar artmasına çözüm olarak organik ve geleneksel olarak aşılı fide domatesi yaygın olarak kullanılan önemli yöntemlerden bir tanesidir. Bu çalışmanın bir aşamasında aşılı domates fidesi üretimi gerçekleştirerek projenin diğer aşamalarında bitki üretimi gerçekleştireceğiz&#8221; şeklinde konuştu.<br /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
		<item>
		<title>Antibiyotik tedavisine alternatif &#8220;faj terapisi&#8221;</title>
		<link>https://karabukpostasi.com/antibiyotik-tedavisine-alternatif-faj-terapisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Karabük Postası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 May 2023 08:57:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[faj kültür]]></category>
		<category><![CDATA[faj terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[Proje]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.karabukpostasi.com/?p=121365</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de boğaz enfeksiyonlarında antibiyotiğin kullanılamadığı durumlarda alternatif çözüm olan faj terapisi uygulanacak. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu yürütücülüğünde yapılan, “Streptococcus pyogenes bakteriyofajlarının karakterizasyonu ve endolizin proteininin bakteriyolitik aktivitelerinin belirlenmesi” adlı proje ile boğaz enfeksiyonuna neden olan etkene karşı antibiyotiklere alternatif bir tedavi şeklini geliştirdi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de boğaz enfeksiyonlarında antibiyotiğin kullanılamadığı durumlarda alternatif çözüm olan faj terapisi uygulanacak.<br />
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu yürütücülüğünde yapılan, “Streptococcus pyogenes bakteriyofajlarının karakterizasyonu ve endolizin proteininin bakteriyolitik aktivitelerinin belirlenmesi” adlı proje ile boğaz enfeksiyonuna neden olan etkene karşı antibiyotiklere alternatif bir tedavi şeklini geliştirdi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenen çalışma bakteri virüslerini kullanarak boğaz enfeksiyonlarında antibiyotik kullanmadan sprey veya dezenfektan gibi ürünler geliştirilerek boğaz enfeksiyonunu kalıcı olarak tedavi edebilmeyi sağlayabilecek. Karaoğlu, Türkiye’deki streptokok enfeksiyonuna özgü fajların ilk kez karakterize edilip dünya literatürüne kazandırılacağını söyledi.<br />
Antibiyotiklere alternatif olabilecek durumlarda faj izolasyonlarını kullanacaklarını ifade eden Prof. Dr. Şengül Alpay Karaoğlu, “Tabi bu çalışmanın burada kalmaması ve daha ileri aşamaya gitmesi için bakteri virüslerini izole edip bir anlamda antibiyotiklere alternatif olabilecek bazı durumlarda faj izolasyonlarını hedefledik ve bu alanda da Türkiye Sağlık bilimleri enstitüsüne bir proje sunduk. TUSEBE verdiğimiz proje de A grubu beta-hemolitik streptokoklar (GAS) fajlarının izolasyonu ve faj gen homonun enzim aktivitesi ile ilgili çalışmalardı. Bu çalışmamız başarıyla sonuçlandırılabilirse benzer çalışmalarla buradaki hedefimiz Faj kültür koleksiyonu oluşturabilmek. Özellikle yüzeysel enfeksiyonlarda antibiyotiğe faj ile ilgili terapi yöntemini devreye sokmak” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Antibiyotiğinin yetmediği alanlarda alternatif çözüm faj terapisidir”<br />
Antibiyotiğinin yetmediği alanlarda alternatif çözüm yoluna başvurulacağını belirten Karaoğlu, “Bununla ilgili aslında dünya antibiyotiklerin keşfinden bu denli gelişiminden önceki yıllarda 1940&#8217;lar dan 1975-1985 yılları arasında özellikle Rusya’da Faj terapi uygulanıyordu. Ancak hayatımıza antibiyotiklerin girmesiyle bu çalışmalar kısıtlanmıştır. Antibiyotikler keşfedilmiş olmasına rağmen direnç gelişimiyle karşı karşıyadır. Bizde bütün dünyada olduğu kadar yüzde 5 civarında hastamızı alt solunum yolu enfeksiyonlarla kaybetmekteyiz. Bunları özellikle alternatif olabilecek yöntemdir Faj terapisi. Bu yöntemle ilgili çalışmaları başlatmak amacıyla bu projeyi dizayn ettik. Ancak streptokoklar hakkında ülkemizde ilk yapılan çalışma olacaktır. Eğer bu çalışma tamamlandıktan sonra evimizde özellikle boğaz enfeksiyonunda ilaca alerjisi olabilen çocuklar için alternatif bir seçeneğimiz olabilecek mi sorusundan yola çıktık. Umarım olumlu sonuçlar alırız. Tabi ki Faj izolatlarımız var ancak bunun çalışmayla bir an önce kullanılabilir hale dönüştürmek daha sonraki aşamalarda daha büyük projeler de uygulama safhasına geçirmeyi hedefliyoruz. Özellikle antibiyotiğin kullanamadığımız durumlarda antibiyotiğinin yetmediği alanlarda alternatif çözüm faj terapisidir” şeklinde konuştu. (İHA)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<alsat:show>0</alsat:show>	</item>
	</channel>
</rss>
